AHİRET HAYATININ VARLIĞINI ZORUNLU YAPAN SEBEPLER.
1) Mahlukat gayesiz, başı boş mu yaratıldı?
Kainatta gayesiz hiç bir şey yoktur. Gayesini anlayamadığımız veya o an için göremediğimiz ve haklarında araştırma isteyen konularda hemen anlayamamamızdan dolayı "gayesiz ve boştur" demek ilim ve hakikatle ters düşer. Bir bilgisayarın veya elektronik başka bir şeyin içini açıpta baktığımızda bilgisayarın içine konuş sebebini anlayamadığımız parçalar için bunlar boşuna konmuş demek, kendi cehaletimizi gösterir. Bir şeye yoktur, veya o şey boştur, gayesizdir demekte yine bilmeyi gerektirir. Yani inkar için bile bilmeye ihtiyaç vardır.
Ayakkabı bağının ucundaki demir, yakamızdaki toplu iğne bile bir gaye için bir amaç için varlarsa, insan gibi eşref-i mahlukat (en şerefli varlık) olan bir halifeyi, Allah'ın vekilini gayesiz düşünmek, böyle bir düşünmeden öte gayesizmiş gibi yaşamak, insana ve insanın sanatkarına yapılacak en büyük saygısızlıktır. Eve alınan son derece değerli antik bir halıyı girişte kapıya paspas yapmak, nasıl mantıklı değil ve aptalca bir davranışsa insan gibi yüksek gayeler için yaratılmış bir varlığı dünyanın fani işleri arkasında baki alemi unutturarak koşturmak ondan daha fazla divaneliktir ve insanın kendi şahsına yapacağı en büyük saygısızlıktır. Saygın bir insanın büyük bir toplantıda, ağzında emzikle dolaşması nasıl onun değerini, konukların gözünde düşürür, aynen öylede, şu dünyada halife pozisyonu verilen insan yaradılış maksatlarının dışına çıktığında, dünya toplantı salonunda bulunan ilahi kameralar vasıtası ile her şeyi kaydediliyor. Yani onu melekler, ruhaniler, ve en önemlisi her şeyi yaratan her an izliyor. İzleyicisi bunların olduğu bir toplantı salonunda kötü işler yapıpta ebedi hayatta maskara olmaktan daha acı bir şey var mı acaba?
Bu manalara işaret eden bir kaç ayetin mealine bakalım:
"23.115. Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?" Böyle sandı iseniz çok aldandınız. Birinlerini saygısızlık
yapmanın kötü olduğun anlayıp, Allah'a karşı kulluk yapmama saygızlığının hesabı olacağını düşünmediniz ise cidden aldandınız.
İnsanın müşterisi kimdir? Veya kim olmalıdır?
-Tanıdığınız bir bahçıvan düşünün, bir yıl boyunca özene bezene büyüttüğü çiçeklerini, sebzelerini bir arabaya yüklese ve yola çıksa yolda siz ona rastlayıp sorsanız "bunları nereye götürüyorsun?" O da dese; "bunları şu yakındaki çöplüğe götürüyorum?" her halde şaşırıp kalırsınız.
-Bir sarraf atölyesi ve dükkanı olan kuyumcu tanıdığınız olsa, binbir emekle bulduğu, sonra topraktan çıkardığı, sabırla işlediği, uzun zaman göz nuru döktüğü sonra kalitesine göre altın, gümüş, bronz, demir ve teneke diye ayırdığı madenlerini bir arabaya koysa ve yine sen ona yolda rastlasan "bunları nereye götürüyorsun" desen ve baçıvandan aldığın cevabın aynısını alsan her halde daha çok şaşırırsın. Narin bir gülün, değerli bir madenin yeri değerine uygun olmalı, layık oldukları mekanlarda sergilenmeli değerlerini veren alıcılara gitmeli. Kendi değerine denk bir değerle değişilmeli. Veya düşük bir karşılığa verilmemeli. Bu misale başka bir noktadan daha yaklaşıp misalin hakikatine geçelim. Bu güller ve değerli madenlerin bırakın çöpe atılmasını, değerinden az bir karşılığa satılması bile onların değerine saygısızlıktır. Bin gulden değerinde olan bir madeni binbeşyüz gülden veren varken beş gülden vereceğini hatta sonra onu geri alacağını ima eden birine satmak ne derece divanelik olur heralde herkes anlar.
Şimdi İnsana bakalım, önce bir değer biçelim sonra da satışa çıkartalım.
Bu noktada ilk olarak gafil bir insanın gözü ile dünyaya bakalım. Bir kere insan sipariş üzere üretilmiyor. rengi, boyu, ömrü, karateri, huyları üretici firma tarafından belirleniyor. Dünyaya kullanıma hazır olarak değilde, yarı mamul olarak gönderiliyor. 15-20 yıl boyunca işlemek gerekiyor. Kalitesi de yetiştiği çevre ve bahçıvanı olan anne-babanın maharetlerine göre değişebiliyor. Birde yedek parçası üretilmiyor. Bütün parçaları milyarla ölçülemeyecek kadar kıymetli, bir kilodan biraz fazla beynine 10 ton altın verseniz vermez. O kadar değerli. Şimdi bu kadar değeri olan nadide varlık olan insan bir okula müsteri olsa veya okul buna müşteri olsa ve dese; bana 11 yıl günde 8 saat gel sana diploma vereceğim dese ve o da gitse, sonra okul bitince bir işyeri günde bana 8 saatini verirsen sana ayda 2500 gülden vereceğim ve bunu 65 yaşına kadar yaparsan seni emekli edeceğim dese bunu da kabul ederiz ve ediyoruz. Şimdi 65 yaşındayız ( Hala yaşıyor veya yaşayan ölü degilsek) Ya sonra ne olacak, olmayacak bir şeyin olduğunu farzedelim, herkese gelen ölüm sana bir farkla, bir gün önceden haber verse, yarın geliyorum dese, öyle veya böyle bu olacak ve kimsenin kaçamadığı bir gerçektir. Şimdi dön arkana iyi bak eğer seni yaratana kul olmamışsan, bütün bir hayat boyunca arzuları hevesleri tatmin için koşmuşsan, ölüme bir gün kala eline avucuna iyi bak, nerede kaldı o tatlı günler, nerede o uğruna çok şeyi ihmal ettiğin gençlik, bütün bir ömür boyu elde etmek için koştuğun mal mülk sen giderken sana elini bile vermiyor. Vedalaşmaya fırsatın bile olmuyor. Yoksa sen bütün bir hayat boyu, sana ebedi hayatta faydası olmayan şeylerin peşinden mi koştun? Müşteri olunsa milyarlara satmayacağın bir nefesinin tonlarcasını bir hiç uğruna mı tükettin, değer yönü ile nefes den geri kalmayan kafa, bir hiç uğruna mı yoruldu? Evet bu sorular organlar adedince çoğaltılabilir. Şimdi durup düşünelim. Bu kadar kıymetli bir ömür verildi ve elde kalan nedir? Bu insan bir dükkandan ambalaj içinde bir kamera satın alsa buna 5000 gülden verse, sonra evine geldiğinde bunu açtığında aldığı şeyin 5 gülden bile etmeyen bir oyuncak olduğuna anlasa, düştüğü durumu kazık yemek olarak ifade edecek, karşısına filimlerini çekmek için aldığı ailesi ise günlerce çalışmanın sonucu elde edilen paraların boşa gittiğini görecek, Babamız kazık yemiş diyecekler. Belki bu kameranın bonusu duruyorsa geri verilebilir. Ama ya hayat kadar değerli bir şey bir hiçe verilmişse böyle bir alış verişte herşeyi verip bir hiç alan insanın düştüğü durumu açıklamada kazıkların boyu bile yetersiz kalacak. Böyle bir hayata sonu itibarı ile baktığımızda bir yaprağın sonbahardaki sonundan farksız bir son, Halife insan ve bir yaprak dünyadan giderken aynı değerde yani toprağa karışmak ve bir hiç olmak için gidiyorlarsa, bu hayatın sahibi dünya pazarında ebedi kazık yemiş bir talihsizden başka bir şey değildir. Hele hayatını günaha gire çıka, gözleri ile harama baka baka, elleri ile haramı tuta tuta tertemiz haytını kirletmiş ise bir melek gibi geldiği hayatı şeytana oyuncak olmuş bir pislik olarak terk ediyorsa, bu yönü ile ağzımıza tertemiz giren fakat çıktığında WC den başka bir yer bırakılmayan bir pislikten farkı kalmayacak. Eger hayatın gayesi yoksa Eğer her şey dünyada başlayıp yine dünyada bitiyorsa. Bir ahiret yoksa, İnsan büyük bir mezarlıkta yaşayan ve hiç olmaya mahkum, hayvanlardan ve diğer mahlukattan üstünken ölümü yönü ile onlarla eşit olacak bir zavallıdan başka bir şey değildir. Çok sevilen babanın ölüsü evi kokutacağı için ayrı bir yatak olan kabre konuyor, çarşafı olmayan, akrepi yılanı, çıyanı olan bir yatağa konuyor zaten başka da bir şey de yapamazlar. İşte dünyanın acı yüzü.
Hayatın Müşterisi Allah'tır. Ebedi Cennet veriyor hayatı alıyor.
Birde kul gafil değilse hayatı bir gayeye göre yaşıyorsa, o hayatın gayesini de bilir, hayatın değerini de bilir. Böyle bir hayatın alıcısının Allah olduğunu da bilir. Ve hayatı ona göre yaşar. Müşteriye malı takdim eden satıcının gösterdiği hassasiyetten daha fazla bir hassasiyeti, alıcısı Allah olan bir pazarda malını güzel tutmaya değerini düşürmemeye çalışır. Gelen geçenin baktığı vitrine verdiği özeni, bakanı Allah olan kalp evindeki hassasyeti ile gösterir. Zira Allah o evi günde 70 defa nazar ediyor. Evet hayatın gayesi dünyadan daha değerli olmalı. Kur'an bu manalara şu ayeti ile ışık tutuyor. " Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. .... O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. 9-111." Bu kazancı değerlendirmek isteyen ". İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah'ın rızasını almak için kendini ve malını feda eder. Allah da kullarına şefkatlidir.2. 207" Müşterisi Allah olan pazarda kendini Allah beğendirerek pazarlayanlar, Bir an önce ona satılmanın derdine düşmüşler, cennetin ve onun sahibinin yüksek değerleri varken dünyanın teneke parçalarına gönül vermemişler, Allah'a kavuşacak yolu ve fırsatı hep değerlendirmişler. Eğer bir cepheye girmiş ise, öldüğüne değil ölmediğine üzülüp acaba bir hataam mı vardı da arkadaşlarıma nasip olan şehitlik bana olmadı demişler.
Evet sözün özü hayatta bir mikrobun bile gayesi varsa, ondan çok değerli olan, değerine değer katan iklimdeki gayreti ile melekleri kıskandıracak mertebelere çıkan insanın gayesiz olduğunu düşünen ona en büyük saygısızlığı yaptığı gibi, onu yaratana da en büyük hürmetsizliği yapacak, bu iki durumda da vay o insanın haline!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 545
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 21.05.2007 11:20
Allah razı olsun
tarkın Tarih: 16.12.2005 15:26
teşekkürler kardeş
by_ufuk Tarih: 11.12.2005 22:04
bilgilerin için sağol
FreddyKrueger Tarih: 10.12.2005 17:16
aLLah Razı oLSun...
liamsi Tarih: 06.12.2005 01:16
Allah razı olsun.
Ben hep şükrederim .İyiki Allah var.İyiki Ahiret var.
Ya olmasaydı.Herkesin yaptığı yanına kalsaydı.
Rabim iyiki varsın.Sonsuz senalar.
Enes Selman;Allah sana ;Allah'a ve sana itaat eden evlatlar versin.
SU-PERISI Tarih: 05.12.2005 17:29
teşekkürler eline sağlık