Bir varmış bir yokmuş,
Masallar masal içinde

Çocuklar huzur içinde uyurmuş...


Bir kasaba varmış ve bir çocuk. İsmi Can olan kendi halinde sakin bir çocukmuş bu...


Bugünkü masalımızın kahramanıymış o, Can...

Annesiyle minik kelimeleriyle anlaşırmış, babasıyla balığa gidermiş...

Kasabadaki diğer çocukların da sevdiği bir çocukmuş o.


Gel zaman, git zaman Canların olduğu kasabadan taşınmaları gerekmiş. Babasının işi dolayısıyla Can ve ailesi bulundukları kasabadan büyük bir şehre, İstanbula taşınacaklarmış.


Can bu değişikliğin fikrine bile uyum sağlayamamış. Kasabayı çok seviyormuş, arkadaşlarını, oturdukları yeri, bir sene sonra başlayacağı ilkokulun bahçesinde gizlice oyun oynamayı, kasabanın en güzel gölündeki balıklara dokunmayı çalışmayı, kurbağalarla şarkı söylemeyi

Herşeyi ama herşeyi bırakıp nasıl gidecekmiş başka yere...


Arkadaşları da çok üzülmüş bu fikre ama Cana üzgünlüklerini belli etmiyorlarmış. Ona üzgünlüğünü belli etmeyen bir de Asyaymış... Asya onun mahalledeki en sevdiği arkadaşıymış... Bir de yanına geldiğinde her seferinde karnına karıncalar basar gibi olurmuş. Canın aklı ermezmiş hem çok severmiş Asyayı hem de yanına gelince karnına bir karınca sürüsü baskın yapmış gibi olurmuş, yüzü kızarır hemen oradan uzaklaşmak istermiş...

Uzun lafın kısası Asya da çok üzgünmüş, Canın gidecek olmasına.


Zaman geçmiş, Canın gitmesine birkaç gün kala Asyanın güzeller güzeli annesi Aslı teyzenin bahçesinde Cana bir veda partisi düzenlenmiş, Aslı teyze hepsine en sevdiği turtalardan, böreklerden, pastalardan yapmış. Mahallenin bütün çocukları Canın gözünün

İçine bakıyormuş. Birlikte oyun oynayıp, yemek yemişler, çizgi film de izlemişler. Tam parti dağılacakken o gün hiç konuşmayan Asya gelip Cana onun için biriktirdiği deniz kabuğu kavanozunu hediye etmiş.


Can ve ailesi o günlerde evlerini toplayıp İstanbula taşınmak için hazırlıklarını bitirmişler.

Taşınacağı gün Canı ve ailesini mahallede onları seven tüm komşuları uğurlamak için gelmişler. Bir tek Canın en çok gelmesini beklediği Asya yokmuş...

Can Asyanın gelmemesine bir yandan üzülüyor bir yandan da Asyayı gördüğünde karnını

Basan karıncaların onu rahat bırakacağını hissederek rahatlıyormuş.

Ve Canın en iyi arkadaşıymış yanında gelebilecek olan... Küçük kavanozun içindeki Maymonoz adını verdiği yeşil balıkmış Can ile yolculuğa devam edecek...


Maymonoz, Canın kucağında hüzünle kasabaya bakıyormuş...


Can, Maymonoza İstanbuldaki evlerine taşınınca odasında bir kaptan köşkü hazırlamış odasındaki en güzel yeri ona ayırarak. Her sabah kalktığında önce Asyanın ona verdiği kavonozu öpüyor sonra da Maymonoz ile göz göze geliyormuş.


Can İstanbuldaki hayatına çok da alışamamış. Maymonoz da olmasa İstanbul hiç de çekilmezmiş. Aslında şaşırılacak tek büyük değişikliğin Maymonozun İstanbula taşındıktan sonra renginin fosforlu bir kırmızıya dönüşmesiymiş. Bu haliyle ismi da onda bir tuhaf kaçmaya başlamış. Müzik duydukça eskisinden daha hareketli suyun içinde yüzen balık,

Canın anlattıklarını dinler gibi suya yaklaşıyor sonra yüzmesine devam ediyormuş.


Her şey durgunmuş anlayacağınız...

Ta ki, aradan aylar geçip Asya ve ailesinin onları ziyarete geleceğini öğrendiği güne kadar.

Maymonoz ile güne erken başlamışlar. Ve Can karnını iyice doyurmuş ve biraz da kalınca giyinmiş... Ne de olsa Asya gelince karnını tuta tuta bir hal olacakmış...










Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 782
favori
like
share
genc_ressam_17 Tarih: 26.01.2006 09:55
teşekürler cadı abla
serhatbey_066 Tarih: 24.01.2006 09:48
ellerine sağlık arkadasım
dream_catcher Tarih: 04.01.2006 22:08
teşekkurler
ZardanAdam Tarih: 30.12.2005 15:28
tesekküler cadii
FadiK Tarih: 27.12.2005 20:28
Sagolasin cadikizcim cok tesekkürler
sadukan Tarih: 27.12.2005 16:55
ellerine sağlık
ersengamze Tarih: 25.12.2005 21:53
hadi bir bakalim