Nişantaşı, bir pasaj ve bir beyaz fanila

Karayipler'deki gezisini anlatan, hiphop dinleyip yahni dilimleyen birileriyle, beyaz fanilası ile paspas yapan biri aynı 'kareye' girince..

Sokak / AHMET TULGAR

Cumartesi öğleden sonrasında Nişantaşı, Reasürans Pasajı'nda, terden azca ıslanmış, misler misi, bembeyaz bir fanila ölmekte olan bir sınıfın, yani İstanbullu burjuvaların estetiğinin karşısında bir alternatif oluşturuyordu.
Beyaz bir sayfa gibi. Oturduğum yerden onu bazen görüyordum, bazen kayboluyordu. Her gözden yitişinde dönmezse ne yapacağım, yalnızlığımı ne yapacağım korkusu küçücük; tekrar ortaya çıkışında ise küçücük, hınzır bir sevinç içimde: Beyaz fanila.
Buraya, Nişantaşı'na ve tam da bu pasaja bugün, Beyoğlu'ndan nasıl düştüm? Basiretim bağlanmış olmalı.

Bu nasıl bir kalabalık?
Önce Atiye sokağa geldim aslında: Dar kaçtım ama hemen oradan, sahiden nereden geldikleri, nerede üredikleri, sahiden hafta içinde nerelerde, sahiden bu ülkede mi oldukları bilinmeyen, böylesine sağlıklı, böylesine "casual" şık, böylesine steril, böylesine kopuk, böylesine yalnız, Türklere hiç benzemeyen, hatta Türkçe konuşmaları her zaman beni şaşırtan, hatta bir yabancılaştırma efekti yapan, alttan alta hep CNBC-e'deki ya da Comedymax'daki bir sit-com'a gönderip hasretlerini dindirmek istediğim Türk kalabalığını görünce.

Acınası bir özkıyım
Reasürans'da ise İstanbul burjuvaları toplu intihar üzerindeydi.
Limonata gibi bir yaz gününde bir apartman boşluğunda, mütemadiyen fona konuşan bir Afro-Amerikan'ı yani "hip hop" dinleyerek, mütemadiyen önündeki tabaktan ya da bardaktan bir şey tüketmek, vitrinlerde tüketecek bir şey bakınmak, yaşadığı kentin hayatından aylık dergi sayfalarına ricat: Yalnızlık ve acınası bir özyıkım.
Masamızda bir adam durmaksızın iş hayatındaki başarıları anlatıyor: Karayipler'den çıkıp Venedik'e uğruyor, oradan yeni ofisine geliyor. Karşımdaki ya cep telefonundaki foto galerisinden Yunan adaları tatilinin fotoğraflarına bakıyor ya pizzasını kesiyor. Kızlardan biri patlıcanı, diğeri yahnisi ile meşgul. Beyoğlu'ndan birlikte geldiğim ise profiterol toplarının içine, dışarı taşmış kremayı geri doldurmakla meşgul. Ben sade kahve içiyor ve hemen yandaki abajur dükkânının içine bakıyorum.

Ve içerideki o adam...
Orada bir temizlik işçisi bembeyaz fanilası, çizgili şortu ve sandaletleri, paspas yapıyor, süpürüyor, toz alıyor. Hiç ilgili değil dışarıyla. Bugünle değil yarınla, şimdiyle değil paydosla onun işi. Açıkçası abajurcunun önünden geçen kadınların bazılarının gözü kayıyor içeri: Vital, yeni ve umut gibi bir şey içerideki adam.
Kendine has, değişken bir topoğrafyası olan beyaz fanilası bir beyaz sayfa gibi davetkâr, vaatkâr.
Süpürgesi, paspası, toz bezi bugün, burada ihtiyaç duyduğumuz şeyler.

Telifler Vakıf'a

Geçen hafta bu köşede iki kitabımı duyurmuştum. Yazılarımdan yapılan bir seçki: Tam Yakalandığımız Yerden. Röportajlarımdan yapılan bir derleme: Mahallede Herkes Kahramandır. Kitaplar artık piyasada. Ve ben şu sıralar okur ilgisiyle mesudum. Kimse de, bu köşede iki hafta arka arkaya ki-taplarımdan söz ettiğim için beni eleştirmesin, eleştiremez. Çünkü kitapların gelirinin hayırlı bir işte kullanılacağını söylemiştim. Evet, her iki kitabımın da telifleri, Türkiye'nin yüzünü ağartan İnsan Hakları Vakfı'na bağışlandı...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 933
favori
like
share
MyNiceWorld Tarih: 28.12.2005 01:27
EMEKLERİNE SAĞLIK PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKKÜRLER
HERKESE SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM
:cubuk:
MaRaBoGLu61 Tarih: 12.03.2005 09:52
tesekkürler arkadasim
ByStranqe Tarih: 07.12.2004 14:34
Bİlgi İçin Te$ekkürler.......