Sergen Yalçın şöyle diyor: "Bir genç çıkıyor, oynuyor. Hemen ardından bir değerlendirme: 'Bu çocukta iş var. Geleceğin yıldızı olur. Biraz zaman gerek.' Hayır böyle yıldız olunmaz. Eğer futbolcu yıldızsa, oynadığı an kendini belli eder. Ve o anda yıldızı parlar..."

Elhak doğru... Bugün artık futbolcu yaşı hem aşağı çekiliyor hem de yukarı çıkıyor. Eğer futbolcunun yeteneği varsa ve size yararlı olacak bir düzeye gelmişse en üst ligde de oynatırsınız, ulusal takımda da. 16-17 yaşında olması fark etmez. Zaten yürür yürümez futbola başlar bu çocuklar. Sekiz-dokuz yaşından sonra da eğitimini almaya... Sonra belli yaş gruplarında 'mini dünya kupası' havasına girmiş uluslararası turnuvalar oynarlar.

17-18 yaşlarında A takımda forma giyince, takımın en iyileri, en vazgeçilmezleri olurlar.

Ne kadar genç...
İşte bu yüzden 1958 Dünya Kupası'nda sakalları çıkmadan yıldız olan Pele örneğine sık sık rastlıyoruz artık. Owen, Rooney, Messi, Kaka, Robinho en ünlüleri... Bizde Emre Belözoğlu'ndan yıllar sonra sahneye çıkan Nuri Şahin... Futbol yaşı yukarı doğru da çekiliyor. Eskiden 30 yaş jübile yaşı sayılırken şimdi kendine bakan, kariyerini akıllıca yöneten futbolcular 40 yaşa çekiyor bu sınırı... Şimdiden futbolu bırakma vadelerinden söz eden Hakan Şükür, hemen sahaları terk etmeyip, futbol yaşantısını bir 2. Lig takımında, diyelim Sakaryaspor'da sürdürmeyi düşünmez mi acaba?

Futbol yaşının aşağılara çekilmesi akılla yönetilen kulüpler için bir zorunluluk. Hem futbolcudan uzun süreli yararlanıyorsunuz, hem istikrarlı bir kadronuz oluyor, hem de futbolcunun önünde birkaç kez transfer olanağı bulunuyor. Sözleşmelere özel madde koydurmasanız bile bu transferlerden yetiştirme parası alıyorsunuz. Ayrıca her şeye 'aç' futbolcular takımınıza müthiş bir savaşma ruhu, kazanma arzusu ve kolektif güç katabiliyor. Del Bosque döneminde Real Madrid'in yükselişinin ardında takıma Casillas, Guti gibi gençlerin yerleştirilmesinin yattığını biliyoruz. Bizim 'örnek harekât'ımız ise Serpil Hamdi Tüzün'ün çocuklarının Beşiktaş A takımının harcına katılmasıydı malumunuz. Sonra da ulusal takım düzeyinde Sergen Yalçın geldi altyapıdan.

Sergen'in bu çıkış sürecini hiç unutmadığını biliyorum. Onun birçok lafı eleştirilebilir ama genç futbolcular hakkındaki düşünceleri dikkate değer... A takıma çıkıp gol attığı maçtan sonra Gordon Milne'in onu nasıl yeniden PAF'a yolladığını, A takımla antrenmana alındığında K. Metin'le birlikte sadece top topladığını ondan dinlemiştim. "Futbolcu ilk maçta kendini kabul ettirecek" derken haklı... Günümüzde futbol o denli yarışmacı ve o denli uluslararası hale geldi ki, kimsenin ne gözünün yaşına ne de fiziki yaşına bakılıyor. İster bir maçlık, ister 15 dakikalık olsun, A takımda oynama şansı bulduğunuzda kendinizi göstereceksiniz. Öyle top cambazlıkları yaparak değil, üst düzey futbola yatkın olduğunuzu, takımı yükseltebileceğinizi ve bu takımın 40 yıllık parçası olduğunuzu göstererek yapacaksınız bunu.

En gence, en iyiye...
Dünya takımları 'erken keşif' üzerinde yoğunlaşıyor şimdi. Bütün amaç yetenekli futbolcuyu çok önceden keşfetmek, uygun bir eğitimden geçirmek, kulübe uygun bir hayat ve futbol kültürü vermek ve en genç ama en yararlı olacağı anda A takıma almak... Genç takımlar yarışıp kupa kazanmak için değil, A takımlara futbolcu vermek için var. Bizdeki şaşkın yöneticiler gibi maç, kupa kazanan PAF takıma prim dağıtmıyorlar.

Bu süreçte futbolcunun bireysel özelliklerini törpüleyen, onu tek tip robot stoperler, liberolar vb. haline getiren katı Alman futbol eğitimi sistemi tarihe karıştı. Şimdi ilk hedef, milliyeti, eğitimi, kültürü ne olursa olsun yetenekli futbolcuları keşfetmek. İz sürücülük (scouting) çok belirleyici bu aşamada. Sonra çocukların bireysel yeteneklerini geliştirecekleri ama belli bir futbol anlayışı içinde kullanabilecekleri 'eğitim süreci' geliyor. Tarihsel olarak bizim hiç de yabancısı olmadığımız 'devşirme sistemi' gibi bir şey. Fransız futbolunun çıkışının temelinde, kulüp ve ulusal takım altyapılarındaki bu devrim yatıyor. 'Ginga' adlı belgeselde sekiz yaşındaki marifetlerini izlediğimiz Robinho'nun o zamandan beri izlendiğini biliyoruz. ABD'li Freddy Adu A takımda oynadığı 14 yaşından beri takip altında...

Barcelona gibi takımlar bu oyuncuları aileleriyle birlikte getiriyor. Futbolcu 18 yaşından küçükse böyle yapmak zorundasınız zaten. Barcelona'nın A takımında resmen 22 futbolcu var ama bir o kadar genç, A takım sistemi içinde idmanlara çıkıyor. Bunlar arasında 17 Yaşaltı Dünya Şampiyonu Meksika'nın yıldızı, Mayıs '89 doğumlu Giovani Dos Santos da var. Chelsea, en yaşlısı '88 doğumlu olan bir 'gelişmekte olan futbolcular' (developing players) grubu oluşturdu. Manchester United'ın, West Ham'ın Yedekler (Reserve) Ligi'nde oynayan takımı da, çoğunlukla devşirilmiş gençlerden oluşuyor.

Semih Fener'de oynar mı?
O zaman madalyonun öteki yüzüne duygusallıktan uzak bakmakta yarar var... Hepimiz gençlerin büyük lig takımlarımızda oynamalarını istiyoruz. Beşiktaş'ın kurtuluşunun altyapıdan futbolcu çıkarmasına bağlı olduğunu söylüyoruz. Gençleri oynatmayarak Galatasaray'ın tarihi bir şansı kaçırdığını konuşuyoruz.

Cafercan'ları, Zafer'leri, Arda'ları, Mehmet Sedef'leri, Olcan'ları sahada görmek istiyoruz. Acaba bu futbolcular A takım düzeyinde mi? Genç takımları izleyenlerin kafasında soru işaretleri var. Sonra da oturup 24 yaşındaki Selçuk oynadı diye Fener'in gençleştiğinden söz ediyoruz. 23 yaşındaki Semih'in Fener'in futbolcusu olup olmadığını tartışıyoruz. Beşiktaş'ı izlenmeye değer kılan bir-iki nedenden İbrahim Akın'ın nasıl gelişecebileceğini araştırıyoruz...
Bir yerlerde bir yanlışlık var ama nerede?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 707
favori
like
share
ReiS Tarih: 04.01.2006 16:58
Haber icin saoL üstadim