SA'D B. EBİ VAKKAS



Sa'd b. Ebî Vakkas Malik b. Vuheyb b. Abdi Menaf b. Zühre. Babası

Malik b. Vuheyb'dir. Malik'in künyesi Ebî Vakkas olup, Sa'd bu künyeye

nisbetle İbn Ebî Vakkas olarak çağrılırdı. Rasûlüllah (s.a.s)'in annesi

Zuhreoğullarından olduğu için, anne tarafından da nesebi Rasûlüllah (s.a.s) ile

birleşmektedir. Sa'd'ın annesi Hamene binti Süfyan b. Ümeyye'dir. Sa'd (r.a),

ilk iman edenlerden biridir. Kendisinden yapılan rivayetlere göre o İslâmı

üçüncü kabul eden kimsedir. Ancak, Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekr, Hz. Ali ve Zeyd

b. Harise'den sonra müslüman olmuşsa beşinci müslüman olmuş oluyor. Sa'd

(r.a), müslüman olduğu gün henüz namazın farz kılınmamış olduğunu ve o

zaman on yedi yaşında bulunduğunu söylemektedir (İbn Sa'd, Tabakâtül-

Kübrâ, Beyrut (t.y), III, 139).

Sa'd (r.a) İslâma girişine sebep olan olayı şöyle anlatır: "Müslüman olmadan

önce rüyamda kendimi hiç bir şeyi göremediğim karanlık bir yerde gördüm. Bu

arada ay doğdu ve ben onun aydınlığına tabi oldum. Benden önce bu aya

kimlerin uymuş olduğuna bakıyordum. Onlar, Zeyd b. Harise, Ali b. Ebî Talib ve

Ebû Bekir'di. Onlara ne kadar zamandan beri burada olduklarını sorduğumda,

onlar; "Bir saat kadardır" dediler. Araştırdığımda öğrendim ki, Rasûlüllah

(s.a.s) gizlice İslâm'a davette bulunmaktadır. Ona Ecyad tepesi taraflarında

rastladım. İkindi namazını kılıyordu. Orada İslâmı kabul ettim. Benden önce bu

kimselerden başkası imân etmemişti" (İbnül-Esir, Üsdül-Ğâbe, II, 368).

Sa'd'ın müslüman olduğunu öğrenen annesi, buna çok üzülmüş ve oğlunu

atalarının dinine döndürebilmek için çareler aramaya başlamıştı. Sa'd'a, eğer

girdiği dinden dönmezse, yemeyip içmeyeceğine dair yemin etmişti. Sa'd,

annesine, bunu yapmamasını, çünkü dininden dönmeyeceğini söyledi.

Yeminini uygulamaya koyan annesi, bir zaman sonra açlık ve susuzluktan

bayılmıştı. Ayıldığında Sa'd ona; "Senin bin tane canın olsa ve bunları bir bir

versen, ben yine de dinimden dönmeyeceğim" demişti. Onun kararlılığını

gören annesi yemininden vazgeçmişti (Üsdül-Ğabe, aynı yer). Sa'd (r.a)

annesine çok düşkündü ve ona bir zarar gelmesini asla kabul edemezdi. Ancak

imanla alakalı bir konuda Rabbine isyan edip başkalarının heva ve heveslerine

de tabi olamazdı. Sa'd (r.a) ve benzerlerinin karşılaşacağı bu gibi durumları

çözümlemek ve iman edenleri rahatlatmak için Allah Teâlâ şu âyet-i kerimeyi

göndermişti: "Bununla beraber eğer, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi

bana ortak koşmak için seninle uğraşırlarsa, o zaman onlara itaat etme.

Dünya işlerinde onlara iyi davran..." (Lokman, 31 / 15).

Sa'd (r.a), Medine'ye hicrete kadar Mekke'de kalmıştır. Dolayısıyla müşrikler

tarafından uğradıkları bütün saldırı ve işkencelere diğer müslümanlarla birlikte

Mekke dönemi boyunca muhatab olduğu muhakkaktır. Mekke'de

müslümanlar, Mekke zorbalarının saldırılarından emin olmak için ibadetlerini

gizli ve tenha yerlerde ifa ediyorlardı. Bir gün Sa'd (r.a) arkadaşlarıyla birlikte

ibadet ederlerken müşriklerden bir grup onlara sataşarak İslâmla alay etmişler

ve onlara saldırmışlardı. Sa'd eline geçirdiği bir deve sırt kemiğini alıp

müşriklere karşılık vermiş ve onlardan birini yaralayarak kanlar içerisinde

bırakmıştı. İşte İslâm'da Allah için ilk akıtılan kan budur (Üsdü'l-Ğâbe, II, 367).

Sa'd (r.a) kardeşi Ümeyr (r.a) ile Medine'ye hicret ettiği zaman, kan davası

yüzünden Mekke'den kaçıp buraya yerleşmiş olan diğer kardeşleri Utbe'nin

evinde kalmaya başlamışlardı. Muahat olayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa'd'ı

Mus'ab b. Umeyr ile kardeş ilân etmişti. Başka bir rivayete göre de kardeş ilân

edildiği kimse Sa'd b. Mu'az'dır (İbn Sa'd, a.g.e., III, 139-140).

Medine'ye hicretle birlikte İslâm devlet olmuş ve kendini tehdit eden güçlere

karşı askerî faaliyetler başlamıştı. Bu çerçevede Mekke kervanlarına yönelik

askerî birlikler (seriyye) sevkediliyordu. İlk seriyye, Hicretin yedinci ayında

Mekke kervanının yolunu kesmek için otuz kişiden oluşan Hz. Hamza

komutasındaki seriyyedir. Sa'd (r.a)'da bu ilk askerî birliğe katılanlardandır

(İbn Sad, aynı yer) Bir ay sonra Ubeyde b. Haris komutasında gönderilen

seriyye Kureyş kervanıyla karşılaştığında ilk oku Sad b. Ebi Vakkas (r.a) atarak

çatışmayı başlatmıştı. Mekke'de Allah yolunda ilk kan akıtan kimse olma şerefi

Sa'd (r.a)'a ait olduğu gibi, yine Allah yolunda ilk ok atma şerefi de böylece

ona nasip olmuştur. Sa'd (r.a) şöyle demektedir: "Araplardan Allah yolunda ilk

ok atan kimse benim" (İbn Sa'd, aynı yer).

Aynı yılın Zilkade ayında Rasûlüllah (s.a.s), Sa'd b. Ebi Vakkas'ı yirmi kişilik bir

askerî birliğe komutan tayin ederek el-Harrar mevkiine göndermişti. Bu

seriyyenin gayesi de Mekkelilere ait kervanı vurmaktı. Ancak kervan bir gün

önceden bu yerden hareket etmiş olduğu için, bir çatışma çıkmamıştı.

Rasûlüllah (s.a.s), sadece seriyyeler göndermekle yetinmiyor, bizzat

ordusunun başına geçerek seferler düzenliyordu. Bunlardan biri olan ve II.

Hicrî yılın Rebiu'l-Evvel ayında gerçekleştirilen Buvat gazvesinde, ordu

sancağını Sa'd taşımaktaydı (Taberi, Tarih, Beyrut 1967, II, 407). Peşinden

tehlikeli bir görevle Mekke ile Taif arasındaki Nahle mevkiine keşif maksadıyla

gönderilen Abdullah b. Cahş seriyyesine katılan Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a)'ın

bütün cihad faaliyetlerine aktif bir şekilde iştirak ettiği görülmektedir.


Bedir savaşında müşrik süvari birliğinin komutanı olan Sa'id b. el-As'ı öldürüp

kılıcını Rasûlüllah (s.a.s)'e getirmişti. O, Zülkife adındaki bu kılıcı ganimetlerin

dağıtılışında Sa'd'a vermişti.

Uhud savaşında, müşriklerin üstünlüğü ele geçirdiği ve müslümanların paniğe

kapılarak dağıldığı esnada Rasûlüllah (s.a.s)'in yanından ayrılmayıp gövdelerini

siper ederek onu korumaya çalışan bir kaç kişiden birisi Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a)

idi. O, cesaretinden hiç bir şey kaybetmeden ok atmaya devam ediyordu. Sa'd

(r.a) ok atmakta mahirdi ve hedefini şaşırmıyordu. Rasûlüllah (s.a.s) ona ok

veriyor ve şöyle diyordu: "At Sa'd Anam babam sana feda olsun " (Müslim,

Fezâilü's-Sahabe, 5; İbn Sa'd, a.g.e., III,141; İbnül-Esîr, el-Kâmil,)i't-Tarih,

Beyrut 1979, II, 155). Rasûlüllah (s.a.s), övgü, rıza ve hoşnutluğu ifade eden

bu kelimeleri, ana ve babasını bir arada zikrederek başka hiç kimse için

kullanmamıştır (İbn Sa'd, aynı yer).

Sa'd (r.a)'ın Uhud günü gördüğü hizmet ve gösterdiği kahramanlık gerçekten

çok büyüktü. Onun bu günde tek başına bin ok attığı rivayet edilmektedir

(Üsdül-Ğâbe, II, 367).

O, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke'nin fethi ve diğer gazvelerin tamamına

katılmıştır (İbn Sa'd, a.g.e., 111, 142).

Rasûlüllah (s.a.s)'in vefatından sonra Hz. Ebu Bekir (r.a)'a bey'at eden Sa'd

(r.a), Hz. Ömer döneminde aktif olarak devlet idaresinde görevler almıştır. Bu

dönemde onun en önemli görevlerinden birisi, asrın emperyalist süper

güçlerinden birisi olan İran imparatorluğunu çökerten Kadisiye ordusunun

kumandanlığıdır.

Bizansa yönelik askerî faaliyetler sürerken, İran topraklarına da seferler

yapılıyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a) döneminde İranlıların elinde olan Irak'ın büyük

bir bölümü fethedilmişti. Hz. Ömer (r.a) iş başına geçtiği zaman İran'a karşı

kapsamlı ve netice alıcı bir askerî sefer düzenlenmesi için çalışmalara başladı.

Yapılan istişareler sonucunda Sa'd b. Ebî Vakkas'ın hazırlanan orduya komutan

tayin edilmesi kararlaştırıldı. Havâzin kabilelerinden zekât toplamak için bu

bölgede bulunan Sa'd, Medine'ye çağrılarak ordu ona teslim edildi. Sa'd

ordusuyla Irak'a doğru yürüyüşe geçerek Kadisiye mevkiinde kârargah kurdu.

İran şahı, müslümanlara karşı savaşmak üzere ünlü komutanı Rüstem'i

görevlendirmişti. Yapılan savaşı müslümanlar kazanmış ve İran toprakları İslâm

tebliğine açılmıştı. Sa'd hasta olduğu için bizzat savaşa iştirak edememiş ve

yüksekçe bir yerden, savaştın orduyu idare etmişti. Kadisiye ıaleri İslâm

ordularının kazandığı en parlak ve kesin zaferlerden biri olarak tarihe

geçmiştir.

Daha sonra Sa'd (r.a), Celula'ya yönelmiş ve burasını fethetmişti (H 16).

Celula'nın fethi bölgede büyük bir ihtida hareketini de peşinden getirmişti.

Daha sonra İran imparatorluk merkezi olan Medâin iki aylık bir kuşatmadan

sonra düşmüş, büyük meblağlarda ganimet ele geçmiş ve Kisra III. Yezducerd

buradan Hulvan'a kaçmıştı. Sa'd b. Ebi Vakkas, bir ordu göndererek sulh

yoluyla burayı fethetmişti. Yezducerd ise İsfahan bölgesine kaçarak orada

tutunmaya çalışmıştır.

Sa'd (r.a), Medâin'e yerleşerek, fethedilen toprakların idarî yapısını

oluşturmaya çalıştı. Medâin'in havası, askerlerin sıhhatini olumsuz yönde

etkilediği için, Hz. Ömer (r.a)'ın onayı alınarak yerleşime ve ordunun askerî

stratejisine uygun bir konumda olan Küfe, ordugâh şehir haline getirildi. Sa'd

bölge valisi olarak Kûfe'de üç buçuk yıl kalmıştır. O, tekrar toparlanıp

kaybettikleri yerleri geri almak için hazırlıklara girişen İranlıların hareketlerini

takip ediyor ve gerekli askerî önlemleri almaya çalışıyordu. Ancak tam bu

sıralarda Kûfe'de bir topluluk, Hz. Sa'd'ı ganimetleri adil dağıtmadığı ve gaza

işlerinde gevşek davrandığı yolunda iddialarla Hz. Ömer (r.a)'a şikayet etti.

Ayrıca onun namaz kıldırış tarzını da beğenmiyorlardı. Hz. Ömer (r.a) meseleyi

inceletmiş; yapılan şikayetlerin asılsız olduğunu anlamış olmakla birlikte,

maslahatı gözeterek onu geri çağırmıştı (Asr-ı Saadet, I, 432 vd.).

Hz. Ömer (r.a), kendisinden sonra halife seçimini gerçekleştirmek için altı kişilik

bir şûra oluşturmuştu. Sa'd (r.a) da bunlar arasındaydı. Hz. Ömer (r.a)'in

vefatından sonra halife tayini için müzakereler başladığı zaman Sa'd,

Abdurrahman b. Avf lehine adaylıktan çekildiğini açıklamıştır.

Hz. Osman (r.a), halife seçildiği zaman; Ömer (r.a)'in vasiyetine uyarak Sa'd'ı

Küfe valiliğine tayin etti. Ancak, bu seferki Küfe valiliği de fazla sürmemiştir.

O, hazineden borç olarak almış olduğu bir miktar parayı geri ödemekte zorluk

çekince, hazine emini Abdullah İbn Mes'ud tarafından Halifeye şikayet edilmiş;

bu şikayet üzerine Osman (r.a), onu Küfe valiliğinden azletmişti. Bunun

üzerine Sa'd (r.a) Medine yakınlarındaki Akik vadisinde bulunan çiftliğindeki

evine yerleşmiş ve ziraatle uğraşmaya başlamıştır.

Sa'd (r.a), Hz. Osman (r.a)'ın şehid edilişiyle başlayan fitne ve ihtilaflardan

tamamen uzak kalmaya gayret etmiştir. O, müslümanlar arasında kan

dökülmesinden çok rahatsız oluyor ve taraflardan kendisine gelen teklifleri

geri çeviriyordu. O, ümmetin üzerinde anlaştığı bir halife ortaya çıkıncaya

kadar kendisine hiç bir şeyden bahsedilmemesini istemişti. Sa'd (r.a), gruplar

arasında verilen mücadelelerde kimin haklı kimin haksız olduğunun açıklığa

kavuşturulmasının mümkün olmadığını bildiği ve haksız yere bir müslümanın

kanını akıtmaktan çekindiği için böyle davranıyordu. O, kendisine gelenlere

şöyle diyordu: "Bana, iki gözü, dili ve iki dudağı olan ve şu kâfirdir, şu

mü'mindir diyen bir kılıç getirilinceye kadar asla kimseyle savaşmam" (İbn Sa'd,

a.g.e., III,143; Üsdül-Ğâbe, II, 368).

Sa'd (r.a), güçlü bir kişiliğe ve siyasî desteğe sahip olduğu halde, riyaset

çekişmelerinin içine girmekten ömrünün son günlerine kadar kaçınmıştır. Oğlu

Ömer ve kardeşinin oğlu Haşim gidip ona; "Yüz bin kılış sahibi var ki, hepsi seni

hilafet için en liyakatli adam tanıyor" dediklerinde onun buna verdiği cevap şu

olmuştu:

"Bu sizin yüz bin kılıcınızdan daha kuvvetli tek bir kılıç, mü'mine çekilince onu

kesmeyen, kâfire karşı sıyrılınca onu kesen kılıçtır" (Asrı Saadet, I, 436). Onun

bu anlamlı sözleri, müslümanların birbirlerine zarar vermelerine karşı ne kadar

hassas olduğunu ifade etmektedir.

Sa'd (r.a), Hicrî 55 yılında ikâmet etmekte olduğu Medine'nin dışındaki Akik

vadisinde vefat etmiştir. Onun vefat tarihi hakkında, 54 ila 58 tarihleri

arasında değişen farklı rivâyetler bulunmaktadır (Üsdül-Ğâbe, II, 369).

Sa'd (r.a)'ın cenazesi Medine'ye on mil kadar uzaklıkta olan Akik vadisindeki

evinden alınarak Medine'ye getirilmiş ve Mescid-i Nebi de kılınan namazdan

sonra, Bâkî mezarlığına defnedilmiştir (İbn Sa'd, III,148). Cenaze namazını

Emevilerin Medine valisi Mervan b. Hakem kıldırmıştır. Rasûlüllah (s.a.s)'in

zevceleri de namaza iştirak etmişlerdi (Üsdül-Ğâbe, aynı yer).

Sa'd (r.a), vefat edeceğini anladığı zaman yünden mamül cübbesini getirtmiş

ve ölünce onunla kefenlenmesini vasiyet etmişti. Bunun sebebi olarak, Bedir

gününde müşriklerle karşılaştığı zaman onu giymekte olduğunu ve bundan

dolayı bu cübbesini çok sevdiğini söylemiştir (Üsdül-Ğâbe, aynı' yer). İbnül

Esir'in kaydettiği, Sa'd (r.a)'ın oğlu Âmir'den nakledilen rivayete göre Sa'd

(r.a) Muhacirlerden en son vefat eden kimsedir (Üsdül-Ğâbe, aynı yer).


Sa'd (r.a), Ashabın seçkinlerinden biri olup sağlığında Cennetle müjdelenen on

kişi arasındadır. Yine tarihe şûrâ olayı olarak geçen ve Hz. Osman (r.a)'ın halife

seçilmesini gerçekleştiren Hz. Ömer (r.a)'ın oluşturduğu altı kişilik şûrânın

içinde bulunmaktaydı. O, ilk iman eden bir kaç kişiden biri olarak Mekke

döneminin sıkıntılarına Rasûlüllah (s.a.s)'in yanından ayrılmayarak göğüs

germişti. Kıyamete kadar devam edecek olan cihad hareketi için, müslümanları

taciz eden kâfirlere saldırarak ilk kanı akıtan odur. Yine Medine döneminin

başlarında kâfirlere karşı ilk oku atan kimse olma şerefi de ona aittir. Sa'd

(r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'in bütün gazalarına, katılmış, Bedir'de büyük

yararlılıklar göstermiştir. Allah yolunda, İslâm dışı nizamları yok etmek için

canını feda etmeye her zaman hazır olduğunu pratik bir şekilde ortaya

koymuştur. Uhud gününde müslümanlar dağıldığı zaman Rasûlüllah (s.a.s)'i

canlarını feda etme pahasına sonuna kadar korumaya çalışan bir kaç kişiden

biri de odur. O, müşriklerin Rasûlüllah (s.a.s)'i öldürmek için yaptıkları

hamleleri, attığı oklarla sonuçsuz bırakmıştı. İşte Rasûlüllah (s.a.s) bu kritik

anda onun gösterdiği sebat ve yararlılıktan dolayı onu başka hiç bir kimseyi

övmediği bir şekilde "Ânam babam sana feda olsun, At" (Müslim, Fezailu's-

Sahabe, 5) diyerek övmüş ve bunu defalarca tekrarlamıştı. Ve yine onun için

dua ederek şöyle demişti: "Allahım! Sa'd dua ettiği zaman onun duasını kabul

et ". Bu dua çerçevesinde Sa'd (r.a)'ın yaptığı bütün dualar gerçekleşmekteydi

(Üsdül-Ğâbe, II, 366-369; İbn Sa'd, III,139 vd.).

Sa'd (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)'i korumak ve ona gelebilecek zararları engellemek

için sürekli gayret içerisinde bulunmaktaydı. Aişe (r.an) şöyle

anlatmaktadır: "Rasûlüllah (s.a.s) Medine'ye gelişinde bir gece uyuyamadı

ve; "Keşke ashabımdan Salih bir zat bu gece beni korusa"dedi. Biz bu

durumda iken dışarıdan bir silah hışırtısı duyduk. Rasûlüllah (s.a.s); "Kim o?"

dedi. Gelen zat; "Sa'd b. Ebi Vakkas'ım" karşılığını verdi. Rasûlüllah (s.a.s),

ona; "Neden buraya geldin?" diye sorduğunda Sa'd, şöyle cevap verdi: "İçime

Rasûlüllah (s.a.s) hakkında bir korku düştü de onu korumak için geldim".

Bunun üzerine Rasûlüllah (s.a.s) ona dua etti ve sonra da uyudu" (Müslim,

Fedâilu's-Sahabe, 5). İşte Rasûlüllah (s.a.s)'in kendisi için duyduğu endişeyi

Allah Teâlâ bu seçkin insanın kalbine ilham etmiş ve onu Rasûlünü korumak

için harekete geçirmişti. Buradan, Sa'd (r.a)'in, İslâm davasını yüceltmek ve

düşman güçlerin ona karşı komplolarını engellemek için o kadar büyük bir

özveriyle çatıştığı açıkça anlaşılmaktadır. Onun Rasûlüllah (s.a.s)'e karşı

duyduğu sevginin sınırsızlığı, Uhud'da olduğu gibi daha sonraları da onu kendi

nefsini feda ederek korumaya sevketmiştir.

Sa'd (r.a), hakkında âyet nazil olan sahabilerden biri olma şerefine de sahiptir.

O, "Benim hakkımda dört âyet nazil olmuştur" (Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5)

demektedir. Bu âyetlerden bir tanesi, Mekkeli müşriklerin Rasûlüllah

(s.a.s)'den yanındaki, ona iman etmiş güçsüz kimseleri kovmasını istemeleri

üzerine nazil olan, Allah rızasını dileyerek akşam sabah ona dua eden kimseleri

kovma" ayetidir (el-Enam, 6/52; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5; diğer âyetler

şunlardır: el-Enfal, 8/1; Lokman, 31/15; el-Maide, 5/9).

Sa'd (r.a), devrin putperest-müşrik süper güçlerinden biri olan İran

İmparatorluğunu çökerten ve böylece İslâmın kitlelere tebliği önündeki büyük

engellerden birisini ortadan kaldıran İslâm tarihinin en önemli savaşlarından

biri olan Kadisiye savaşının komutanıydı. O, kendisine verilen görevi hakkıyla

yerine getirip, Kisranın saraylarını ve hazinelerini ele geçirmiş ve yapılacak fetih

hareketlerine yeni bir boyut kazandırmıştı. Böyle güçlü bir askerî yeteneğe ve

siyasî güce sahip olmasına rağmen; bu, onun sade ve zahidâne yaşayışına hiç

bir tesirde bulunamamıştı. Her zaman, ümmetin gerçek temsilcileri olan

idarecilerin verdiği görevleri hakkıyla yerine getirmeye çalışmış, bu görevlerden

azledildiği zaman kalbinde hiç bir eziklik ve kırgınlık hissetmeden köşesine

çekilmiştir. Şunu söylemek mümkündür ki; Sa'd (r.a), İslâm binasının sağlam

temeller üzerine oturtulmasındaki temel taşlardan birisidir.

Sa'd (r.a)'dan çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. Ondan, İbn Ömer, İbn

Abbas, Cabir b. Semure, Sâib b. Yezid, Aişe (r.a), Said İbn Müseyyeb, Ebu

Osman en-Nehdî, İbrahim b. Abdurrahman b. Avf, Kays b. Ebi Hazm ve

diğerleri hadis rivayet etmişlerdir. Ayrıca, Amir, Mus'ab, Muhammed, İbrahim

ve Aişe'de babaları olan Sa'd (r.a)'dan hadis rivayetinde bulunmuşlardır (Üsdül-

Ğâbe, II, 369). O hadis rivayeti konusunda çok itimat edilenlerden birisidir.

Rasûlüllah (s.a.s)'e atfedilen hadisler hakkında çok titiz ve hassas davranan

Hz. Ömer (r.a)'ın oğluna söylediği; "Oğlum, şa'd, Rasûlûllah'dan bir rivayette

bulundu mu, artık o meseleyi bir başkasına sorma" sözü onun bu konudaki

güvenilirliğini açıkça ortaya koymaktadır (Asrı Saadet, I, 437-438). Sa'd (r.a),

orta boylu, güçlü, büyük kafalı, sert elli bir vücud yapısına sahip olup,

sempatik bir kişiliği vardı (Asrı Saadet, I, 440; farklı bir rivayet için bk. Üsdü'l-

Ğâbe, II, 368).

Sa'd (r.a), sekiz evlilik yapmış olup; bu evliliklerinde, on yedisi kız, on yedisi de

erkek olmak üzere otuz dört çocuğa sahip olmuştu (Asr-ı Saadet, I, 441).

Etiketler:
Bilk@ Bilk@
Üyenin Populer Konuları Hic böyle bir evlenme olayi duydunuzmu?
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 418
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 21.05.2007 10:12
Allah razı olsun
by_ufuk Tarih: 10.03.2006 02:30
[COLOR=burlywood]Paylaşımın için çok sağol,ellerine sağlık.Bu güzel bilgiler için tekrar sağol.
Allah (c.c) razı olsun.