Nisan ayının ilk sabahı saat beşbuçuk sıraları,dışarıdan pencereme doğru kulak okşayan bir ses ve ardından yağmurun toprakla birleştiği,o eşsiz koku,bunlar;ezanın sesi ve toprağın kokusuydu.


Önce derin bir nefes ardından Azizallah diyerek başladı günüm.. Tam güneş doğmak üzereydi.. Evimizin sonunda bulunan yıldız gören odamdan sersenm bir şekilde banyoya yürüdüm. Vanası pas tutmuş musluğu açarak elime su doldurdum, tıpkı yüreğime hüzünlerimi doldurduğum gibi, sonra yüzüme çarptım,sanki gerçekleri vurarmışçasına.. Ayılmıştım.


Artık ben buydum işte; Yalnız ve mutsuz ama aynı zamanda mutluydum.Çünkü başımı sokacak ufak ama kutu gibi iki odalı bir evim ,yatağımın baş ucunda bulunan sarımı sarı çok iyi gülen bir kuşum;odamın penceresinden baktığında,beni aydınlatacak bembeyaz yıldızlarım ve belkide benim için en önemlisi olan bir umudum vardı.

"UMUTSUZ DÜNÜN GİZLENMİŞ MUTLU YARININI BULMAK".

Evet buydu hedefim ama ne yapmalıydı? Kestiremiyordum.. Çok uzun geceler bunu düşündüm. Ey büyük Allah'ım ne yapmalıydım? Kafam karışıyor,yüzüm buruşuyor,aynı zamanda da ağlıyorum. Gözümden yaşlar aktıkça üzerimden bir yük kalkıyordu.Evet buluyordum yavaş yavaş... Ağladıkça zihnimde oluşan sorular ve ardından gelen bir ucu olmayan cevaplar... Offf... Kafam karışıyor,bunalıyorum.

Umutsuz saatler,aylar peşin sıra birbirini kovalıyor. Artık Nisan değil Temmuz'du. Düşüncemin başladığı Nisan sabahından biraz daha farklıydı Temmuz'un sabahı; bir ilerleme kaybetmiş harıl harıl çalışıtordum. Bir fark daha vardı,Hani o başımın ucunda duran çok iyi güle bir kuşum vardı ya,o yoktu artık. Tıpkı benim çok yorgun olduğum akşamlarda yatağıma yatıp, bir taş gibi gözlerime kapadığım gibi kapatmıştı gözlerini.

Dünümün gizlendiği yarının kayıplara karıştığı bir gün olmuştu Temmuz'un sabahı. Yatağıma uzandıktan sonra gözlerim biraz dalgın,birazda şaşkın onu arıyordu. Kolay değil beni bunca sene o uyandırmıştı ve en önemlisi o benim için bir anlam ifade ediyordu.O benim barışımın sembolüydü. Belki de bundan,bundan dolayı çok üzülmüştüm. Barışımın öldüğü günün üzerinden onbeş gün geçmişti. Çarşımızın başında eski bir binada bulunan kuş dükkanından bir güvercin aldım. Ve bundan sonra bana tek teselliyi o verecekti. Neden önceki gibi sarı bir kuş deilde bir güvercin aldığımı soracak olursanız bilirsiniz işte güvercin asıl barışın sembolüydü.

Artık başımın ucunda kulak çınlatırcasına öten bir muhabbet kuşu değil,horul horul homurdanan bir güvercinim vardı. O bahsettiğim gibi benim ve dünya barışının en açık sembolüydü...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 411
favori
like
share
SILA Tarih: 08.01.2006 19:33
cok guzel paylasimin icin tsk ederim
refik Tarih: 07.01.2006 21:17
çok güzel paylaşımlarınız için size teşekkür ederim arkadaşım
HaKoMaN Tarih: 07.01.2006 08:29
tesekkurler...