Genç kategorilerde başarılarımız var ama bu futbolcular 21 yaş eşiğini geçemiyor genellikle... Geçse bile aynı yükselişi sürdüremiyor. Bir tek Terim yönetimindeki Ümitler bu makus talihi yendi. Terim onları fazla fire vermeden Euro 96 sonrasında Galatasaray'a topladı ve Cim Bom'un ve Ay-Yıldızlıların sıraüstü başarıları geldi. 2003 Konfederasyon Kupası takımından bir şeyler olacaktı ama tutuculuk yakamızı bırakmadı, o 'çocuklar'a sarılamadık. Daum Fenerbahçe'ye aldırdı birçoğunu ama hakkıyla değerlendirmedi.

Şimdi Avrupa'da Fenerbahçe'den çok daha deneyimsiz takımların altında kalmasına bahane olarak kadrosunun 'genç' olmasını gösteriyor. Anlaşılan Olcanlar, Canlar çok bekleyecekler.

'Galatasaray, tarihi bir kuşak yakaladı' diyorduk ama bakın bir tek Uğur sağbekte yer bulabiliyor. Cafercan, Zafer ve gençleri izleyenlerin pek umutlu olduğu Arda uzak diyarlara 'zorunlu hizmet'e yollandı.

Gözbebeğimiz 17 Yaşaltı Ulusal Takım'da çok sayıda Galatasaraylı var. Onların da sonu sürgüne yollananlar gibi mi olacak?

1980'lerde Beşiktaş futbolun en görkemli 'kendi çocuklarıyla şahlanış'ını yaşamıştı. Bugün altyapıdan yararlanılması neredeyse saplantılı bir çare olarak görülüyor camiada. Devre arası dört futbolcu A takım kadrosuna alındı ama altyapıyı tanıyanlar, 86'lı Mehmet Sedef dışında fazla umutlu değil.
Biraz 88'li Hakan Albayrak, biraz da Kocaeli'ne kiralık giden İbrahim Kaş.

Evet, belki iz sürücüler yeterli değil bizde. Çağdaş futbol sezgileri zayıf. Hocalar canla başla çalışıyor ama belki genç takımlardaki eğitim sistemi günün gereklerinin çok gerisinde. Belki genç takımlar, birer amatör kulüp gibi, kupa kazanmaya yönelik yönetiliyor. En önemlisi A takım teknik adamlarının genç takımlarla bir ilgileri yok.

A takımın hocası, genç takımları kendi anlayış ve sistemine göre yönetmiyor, yönlendirmiyor. Bilimsel değerlendirmelerden geçirerek izlemiyor. Her yıl teknik direktör değiştirirseniz bu kaçınılmaz zaten. Oyuncu 'yaratmak'tan zevk aldıklarını bildiğim Tigana ve Gerets'in 18-19 yaşında önüne getirilen futbolcularda hep eksik bir şeyler bulmasının asıl sebebi bu olmalı.

Açıkça söylemeli... Dünya kulüplerinde 17 yaşındaki bir futbolcu takımın kalitesini ve gücünü yükseltirken bizde 18-19 yaşında futbolcuların A takımda oynatılması hâlâ bir 'sabır' ve 'risk alma' sorunu... Aslında futbolcu yetiştirmesinin formülü yok. Cruyff'a göre futbolcu yeteneklerini ancak kendisi geliştirebilir. Önemli olan yeteneklerini geliştirecek ve takımı için kullanmasını sağlayacak koşulları yaratmak. Dünyanın en iyi futbolcularının Brezilya plajlarından, masa başı eğitime değil, kötü sahalarda top oynamaya dayalı futbol okullarından, Afrika'nın çayırlarından, dünyanın yoksul arsalarından, sokaklarından çıkması bir rastlantı olmamalı. Nuri Şahin'in bile evinin yanındaki bayırda top oynayarak yeteneğini geliştirdiğini okumuştum, yalan değilse...

Yani, eğitim bir yere kadar, işin esası futbolculara bağlı...

21 yaş eşiği
Bizde her şeye karşın yine de futbolcu çıkıyor tabii. Altay, Çanakkale Dardanel, Gençlerbirliği, Kayseri ve zamanında Gaziantep, Bursa gibi takımların yetiştirdiği gençleri yabana atmayalım. Ancak bu futbolcular büyük takımlara geldiklerinde bir duraklama gösteriyorlar. 21 yaş eşiğini geçemiyorlar. Neden?

Aklıma basit bir açıklama geliyor. 10'lu yaşlarında bu futbolcular para görmemişler; idmana otobüs değiştirerek gidiyorlar. Karşı cinsle ilişkileri yok. Çevreleri de kendi kurtuluşunu çocuğun kurtuluşunda görüyor. Böyle bir futbolcu için nihai hedef bir büyük takımda oynamak. Bol sıfırlı bir sözleşmeye imza atmak. 21 yaşında buna ulaşınca artık zamanında doyuramadığı özlemlerini doyurmak, çevresini kalkındırmak tek amaç oluyor. Geldiği noktayı başlangıç değil sonuç sayıyor; daha büyük hedefler belirlemek, bunun gereklerine yönelmek yok. Ender bulunan bir yetenek olan Sergen'in bir İstanbul takımında oynamakla yetinmesinin, bu çevrede mutlu olmasının ardında yatan bu. 1996-2002 kuşaklarının yedeklerine kadar yurtdışına transfer olup da Tugay ve bir ölçüde Emre ve Nihat dışında süklüm püklüm geri dönmesininde.

Oysa yabancı bir futbolcu bu yaşa geldiğinde araba, kadın, para görmüş oluyor bol bol. A takımda oynamaya başlayınca tek sorunu daha büyük hedeflere yürümek, futboldan sonra toplum içinde etkin bir yer edinmek... Kurtuluşları yurtdışında oynamak olan Brezilyalılar için de 'ilerlemek' yaşamsal bir sorun. İlerlemezsen ülkene ve yoksulluğa geri gidersin. Sonuçta iş gelip futbolcunun hayata, işine bakışına, tercihlerine, yani kültürüne kalıyor. Çocuklara ve gençlere futbol yerine uygarlık tarihi, yabancı dil, bilgisayar okutmak çok daha yararlı olabilir bu yüzden.

Egemen kültür
Elbette 'Kültür şart' demek yetmiyor. Fatih Terim de ulusal takım için belirleyecekleri gençlere 'kültür' vereceklerini söylüyor. Ama hangi kültür?

Yenilmesini bilememek, yenilgilerden öğrenmemek mi? Yenilince kabahati hep başkasında bulup herkesi düşman saymak, saldırganlaşmak mı? Başarıyı sindiremeyip, aynada kendine âşık olmak mı? Para ve ün kazanınca kendini her şeyin üzerinde, her şeye lâyık görmek mi? Sadece övgüleri duyup, yergilere hiddetlenmek mi? Özeleştiriye cesaret edememek mi? Her başarıda kendine yeni hedefler koyamamak, kendini aşamamak mı? Yerine göre 'salon beyefendisi' yerine göre 'sokak kabadayısı' olup, çokkişiliklilik taslamak mı? Karşı cins karşısında ezilip, üstelik anneleriniz, karılarınız bu cinstenken, futbolu 'erkek oyunu' saymak mı? Aynı kaderi paylaştığınız takım arkadaşınızla yaptığınız özel telefon konuşmasının kaydedilip basına açıklanmasına razı olmak mı? İşler iyi olunca takımın önüne çıkmak, omuzlarda gezmek, işler sarpa sarınca, parçası, kaptanı ya da baş sorumlusu olduğunuz takımı bir yana bırakıp, 'Benimle ilgili bir şey yok' diye sıyrılmak mı?

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1104
favori
like
share
serhatbey_066 Tarih: 15.01.2006 20:24
haklısın arkadas
ellerine sağlık haber için
dream_catcher Tarih: 11.01.2006 13:21
bence türkıyede futbol dıger ulkelere gore farklı :85:

teşekkurler