Gülüşlerimde mimozalar açtığını sanarken sen, kırlangıçlar göç yolculuklarına çoktan başlamıştı gözlerimdeki alacalı mavilerde. Deli akan kanının ritmiyle dans ederken aşkının tutkulu kızı, ben veda senfonisinin notalarını yüklüyordum belki aşkımızın güftesine...

Bilmezdin, bilemezdin, senin için kah durdurduğun kah bir atın yelesinde dörtnala koşturduğum zamanın yansımalarını. Yaşama yüklediğim tek anlam sendin. Elbet benim de bir zamanlar içinde senin adının geçmediği cümlelerim, senin için dilime dolamadığım şiirlerim olmuştu. Ama artık evrimin bir parçasıydım. Düşünüyorum da anlamlı anlamsız, yerli yersiz ne çok dolaşırdı doyamadığım ismin dilimde. Saklamak isterdim seni, kuytu bir mağaradaki eşsiz bir sarkıt gibi, kalbimin bir köşesine. Olmazdı, yapamazdım. Gözlerim amaçsız kalırdı menzilinde sen yoksa, sözlerim hedefsiz mermiler gibi uçuşurdu sağa sola...Bir bütünün aslında apayrı iki parçasıydık. Ama yanyana gelince iç içe geçerdi karmaşık parçalar. Hatırlıyorum da gözlerimizin kaçamak kucaklaşmaları hariç aslında ne kadar azdı paylaşılanlar...Bir bebeğin anne memesine açlığını ikiye böldük biz. Anne; sütünün sıcak taşkınlığıyla kucaklar bebeğini, bebek zaten içgüdüsel uzatır tomurcuk dudaklarını. Kaçınılmaz, saf, doğal bir kavuşmadır bu. Tıpkı birbirine kenetlenen yüreklerimizdeki tutku gibi...

Yitirme ve yitirilme korkusu göbek adıydı sevdamızda. İsimsiz kalmıştı hislerim sonsuz harfler boşluğunda. Uçuşuyordu kelimelerim kelebek kanatları gibi, aşk rüzgarının ayazında. Üşürdüm aşkım, bilmezdin. Yanardım, söylemezdim. Önce benliğim sonra bedenim karıştı başlattığın isyana. Militan ayaklanmalar baş gösterdi ruhumda. Bana dair ne varsa katılan hamuruma bırakıp düştüm bir kargaşanın pençesine. Beynim hükmetmez, hükmetse de bedenim dinlemez oldu. Ayaklarımın bildiği tek ol sana ulaşandı. Ellerim hipnotize olmuş gibi hep aynı on parmağa uzandı. Gözbebeklerim zaten yolunu çizmiş, hedefe varmıştı. Aklımda, fikrimde, yerini bile bilmediğim hücrelerimin en dibinde tek bir canlı kalmıştı. SEN.

Paslı bir çöp tenekesinde açlığına ilaç bir parça yiyecek arayan sokak kedisi gibi yarın aradım aşkımızda. Boştu tüm kutular. Kırıntı bile bulamadım. Aklımı kendimden korumak adına direndim sana. Aklımın renklerini düşledim yıldızsız gecelerde. Tek bir kuşağını yakalayıp çekebilseydim bize dair hissetttiklerime. Ah aşkım o an açardım yüreğimde mavi bir pencere. Tüm silahlarını kuşanıp üzerine, dikildin karşıma mertçe. Sağıma soluma baktım, çılgınca zırhlı savaş elbisemi aradım. Güvercinler uçurduğun gülüşünün pembe gagası deldi bir yanımdan. Yağmur ormanlarından çaldığın bir damlaysa diğer yanımdan. Teslim oldum. Yenilgim zaferin; yenilgim zaferim oldu. Anladım savrulan bir saç telin tenime değdiği an.

Anılarımın kayıtsız şartsız sahibisin. İsimlendiremediğim bir renksin. Siyahın asaletini ve matemini harmanlayıp sakladım vedamda. Mavinin bana ait tüm tonlarını çizdim ömür haritana. Kırmızı ateşti, tutuşturdun tutuştum; utangaçlığı emanet ettiğim gecelerde beyaza. Pembe eksikti fonda. Bende azalıp sende tamamlanan umutla onu da buladın isimsiz rengin koynuna. Ebruli bir cümbüş, tanımsız bir duygu fırtınasının ev sahipliği yaptığı bir palette...İki ayrı uçta, iki minik boşlukta. Sen ve ben...Yeniden karıştığımız gün, gözyaşlarının katrelerinde. İsimlenecek renk. Katmer katmer aşk eşliğinde...

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 287
favori
like
share
XMaSteR Tarih: 15.01.2006 12:59
yüreğine sağlık kardeşim