Peygamber Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde en doğru yolun Allah'ın ve Resulünün yolu olduğunu belirtmişlerdir:

"Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur."

İnsanlara Allahın varlığını, kainatı saran yaratış delillerini yani Allah'ın ve Resülünün yolunu anlatmak tüm iman sahiplerinin, Allahtan korkan tüm Müslümanların en büyük sorumluluklarındandır. İslam ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması için her insan elinden gelenin en fazlasıyla çaba göstermelidir. Öncelikle kendi ahlakını Allahın razı olacağı hale getirmeli, daha sonra da en yakın çevresinden başlayarak insanlara Allahın sonsuz güç ve kudretini anlatmalıdır. Çünkü Kuran'da müminlerin insanları hayra çağırmak, onlara iyiliği anlatmak ve kötülükten sakındırmakla yükümlü oldukları bildirilmektedir:

Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)


Bu ayetin bir gereği olarak, Müslümanlar hem birbirlerini hem de diğer insanları Allah'ın beğeneceği ahlaka yöneltmeye çalışırlar. Kuran'da müminlere 'sözün en güzelini' söylemeleri emredilmektedir. Bu nedenle iman edenler akıllarını ve vicdanlarını en güzel şekilde kullanarak konuşur, karşılarındaki insanlara en faydalı olacak sözü söylemeye çalışırlar. Bu kimselerin eksik ya da hatalı yönlerinin, Kuran ahlakından uzak kalmış olmalarından, bilgisizlik ya da cahilliklerinden kaynaklanabileceğini bilerek onlara şefkat ve merhamet dolu bir üslupla yaklaşırlar. Kendilerinin de Kuran ahlakını öğrenmeden önce hatalı bir tavır içerisinde olduklarını ve ancak Allah'ın rahmeti sayesinde güzel bir ahlaka erişebildiklerini unutmazlar. Ayrıca din ahlakını anlatırken hiçbir zaman karşı tarafı zorlayıcı bir üslup kullanmazlar.

Kuran'ın "Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin." (Ğaşiye Suresi, 21-22) ayetleriyle bildirildiği gibi, Müslümanların sorumluluğunun sadece güzel sözle öğüt vermek olduğunu, hidayeti verecek olanın ise Allah olduğunu bilerek konuşurlar. Bir ayette "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et&" (Nahl Suresi, 125) hükmüyle bildirildiği şekilde 'en güzel üslupta' konuşmaya çalışırlar.

Bir başka ayette ise "&onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle" (Nisa Suresi, 63) şeklinde bildirildiği gibi, Müslümanlar hataya düşen insanların nefislerine yönelik açık ve etkileyici sözler söyleyerek doğrudan karşı tarafın vicdanına hitap ederler. Son derece saygılı ve itidalli bir üslup kullanır, karşı tarafa olumlu ve yapıcı bir bakış açısıyla yaklaşırlar. Bu kimseleri akılcılığa ve samimiyete çekecek konuşmalar yaparlar. İçerisinde bulundukları hatalı durumdan vazgeçmeleri, daha güzel bir tavra yönelmeleri için ahireti, hesap gününü, Allah'ın söylenen her sözü duyduğunu, her tavrı gördüğünü hatırlatarak onları Allah'tan korkup sakınmaya davet ederler.

Peygamberimiz (sav)'in bir hadisinde ise iyiliği emredip, kötülükten men etmenin önemi şöyle anlatılmaktadır:

Ademoğlunun, iyiliği emretmek veya kötülükten sakındırmak veya Allah Teala Hazretlerine zikir hariç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir. (Kütüb-i Sitte, 16. Cilt, s. 381)

Siz İslam ahlakını anlatma konusunda samimi bir gayret içerisinde olabilirsiniz, ancak tüm çabanıza rağmen karşı taraf anlatılanları anlamayabilir veya tam olarak kabul etmeyebilir. Bundan dolayı ümitsizliğe ya da üzüntüye kapılmayın. Sizin sorumluluğunuz Allah'ın bir ibadet olarak bildirdiği tebliğ görevini en güzel şekilde yerine getirmektir; verilen öğütlere uyup-uymamanın sorumluluğu ise sadece anlatılan kişinin kendisine aittir. Eğer bu kişi anlatılanları kabul etmiyorsa, bunda bir hayır olduğunu bilmelisiniz. Kuran'da "Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir." (Kasas Suresi, 56) şeklinde bildirildiği gibi, hidayeti veren Allah'tır.




Allah'ın seçtiği üstün kulu Peygamber Efendimiz bu hadis-i şeriflerinde insanların iyi ahlaklı olmasını buyurmuşlardır. İnsanlara iyilikle davranıp, başkalarına da iyiliği emredip, kötülükten men etmek çok önemli bir ibadettir, herkes kendi imkanları ve gücü oranında bu ibadeti yerine getirmekle sorumludur. Kişi hangi imkanlara sahip olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun elinden gelenin en fazlasıyla Allah'ın rızası için hareket etmelidir. Vicdanen asla azıyla yetinmemeli, hep gücünün en üst düzeyinde hizmet etmelidir. Nitekim Allah hastalara ya da güçsüzlere sorumluluklarını kolaylaştırmış, ancak onlara dahi hayra çağırmayı emretmiştir. Bu durum bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:

Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 91)

Şu halde imkanı az olsun ya da çok olsun hayra çağırmak her insanın üzerinde bir sorumluluktur. Harun Yahya eserleri İslam ahlakını kutlu Peygamberimiz (sav)'in hadisleri ve Kuran ayetleri doğrultusunda anlatan, insanları dinsizliğin kabusuna karşı uyaran değerli kaynaklardır. Bu eserleri mümkün olduğunca çok insana ulaştırmak, bu eserlere elden geldiğince destek vermek kişinin hayra çağırma ibadetini yapmasına ve yukarıdaki ayetin hükmünü yerine getirmesine Allahın izniyle vesile olabilir. Bu nedenle herkes gücü oranında bu çalışmalara destek vermelidir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Bunlar, Allaha ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. (Al-i İmran Suresi, 114)

Allah bir Kuran ayetinde dinine yardım edenlerle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

... Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi, 40)

Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şerifinde hayırlı iş yapmakla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

Arkadaşların hayırlısı, Allahın indinde arkadaşına hayırlı olanıdır. Komşunun hayırlısı ise Allah indinde komşuya hayırlı olanıdır. (Ramuz-el Ehadis, s. 280)

Peygamberimiz (sav) bir başka hadisinde ise hayır yapanın karşılığını mutlaka alacağını şöyle bildirmiştir:

Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre kadar şer yaparsa onu görür. (Ramuz-el Ehadis, s. 237)

Şu halde bu eserlerin yayılmasına, okunmasına, daha fazla kişiye ulaştırılmasına vesile olmak, böyle bir hayra aracı olmak kişiye Allahın izniyle büyük bir ecir olarak dönecektir. Bu yaptıkları, aynı zamanda kişinin diğer Müslümanlara olan sevgisinin ve merhametinin de bir göstergesidir. Kişi bu yolla, iman sahiplerinin gelişmelerine, Allah'a yakınlaşmalarına vesile olmuş olur. Onların Allah'ı daha çok zikretmelerini, ölümü, ahireti daha çok düşünmelerini, vicdanlarının ve şuurlarının açılmasını, devlete ve millete bağlı bireyler haline gelmelerini sağlayacak faaliyetlerde bulunmuş olur. Müslüman kardeşinin ahiretini düşünüp, korku duyan insan sürekli bu tarz hayırlı çalışmalar yapar. Peygamberimiz bir başka hadisinde müminlerin bu özelliğini şöyle bildirmiştir:

Müminleri merhamet, muhabbet ve yardımlaşmada tek bir vücud gibi görürsün. Nasıl bir aza rahatsız olunca diğerlerini ateş ve uykusuzluk alırsa, bu da öyledir. (Ramuz-el Ehadis, s. 250)

Hayırlara vesile olmanın önemini büyük İslam alimleri de eserlerinde belirtmişlerdir. Örneğin İmam Gazali hayır işlemenin önemini bir eserinde şöyle ifade etmiştir:

Ömrün oldukça hayır işlemeyi elinden bırakma. (İmam Gazali, Hüccet-ül İslam, s. 88)

Şu halde kişi büyük küçük demeden gücü yettiğince İslama hizmet etmelidir. Bu çok önemli bir sorumluluk ve mühim bir ibadettir. Bu nedenle hikmetleri ve hayırlarıyla dikkat çeken Harun Yahya eserlerini daha çok insana ulaştırmak, bu eserlere katkıda bulunmak ve tüm dünyaya yayılması için yapılacak her türlü hayırlı faaliyet çok önemlidir.

Allah bir Kuran ayetinde Kendi rızası için yapılan hayırlı her işin mutlaka bir karşılığı olduğunu şöyle bildirmektedir:

... Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun katındadır. (Al-i İmran Suresi, 195)

Kişi hayırdan her ne yaparsa aslında kendi ahireti için yapar. Bunun için attığı her adım, konuştuğu her kelime, sarf ettiği enerji, harcadığı para, verdiği emek sevap olarak yazılacaktır. Her insan bu karşılığa muhtaçtır. Bu nedenle herkesin hayırdan yaptıklarını artırması ve hayırlarda yarışması gerekmektedir. Hayırlarda yarışmak Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir emridir:

Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir. (Al-i İmran Suresi, 114-115)

Harun Yahya eserleri insanların hayır işlemelerine vesile olacak çalışmalardır. Bu eserlere sahip olanlar vicdanlı davranarak, imkanları ölçüsünde yapılan çalışmalara destek olmalıdırlar. Bunun pek çok yolu vardır:




Peygamberimiz bir hadisinde Allah'ı zikretmenin önemini şöyle bildirmiştir:

... Müminin en hayırlı zamanı Allah'ı zikrettiği zamandır. (Ramuz-el Ehadis, s.254)

Harun Yahya çalışmalarının en önemli özelliği Allah'ı hatırlatan, içinde çok fazla Kuran ayeti ve Peygamber Efendimiz (sav)ın hadisleri bulunan, Kuran'ın ruhunu ve mantığını en güzel şekilde yansıtan eserler olmasıdır. Bu nedenle bu eserleri mümkün olduğunca çok okumak, seyretmek ya da dinlemek kişinin hem Allah'a yakınlığını, hem dine bağlılığını, hem de bilgisini artırması açısından önemlidir. Bu eserleri okumak, dinlemek veya seyretmek kişinin Allah'ı çok zikretmesini sağlar. Allah'ı zikretmek ise önemli bir ibadettir. Allah Kuran'da Kendisinin zikredilmesini şöyle emretmiştir:

Ey iman edenler, Allahı çokça zikredin. (Ahzab Suresi, 41)

Allah Kuran'da insanları Kuranı düşünmeye ve Kurandan öğüt almaya çağırmaktadır. Bu eserler bu amaca hizmet etmekte, Allahın izniyle insanların Kuran hakkında düşünmelerini ve Kurandan öğüt almalarını sağlamaktadır. Konuyla ilgili ayetler şöyledir:

Onlar hâlâ Kuranı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allahtan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)

Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 17)

Harun Yahya eserlerini bu şekilde takip etmek kişinin Allah'ı çok iyi tanımasına, Allah'ın yüceliğini ve büyüklüğünü takdir edebilmesine ve imanının artmasına vesile olur. Çalışmaların bu yönü çok önemlidir. Allah bir Kuran ayetinde Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakının ve (sizi) O'na (yaklaştıracak) vesile arayın; O'nun yolunda cihad edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 35) şeklinde buyurmaktadır. Harun Yahya külliyatı da insanların Allaha yakınlaşmalarına bir vesile olmayı hedeflemektedir.



Rabbimiz'in kainatı saran yaratış delilleri üzerinde düşünmek çok önemli bir ibadettir. Allah müminlerin bu özelliğini Kuran'da şöyle bildirir:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

Harun Yahyanın bilimsel ve imani eserleri de insanları gökyüzündeki ve yeryüzündeki yaratılış delilleri üzerinde düşünmeye sevk etmektedir. Bu çalışmalar kişinin ilimce derinleşmesini, bilgisini artırmasını, pek çok konuya hakim olmasını sağlayacak eserlerdir. Tamamen Kuran'a ve bilimsel temellere dayanan bu eserler konularında kaynak olarak görüldüğü için okuyanın ilgili konuda uzmanlaşmasını da sağlar. İlimde derinleşmek ise Müslümanlar için çok önemlidir. Peygamber Efendimiz (sav) aşağıdaki hadislerinde bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

İlme sahip ol. Muhakkak ki ilim, müminin dostu, hilim veziri, akıl rehberi, amel muhafızı, rıfk babası, mülayemet kardeşi, sabır da askerinin kumandanıdır. (Ramuz el Ehadis, 2. cilt, s. 319/6)

Ey insanlar! İlim ancak çalışmakla öğrenilir. Fıkıh da öyle, gayretle elde edilir. Kime ki Allah hayır murad ederse onu dininde 'Fakih' kılar. Kulları içinde Allah'dan ancak, alimler haşyet duyarlar." (Ramuz El-Ehadis 1. Cilt, 183/7)

İnsanların hayırlısı, onların en güzel okuyanı, Allah'ın indinde en fakih olanı, Allahtan en çok korkanı, marufu emir, münkeri nehiyde ve akraba yoklamakta en ileri olanıdır. (Ramuz-el Ehadis, s. 280)




İnsanların hayatlarının büyük bölümü konuşarak geçer. Fakat bu konuşmaların çok büyük bir bölümü genelde boş ve gereksizdir. Oysa zaman insan için çok değerlidir. Her insanın mutlaka düşünmesi ve hiç aklından çıkarmaması gereken çok önemli konular vardır. Bunları düşünüp, kişilerin birbirlerine bu konuları hatırlatmak yerine gereksiz konularla vakit kaybetmeleri çok büyük bir aldanıştır. Ancak herşeyden önemlisi Allah'ın insanlara boş konuşmalardan yüz çevirmeyi emretmesidir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir. (Furkan Suresi, 72)

Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir. (Müminun Suresi, 3)

Görüldüğü gibi Allah Müslümanları boş ve gereksiz sözleri konuşmaktan men etmektedir. Bunu yapabilmenin en iyi yolu sürekli olarak Allah'ı anmak, Kuran ayetlerini zikretmek ve hayır konuşmaktır. Dolayısıyla öğrendiklerinizi anlatmak çok hayırlı bir faaliyet olacaktır. Allah'ı anmanın çok önemli bir ibadet olduğu bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:

...Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)

İslam ahlakını anlatan, din ahlakından uzak toplumların yaşadıkları sıkıntıları örneklendiren çalışmaları okuyup ya da izleyip, anlatan kişi anlattığı güzel ahlak kaidelerine riayet etmek isteyecek, eserlerde anlatılan hatalardan, ibret olarak verilen örneklerden şiddetle kaçınacaktır. Güzel ahlakı anlatmak, bu konudan bahsetmek kişinin vicdanına etki eder. Dolayısıyla okuyan kişi için de anlatan ve dinleyen kişi için de çok büyük hayırlara vesile olur. Kişi faydalı bir birey haline gelecek, ailenin önemine, milletin ve devletin bütünlüğüne önem verecektir. Allah bir Kuran ayetinde vicdanlı davranmak konusunda şöyle buyurur:

Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44)

Bir diğer Kuran ayetinde ise Rabbimiz şu şekilde buyurmaktadır:

Evlerinizde okunmakta olan Allahın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, latiftir, haberdar olandır. (Ahzab Suresi, 34)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 570
favori
like
share
leotombak Tarih: 02.05.2006 13:44
Hizmet, tebliğ ve irşad. Bu üç şey olmadığı müddetçe insan hayatının hiçbir anlamı yoktur. Allah senden razı olsun arkadaşım. Selametle.