Gidiyorum, kaç gitme kararı alışımdan sonra.. kaç kere gitmek için koyuldum yola. Yol hep döndü yeniden sana, sanki bir çemberin üstüne kurulmuş gibi. Başlangıç nasıl sendeyse sonda hep sendeydi. Son hep sendin,.
Başlangıcım olmanı istemiştim, son sen olmamalıydın. Eğer sen son isen tükenirdim, tükenmek istemiyordum. Tüketmek değildi amacım. Başlangıcı sende olan sevgimin sonu senden ırak olmalıydı. Ben sende yaşadığım her şeyi sende bırakıp koyulmalıydım yola, ben sendeki beni alıp çıkmalıydım ışığın rehberliğindeki yoluma.

Sen kaçışlarımın değil yaşanmışlığımızın meyvesi olmalıydın, şeftali gibi... şefkate dayalı, bir şef önderliğinde...
Ben sevmenin değil şefkatin varolduğu ilişkilere dayamıştım sırtımı. Başımın göğse dayandığı, saçlarımın okşandığı, uyumaya başladığımda tokalarımın çıkarıldığı şefkate yönelik paylaşımı yaşamaya alışmıştım.
Sevmenin acısı altında yaşamaktansa şefkatin kollarında huzuru bulmanın fanatiğiydim. kolaydı bu tür ilişkiler, kolaydı sevişirken beyinsel değil bedensel doygunluğa ulaşmak.

Sonra, işte kaç yoldan sonra sen çıktın karşıma... Biri çıktı sev dedi, sonuna ekler ekledi(n) (m). Sevmenin ve sevilmenin hırçınlığını kattın ruhuma. Hüznü tattırdığın damak tadıma, acıyı buladın. Işıldayan bakışlarım seni izledi. Sesim sesinden, bedenim bedeninden, ruhum ruhundan, aklım aklından haz alır oldu. Çırpındıkça sana saplandım çamurunda. Dalgalarda sana sarıldım sahil diye. Çakıla attığım her adımda canımın acımasına aldırmaksızın sana koşturdum, merhemim olursun diye. Kaldırılan kadehlerde seni içtim, tüttürülen sigarada seni içime çektim. Gün geldi nefretim, gün geldi sevdam oldun. Bir gün geldi, sen ben oldun...

İşte o zaman gösterdi kendini kaçma içgüdüm...
Adına gitmek dedim... kesinlikle gidiyorum , dedim. Ve yola koyuldum, nefes alabilmek için. Beni sende bırakamazdım bu sefer. Yolum sana dönemezdi. Rotayı çizdim karakalemimle, saman kağıda. Yolum engebeli ama dönüşü olmayacak şekilde uzandı önümde.
Beni senden teslim aldım... seni seninle bıraktım,
Okunmuş sularda arındım, tütsünün dumanını soluklandım. Çıplaklığımızı kazandım, kazandırdım sana.
Baktım ki aramızda hırsla, inatla duran sevgi hiçbir şekilde kıpırdamıyor. Kıpırdamamanın ötesinde ne senden nede benden elini çekmiyor. Beni senden alırken sevgiyi çırçıplak salmışız aramıza, gördüm. Başkalarından derlediğim şefkatin kollarında tuttuğum sevgi(n)(m)in gücünü unutmaya çalışırken, ırmağın sesi getirdi kendime beni. Sevgiyi taşıyamazdı bu yürek kaç yol sonraya kadar. Bırak diyordu, ırmak, Sevgin senden uzakta değere kavuşacağı yerde kalsın.
Sevgiyi yanımda taşımanın beni sorumluluk altına alacağını, düşünmüştüm, anbean. Giderken sana bir hediye verdim, yüreğim kanat çırparken. Sevginin benden uzak olacağı yeni yollara attım kendimi...
Sonra ilk ve son olarak aradım yolumun üstünde ki telefondan seni...
Senden aldığım beni, bende unuttuğun seni anlattım kısılmış sesimle...
Ve sana veda ederken, sığındığım bencillikte seni sorumlulukla baş başa bıraktım...



sevgim sana emanetimdir

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 346
favori
like
share
(_Antix_) Tarih: 26.01.2006 12:46
Harika...

Yasananlar deil sadece sözler harika...

Cünkü kimsenin yasadıgı hüzünlü hikaye harika Olamaz.