Sunnetin ihyasi ve baskalarina ögretmek

" Allah benim hulefama rahmet eylesin. Denildi ki, " Senin halifelerin kimlerdir Ya Resulallah?" buyurdu ki, " Benim sünnetimi ihya edenler ve onu insanlara ögretenlerdir."
Hz. Hasan Radiyallahu anh.

" Bir kimse ümmetime, ya bir sunnet ifasi veya bid'atin izalesi için bir hadis ulastirirsaonun makami cennettir."
Hz. ibni Abbas Radiyallahu anh.

" Kim ölümünden sonra geriye kirk hadis birakirsa, o kimse Cennette benim refikimdir."
Hz. Cabir ibni Semure Radiyallahu anh.

" Size Allah'tan korkmanizi ve habesli bir köle bile üzerinize emir yapilsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Muhakkak ki, sizden biri Benden sonra yasarsa, çok ihtilaflar görecektir. Iste o zaman benim sünnetime ve Mehdi ve Rsidin olan hulefanin sünnetine uyun. Onlara tutunun, hem de can havliyle, azi dislerinizle isirir gibi. Islerin muhdes olanlarindan sakinin, zira her ihdas olunan bid'attir. Her bid'atte delalettedir ( Her delalette Cehennemdedir.)
Hz. irbad Radiyallahu anh.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2668
favori
like
share
nur_31 Tarih: 19.06.2011 18:18
emegine yüregine saglık arkadaşım Allah cc razı olsun böyle bir paylaşım için.

sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
Şayeste Tarih: 09.11.2010 19:47
Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde;

Kul namaza durduğunda günahları getirilir,başı ve omuzu üzerine koyulur.Rüku ve secde'ye gittikçe günahlar dökülür.

Buyurmaktadır..
dosdoğru Tarih: 29.07.2010 05:08
PEYGAMBER EFENDİMİZİN EN ÖNEMLİ EN BÜYÜK EN DEĞERLİ

SÜNNETİ İMAN EDENLERLE TAĞUTTAN GİZLİ TOPLANTI YAPARAK

AYETLERİ ÖĞRETMESİ HAYATA TATBİKİNİ ÖĞRETMESİDİR.


BU SÜNNETİ ÇOK AMA ÇOK ÖNEMSEYİP AYNI ŞEKİLDE TEŞKİLATLANMALIYIZ.

AYNI ŞEKİLDE SAHABE GİBİ EVLERDE BİR ARAYA GELİP KUR'AN OKUYUP TATBİKİNİ ZAMANIMIZA UYGULAMASINI GÖRÜŞMELİYİZ.

İNŞALLAH BU SÜNNETİ İHYA EDEN KARDEŞLERİMİZ ÇOĞALMAKTADIR.

ALLAH C.C YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN
Şayeste Tarih: 18.07.2010 00:42
Enes B. Mâlik’in naklettigi haberde: Rasulullah sahabesine şöyle sordu:

“Cennetlik kadınlarınızı size bildireyimmi?”

Biz ‘Evet, ey ALLAH’ın Elçisi’ dedik.

Şöyle buyurdu:

[COLOR="darkGray"]“Her sevecen doğurgan ve üretken kadın ki kendine öfkelenildiğinde, bir kötülük yapıldığında ya da kocası kendisine kızdığında eşine şöyle der: ‘İşte bu elim elinde, sen râzı olmadıkça kesinlikle uyku uyumayacağım.’ der”
La_Tahzen Tarih: 21.06.2010 20:25
değerli sunum için Allah c.c. razı olsun Gaye kardeşim
izninizle ben de konuya katkıda bulunmak isterim ;



PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİNİ NASIL OKUMALIYIZ?

Peygamberimizin Hadislerini Nasıl Okumalıyız?
İnsan hayatındaki her şeyin belli şekillerle ıslah edilmesi, inanç sisteminin gereklerine uygun hâle getirilmesi çok önemlidir Tevhit dini İslâm, insanların akıl, ruh ve nefis yönleriyle terbiye edilmesini, bunların içinde bulundukları hâllerden uzaklaşıp tevhîdî istikamete çekilerek kamil mü’min seviyesine ulaşmasını amaçlar
Peygamberimiz (sav) tüm insanlığa gönderilen, kıyamete kadar risâleti baki olacak son peygamberdir “De ki, ey insanlar! Ben sizin hepinize göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim” (el-A’râf, 7/158) Dolayısıyla kıyamete kadar gelecek tüm insanlar ırk ve cinsleri ne olursa olsun O’nun risâletine muhataptır
İnsanlar pek çok yönden birbirlerinden farklı olmalarına rağmen yatıp-kalkmak, yiyip-içmek, alış-veriş vs gibi hayatın bütün hallerinde kendilerine örnek alacakları bir rehbere muhtaçtırlar İşte insanların bu ihtiyaçlarını karşılamak âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (sav)’in sünnetinin sorumluluğu ve özelliğidir
Allah Teâlâ’nın, O’nu yüce Kitab’ında “en güzel örnek” diye tanıtması O’nun hayatında her türlü hayat şartına ve şekline uygun örnek alınabilecek bir zenginlik ve uygulanabilirlik bulunduğunun delilidir Peygamberimizin tertemiz bir geçmişe sahip olduğu Mekkelilerin kendisine “el-Emîn” lakabını vermelerinden anlaşılmaktadır Peygamberliğini kabullenmediklerinde O, kendisini, “daha önce yıllarca aralarında yaşamış olduğu”nu hatırlatarak savunmuştur Bu da O’nun, peygamberlik öncesi hayatının bile örnek alınabilecek temizlikte olduğunu gösterir
Sünnet terimi lügatte; yol, gidişat, yaşayış modeli vs gibi manalara geldiğini, ıstılahta ise en geniş manasıyla Hz Peygamber (sav)'in söz, fiil, takrir, yaratılış, sîret ve yaşayış, ahlâk, huy vs ile ilgili olarak O’na izafe edilen her şey olduğunu zikretmiştik Bu tariften de anlaşılacağı üzere Peygamberimizin hayatının her dönemi, her söz ve davranışı sünnettir İşte Efendimiz (sav) bu sünnetleriyle Sahâbe Efendilerimizi terbiye ettiği gibi kıyamete kadar da bu hâl üzere misyonunu sürdürecektir
Kitap ve Sünnet arasındaki açıklayıcı ilişkisinin farkında olan Ashâb, ta başlangıçtan beri Hz Peygamberin hadislerine ve yaşayışına fevkalade itina göstermiş, onları ezberlemiş, yaşamışlardır Peygamber Efendimizden hadis nakletme hususunda bir yandan ziyadesiyle ihtiyatlı davranırken diğer yandan da Peygamberimizin; "Cenâb-ı Hakk benim sözümü dinleyip başkasına tebliğ edenin yüzünü ak etsin Belki kendisine nakledilen nakledenden daha âlimdir ve (bu sebeple) daha iyi anlar" (İbn-i Mâce, Kurban Bayramı’nda Hutbe babı, hno: 920) müjdesine nail olabilmek kastıyla sünnet-i seniyyenin yayılmasında ve başkaları tarafından öğrenilmesi hususunda çok büyük gayret göstermişlerdir Bu yolda tüm mesailerini harcamışlar, gerek bilmedikleri hadisleri başka sahabelerden öğrenme, gerekse bildiklerini başkalarına talim etme gayesiyle icap ettiğinde aylar süren meşakkatli yolculuklar yapmaktan geri durmamışlardır
Sahabelerin bu husustaki gayretleri hiç şüphesiz, kendilerinden sonra gelen Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn’i de aynı şekilde davranmaya sevk etmiştir O dönemdeki peygamber aşığı âlimlerimizin hadislerin toplanması, tasnifi ve tezhibi gibi hususlardaki hizmetleri takdire şayandır Hadis ve tabakât kitaplarımız, bu üstün ve hasbî gayretlerin delilleriyle doludur
Peygamberimizin mirası ve ümmetine emaneti olan hadislerin Peygamberimize sahih bir şekilde isnadı, sıhhati ve aslına uygun bir şekilde muhafaza edilmesi çok mühimdi ve Ashâb bu mevzua çok önem veriyordu Bu sebeple hadisleri bilmeye, sahihini zayıfından ve mevzu olanlardan ayırt etmeye yarayacak esaslar, kaideler ile hadisleri nakleden râvilerin hallerini açığa çıkarmaya yarayacak kurallar demek olan hadis usulü ilmiyle alakalı bir kısım meseleler su yüzüne çıkmış, kaideler konmaya başlanmıştır Daha Hz Ebu Bekir (ra) devrinden itibaren bunlar birer birer ortaya çıkmıştır Hz Ebû Bekir (ra) yeni bir hadîs işitince şahit istemiş, Hz Ömer ise çok hadîs rivâyetini yasaklamıştır
Daha sonraki dönemlerde ise hadis râvileri cerh ve tâ’dil dediğimiz çok ağır kurallara tabi tutularak uydurma hadislerin Peygamberimiz’den sadır olmuş gibi rivayet edilmesinin önü kesilmiş, sonraki Müslümanlara hadislerin en doğru bir şekilde ulaşması sağlanılmıştır Rivayet edilen her bir hadisin sıhhat derecesi araştırılmış ve bunlar sıhhat derecelerine göre ayrı ayrı tasnif edilmiş, anlaşılması zor olan hadisler güvenilir âlimlerimizce tefsir edilerek biz Müslümanların istifadelerine sunulmuştur
Ancak bu şerhler yeterli değildir, hadis-i şeriflerin işaret ettiği bütün ilim ve hikmetleri izah ediyor ve üzerine konuşulacak bir şey kalmamıştır denemez elbette Çünkü Peygamberimizin hadisleri Kur’ân-ı Kerîm gibi kıyamete kadar gelecek olan insanlara hitap ederek hayatlarına yön verecek bir esastır Bu sebeple ilimdeki gelişmeler doğrultusunda hadisleri anlayışımız kemal bularak değişecek, dolayısıyla muttaki âlimlerimizin yapacağı yeni şerhlere ihtiyaç duyulacaktır
Önümüzde geniş repertuarıyla mevcut bulunan hadis ve sünnet-i seniyyelerden Peygamberimizin ahir zamandaki ümmeti olarak bizler gerektiği gibi, bir ümmete yakışır şekilde istifade edebiliyor muyuz?
Dağınık hâllerimiz; Rasûlullah Efendimizden uzak kalarak haramlarla, bidatlerle şekillenmiş yaşantımız; yapmacık ibadetlerimiz ve Müslümanlığımız bu sorunun cevabını en güzel ve doğru şekilde vermektedir
Rasûlullah Efendimizden ve sevgisinden uzağız; çünkü hadislerini okumuyoruz, sünnetlerini öğrenmiyoruz Bildiğimiz sünnetlerle amel etmiyoruz Gerek iş, gerek ailemizde meydana gelen problemlerimizi Sahâbe’nin yaptığı gibi Kur’ân ve Sünnet’e başvurarak halletmek yerine nefsani kural ve ahlâklarımıza uyarak çözmeye çalışıyoruz
Hadisleri okumayan, sünnetlerden haberi olmayan Müslümanların genel hâli bu iken hadislerle az çok iştigal eden gerek akademik seviyede gerekse halk tabakasından bazı kimselerse Peygamberimizin hadisleri arasında sünnete ittiba noktasında ayırıma gitmektedirler “Peygamberin ibadet ve muamelat hakkında varit olup, farz, vacip gibi bağlayıcı hükmü olan sünnetlerine tabi olmakla yükümlüyüz Günlük yaşantısıyla ilgili sünnetleri ise bizi bağlamaz O, bunları bir beşer sıfatıyla eda etmiştir Dolayısıyla bu yönüyle ona uymak şart değil Yapsan da olur yapmasan da Dolayısıyla yapılmamasında herhangi bir mesuliyet yoktur (!)” gibi haksız ve cahilane ifadeler kullanmaktadırlar
Fıkıhçıların, sünneti, ‘Peygamberimizin farz veya vacip olmayarak yaptığı işlerdir’ şeklinde tarif ettiklerini söylemiştik Onlar bu tarifi, nassların, mükelleflerin fiillerindeki eseri noktasından hareketle yapmışlardır Âyet ve hadisler hükümlere delalet yönünden farklılık arz ederler Bu nedenle nasslar mükellefleri ilzam etme yönünden farz, vacip, sünnet vs gibi kısımlara ayrılırlar Fıkıh, insanların Allah’a ve sair kullara taalluk eden haklarını gerek ibadât, gerek muamelât yönleriyle tanzim etmektedir Bu nedenle mükelleflerin ibadet ve muameleleriyle ilgilenir ve kişinin günlük yaşamı, giyim-kuşamı vs işleriyle herhangi bir hükme taalluk etmediği müddetçe iştigal etmez
Sünnet denilince Hz Peygamber’in sadece farz, vacip gibi fiillerinin anlaşıldığını, günlük yaşantısının veya sözlerinin o çerçevede düşünülmediğini ileri sürenlere iltifat edilmemelidir Zira Peygamberimizin yaşantısı ve bizim için örnekliği sadece bu yönle kısıtlanamaz Peygamberimizin, peygamberliğinin başlangıcından vefatına kadar, Kur’ân dışında söylemiş olduğu her söz veya yaptığı her fiil sünnet içinde yerini almış olmaktadır Bu söz ve fiillerin ümmete yönelik genel bir hüküm getirmiş olması ile özel kişilere yönelik olması arasında hiç bir fark yoktur Yine O’nun fiilinin yaratılışla (beşerî yönüyle) ilgili olup olmaması da neticeyi değiştirmez Bütün bunlar, sonuçta farklı hükümlere bağlansa bile, ‘Peygamber’den sâdır olan söz ve fiiller’ olarak ‘sünnet’ kavramı ve kapsamı içindedir Kimine vacip, kimine mendub, kimine mekruh vs denilmesi, kiminin ümmetin tam----- yönelik, kimilerinin belli bazı kişilere has olması ise ayrı bir konudur
Peygamber Efendimizin beşeriyete ait fiilleri deyince sanki ‘O’nun peygamberliği belirli zaman ve fiillerle kayıtlıdır İbadet yaptığı, sohbet ettiği veya emir ve yasakları içeren herhangi bir söz, fiil veya takrirde bulunduğu zaman peygamber, diğer zamanlarında, günlük yaşantısını idame ettirirken, yani yerken içerken, oturup kalkarken vs durumlarda peygamber değil de diğer insanlar gibi bir beşerdir’ gibi bir mana anlaşılır Böyle bir anlayış ise istikametten uzak ve dinin, nübüvvet ve peygamberin vazifesi hususundaki anlayışına zıt bir anlayıştır Bir peygamber her ne hâl üzere olursa olsun peygamberdir Ondaki risâlet vazifesi hâli hiçbir zaman ve fiille kayıtlanmayan ve uzaklaşmayan bir hâldir Peygamberimiz (sav) ibadetlerini eda ederken de bir peygamber olarak eda eder, günlük yaşantısını idame ettirirken de bir peygamber olarak idame ettirirdi O’nun her bir sünneti mümessili olarak tebliğ ettiği tevhidin tesiriyle meydana gelmiştir Dolayısıyla her bir sünnetinde tevhidin nuru vardır O’nun Kur’ân’da zikredilen ‘sırât-ı müstakîm üzere olma’(Yâsîn, 36/4) hâli, bize sahabeler vasıtasıyla intikal eden her bir sünnetine yansımıştır
Peygamberimizin bir vasfı da mürebbi yani her hususta ümmetini terbiye edici olma vasfıdır O, mü’minleri hayatın her hususunda istikamet üzere yetiştirmiş ve terbiye etmiştir Din bir hayat nizamıdır Dolayısıyla bir kimse mü’min olma, Allah’ın ve Peygamberi’nin yoluna ittiba etme vasfını her söz ve hareketinde ölünceye kadar üzerinde bulundurmaya mecburdur İmanın, Allah’a tevhit üzere inanmanın izharı ancak bu şekilde gerçekleşir
Peygamberimiz (sav)’in sünnetine ittiba etmede Ashâb-ı Kirâm’daki gibi bir sevgi anlayışı çok mühimdir Bu sevgi onlarda, Hz Ali (ra)’ın; “Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah (sav) bize, mallarımızdan, evladımızdan, baba ve analarımızdan, susamış olan kimsenin soğuk suya olan arzusundan daha sevgili idi”(Şifâ-i Şerîf, s 404) sözündeki hal üzere tezahür etmişti İşte bu yüzden onlar, Efendimiz’i yediği yiyeceklere ve giydiği ayakkabılara varıncaya kadar taklit ediyorlardı
Ümmet olarak Peygamberimizin sünnetlerine tabi olurken, O’nun en büyük sünnetlerinden birisi olan güzel ahlâkından da istifade etmeliyiz Her bir sünnet-i seniyyeyi yerine getirirken O’nun güzel ahlâkıyla bezenmeli, sünnetin ruhuna uygun hareket etmeliyiz Aksi halde sünnete ittibamız şekilden ibaret kalır ve bu sünnetlerin mayası olan tevhid ve istikametten uzaklaşmış oluruz
Müslümanlık ancak sünnetle vardır Biz Müslümanlar İslâmî kimliğimizi ancak ve ancak sünnete sarılmak ve ondan ayrılmamaya çalışmak suretiyle koruyabiliriz Zira apaçık bir gerçektir ki, sünnetin terk edilmesiyle doğacak boşluk, İslâm kültürüne ters düşen, onda yeri olmayan ve fakat ondanmış gibi görülmeye ve gösterilmeye çalışılan, sünnetin tam zıddı demek olan bidatle doldurulacaktır



Faydalanılan Eserler:
1 Şa'ban Zekiyüddin, Usûlü’l-Fıkh, ter İbrahim Kafi DÖNMEZ, Ankara 1990
2 DÖNDÜREN Hamdi, Şamil İslâm Ansiklopedisi
3 ÇAKAN İsmail Lütfü, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları
4 KALKAN Ahmet, İslâm Akâidi
5 KÖTEN Akif, Şamil İslâm Ansiklopedisi
6 ÇAKAN İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, İstanbul 1985
7 YILDIRIM Sabahattin, Şamil İslâm Ansiklopedisi
8 CANAN İbrahim, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları
Şayeste Tarih: 18.06.2010 17:43
Allahümme Salli Ala Seyyidina ve Nebiyyina Muhammed


Peygamber -Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem-buyurmuşlardır ki:

"Cenâb-ı Hakk'a rızâya ermiş olarak mülâki olmak arzusunda bulunanlar bana çokça salât göndersinler. "

"Tahkîkan sizden bana en yakın olan kimse beni çokça salât ve selâmla yâd edenlerdir. "


"İhtiyâcı bulunan bir şeyi te'minde zorluğa düşen bir kimse bana çokça salât ve selâm göndersin. Tahkîkan salât ve selâm gam ve kederleri izâle eyler, rızıkları bollaşdırır, ve müşkilleri hall etmek için yegâne bir vesiledir."
Şayeste Tarih: 08.06.2010 13:49
“(Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.”

Tirmizi
GaYe Tarih: 04.06.2010 14:08
Diş fırcalamak peygamber efendimizin sünnetidir. Sav dişlerini misvakla fırcalarmış.

Modern diş fırcası ve fırcalama teknişkleri yok o zamanlar

Elinden geldiği kadarıyla Ağız ve diş sağlığına dikkat etmiş

VE bizlere de Ağız sağlığı için diş fırcalama sünnetini bırakmıştır.

BU sünnet kesinlikle ihmal edilmeyecek sünnetlerin en basındadır.

çünki önce sağlık.
Şayeste Tarih: 03.06.2010 14:18
ilim meclisinde bulunmak hakkında hadis

İlim, en şerefli cevherdir. (Cevheri bakımından şereflidir). Lâkin ilimle beraber elbette ibâdetin de olması lâzımdır. İlim ağaç menzilesinde (mertebesinde) ibâdet ise onun meyvesi menzilesindedir. Şeref ağacındır. Çünkü ağaç asıldır. Lâkin ağaçtan faydalanmak meyveleri sebebiyle olmaktadır. Ebû Zer (r.a.) Hazretlerinin hadîs-inde şöyle buyrulmuştur:

“İlim meclisinde bulunmak, bin rek’at (nafile) namaz’dan daha faziletlidir. Bin hastayı ziyaret etmekten bin cenazeye katılmaktan daha faziletlidir. Denildi ki:

-”Ya Rasûlellah” ilim meclisinde bulunmak Kur’ân-ı Kerim okumaktan da faziletli mi?” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:

-”Kur’ân-ı Kerim ancak ilim ile fayda verir,” buyurdular.

Mesnevi de buyuruldu:

Süleyman Aleyhisselâm’ın mülkünün mührü ilimdi.
Bütün âlem onunla şekil ve cân buldu.