1988 senesinde bu sorunun cevabını PSV gayet güzel verdiydi gerçi: Önce çeyrek finalde Bordeaux'yu, sonra yarı finalde Real Madrid'i; deplasmanda 1-1, evinde 0-0 berabere kalmak sureti ve deplasman golü denen hadisenin yüzü suyu hürmetine eleyip, sonra da final maçında Benfica'yı hem maçın normal süresi, hem uzatmaları boyunca uyutup, penaltılarda 6-5 yenerek, beraberliğin kimi zaman galibiyet kadar önemli olduğunu cümle futbol âlemine gösterdiydi.

Arsenal'in Real Madrid'le kendi evinde 0-0 biten maçı da başka bir şeyi görmemize neden oldu: 0-0 her zaman sıkıcı bir maç demek değildir. Dünyanın en iyi futbol oynanan ligi olmakla övünen bir ülkenin son temsilcisinin, bu iddiasını bir Fransız (Thierry Henry) tarafından ilk maçta kaydedilmiş bir gol sayesinde devam ettiriyor olması da pek ironik doğrusu.

İngilizler geçen sene, başlangıçta pek 'oricinal' bularak, göklere çıkardıkları; bu sene birdenbire aslında ah ne kadar kibirli ve ukala olduğunu keşfettikleri Mourinho ve bir diğer 'ecnebi' Rafael Benitez sayesinde pek parlak günler yaşamıştı. Bir zamanlar kral idi Mısır'a, şimdi kaldı sepet ile hasıra misali, şimdilerde gözlerine giderek daha kendilerinden gözüküyor olan eski 'outsider' profesör Wenger'e kaldılar -şu noktalarda ne zaman bir öz İngiliz göreceğiz acaba?

Chelsea'nin Barcelona'ya elenmesi, sadece rövanşı Rijkaard'ın kazanması manasına gelmiyordu haliyle; İspanya'nın krema tabakası, İngiltere'nin 'krem dö la krema' tabakasını da yemiş gibi oldu. Premiership, son temsilcisi Arsenal'le kupaya tutunurken, ada ahalisi son Mohikan'ın kadrosunda pek İngiliz oyuncunun olmadığı gerçeğini, elleriyle kulaklarını tıkayıp, kendi kendilerine şarkı söyleyerek unutmaya çalışıyor olabilir. Kendilerine paye çıkarmak için, Mourinho'nun sinirli oyunu ve saldırgan anlayışı yerine, futbolun güzelliklerini hatırlatan oyunu için teşekkür ediyorlar şimdilerde Wenger'e.

Oysa, maçı seyrederken siz kimi tuttunuz bilmem ama ben, pek Real Madrid sempatizanı olmamama rağmen onların kazanmasını istiyordum vallahi. Sahadaki futbolun adaleti olsaydı onlar kazanırdı zaten. Ama kimse futbolun adaletli bir şey olduğunu ya da olması gerektiğini iddia etmiyor zaten. Wenger maç sonrası Mourinhovari bir açıklama yaparak bu maçın futbol sporu için güzel bir promosyon olduğunu söyledi. Şampiyonlar Ligi'ndeki son Premiership temsilcisi olduklarını bir kez daha hatırlatmaktan kendini alamayan Fransız "İngiltere'yi, elimizden geldiğince gurur ve yakışan bir tavırla temsil edeceğiz. Gidebildiğimiz yere kadar da gitmek için savaşacağız" dedi.

Madrid koçu Caro Lopez ve çoğu Galactico muhtemelen bu maçla, Real forması taşıdıkları son maça çıktılar. Forma değiş tokuşuna girmeyerek kendi formalarına hatıra muamelesi yapanların daha mantıklı bir iş yapmış oldukları bile söylenebilir.

Şimdi merak edilen Arsenal'in İngiltere adına Liverpool tarzı bir mucizeye imza atıp atamayacağı ve attığı takdirde bir kez daha ligde oldukça arkalarda kalan bir rakibince alt edilmiş Mourinho'nun buna ne tepki vereceği. Jose sizce Paris'te 'röntgenci' Arsene'i mi, 'kifayetsiz' Rijkaard'ı mı görmek ister? Bu kadar adamla kavgalı olmak da zor iş canım...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 462
favori
like
share