Emine Alkan



Bu yazımı kiminiz gazeteden okuyacaksınız, kiminiz internetten. Fark etmez. Dayanın şöyle arkanıza. Ohhh! Rahatlayın. İçiniz huzur dolu olsun. Gülümseyin. Mutlu olmaya çalışın. Şöyle dalsın gözleriniz, hayaller kurun bakalım.

Mesela su olduğunuzu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar berrak, çok.. Tükenmez olduğunuzu… İnanıyorum ki öylesiniz. Ama ister çeşmelerden dökülün, ister göklerden yağın, ister nehirler dolusu akın, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsınız. Yani; sizi dinlemeyenlere sesinizi duyuramazsınız. Dinlemiyordur ki, dinlemek istemiyordur ki sizi duysun.

Unutmayın! Daha çok bağırdığınızda daha çok dinlenmezsiniz. Ancak gürültünün bir parçası olursunuz. Suyun yanında olanların bir avantajı vardır. Onlar suyu en az içenlerdir. Çünkü su nasılsa burada, yanı başındadır ve kana kana içmeye gerek yoktur diye düşünürler. Aynen, sesinizi sürekli duyanların sizi dinlemedikleri gibi.

Siz hep bir su olduğunuzu düşünün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez. Ve su gibi hayat kaynağı olduğunuzu düşünün. Su gibi yaşatıcı olun, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil. Rahmet olun, afet değil. Tarlalarını basmayın insanların, yuvalarını yıkmayın, ocaklarını söndürmeyin, felaket olmayın. Bir bardağa sığabilecek kadar olun ki damarlara girebilesiniz.

Önünüzde vadiler, ovalar varken, yayılabileceğiniz küçük ırmaklara ayrılabiliyorsanız, işte o zaman hayat verirsiniz çevrenize. Dünya döndüğü müddetçe yaşayabilir ve de yaşatabilirsiniz. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursunuz seller, afetler gibi. Ya tutmayı öğreneceksiniz dilinizi veya hiç durmadan konuştuğunuz için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunuzu zannettireceksiniz etrafınızdaki insanlara! Ama bu durumda asıl yapmanız gereken ne olmalı? Düşünmek!. Ne zaman ne söyleyeceğinizi düşüneceksiniz. Sizi kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını ya da anlatmak istediklerinizin ne kadarını anladıklarını düşüneceksiniz…

Ve konuşmak için hep en uygun zamanı bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksınız. Mesela, ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, siz de fikrinizi bildireceğiniz kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksiniz!... “Ben canım isteyince giderim iskeleye” demeyeceksiniz. Yani kısacası, aklıma geleni aklıma geldiği zaman ve biçimde söylerim demeyeceksiniz. Karşınızdaki değil duymak, değil dinlemek, anlattığınızdan bile fazlasını anlamak zorunda!.. Keşke öyle olsaydı, keşke haklı olsaydınız ama maalesef değil…

Yine çok fazla uzatmak istemiyorum. Haydi!.. Siz şimdi yine su olduğunuzu düşünün ve kendinizi su gibi hissedin. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak ve su gibi yararlı.. Bitmek tükenmek bilmeyen bir hayat kaynağı…Öyle olduğunuzu düşünün ama yine de su gibi bir küçük bardağın içine sığdırın kendinizi.. Çünkü ancak o zaman insanların damarlarına girebilmeyi öğrenirsiniz.


Yani kısaca; hayat verin.. Vazgeçilmez olun.. Çok büyük düşünün tabi ama lütfen çok küçük hareket edin.. Lütfen..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 353
favori
like
share
NeV-BaHaR Tarih: 07.07.2010 16:24
Siz hep bir su olduğunuzu düşünün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez. Ve su gibi hayat kaynağı olduğunuzu düşünün. Su gibi yaşatıcı olun, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil. Rahmet olun, afet değil. Tarlalarını basmayın insanların, yuvalarını yıkmayın, ocaklarını söndürmeyin, felaket olmayın. Bir bardağa sığabilecek kadar olun ki damarlara girebilesiniz.
çok güzel paylaşım teşekkürler