Urfa Aşiretlerin Tarihi - Urfa Aşiretleri -
Urfa Aşiretlerin Tarihi - Aşiretlerin Tarihi - Urfa Aşiret Tarihi



Osmanlı İmparatorluğu Tanzimatın ilanıyla yeni bir döneme girmiştir. Klasik Osmanlı toplum yapısının geçirdiği sarsıntı, yıkıntıya dönüştüğünde, devletin çağdaş ihtiyaçlara göre yeniden yapılanması gerekmiştir. Tanzimat döneminde oluşturulan birçok kurum yaşamını Cumhuriyet'ten sonra da devam ettirmiştir.
Devletin; bakanlıklar, genel müdürlükler biçiminde örgütlenmesi ve bunların taşra örgütlerinin oluşturulması, idari bölünme ile Vilayetler Kanunu'nun hazırlanması, belediyelerin ve il meclislerinin kurulması, orduda, yargıda ve eğitimde yeni sisteme geçilmesi bu dönemde başlamıştır.

Tanzimat sonrası dikkat çeken önemli bir gelişme de vilayetlerin yayınlamış oldukları salnamelerdir. 1866 yılından itibaren Osmanlı vilayetleri salname yayınlamaya başlamış ve 1872 yılından sonra salname yayımlamayan vilayet kalmamıştır. Vilayetlerde kurulan devlet matbaaları ve resmi vilayet gazeteleri ile birlikte salnameler, getirilen yeniliklerin yerel düzeyde dile getirilmesinin aracı olarak benimsenmişlerdir.

Vilayet salnameleri Osmanlı imparatorluğu valiliklerinin yayımladıkları il yıllıklarıdır. Yerleşim biriminin bütün kurum ve kuruluşları ile doğal yapıyı, toplumsal, kültürel, ekonomik ve ticari faaliyetleri ayrıntılı bir biçimde resmi veri, 30 istatistik rakamlarla vilayet salnamelerinde bulmak mümkündür.

Urfa; Osmanlı İmparatorluğu idari taksimatında vilayet merkezi olmadığı için bu dönemde müstakil salnameye sahip olmamıştır. Osmanlı dönemindeki Urfa hakkında tüm bilgiler Halep Vilayet Salnamesi'nde yer almaktadır.


Urfa'nın ilk ve tek vilayet salnamesi cumhuriyet döneminde kaleme alınmış ve yayınlanmıştır. 1927 tarihli bu salname, Urfa'nın tarihi, coğrafi, ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel tanıtımını yapan ilk ve tek Osmanlıca kaleme alınmış salnamedir.

Vali Fuad Bey'in önsöz yazdığı bu salnamede, Urfa'da o dönem aşiretler ve bu aşiretlerin örf ve adetleri şöyle ifade edilmektedir:

URFA'DA İDARİ TAKSİMAT VE AŞİRETLER

Urfa tarihinin tetkikinden de anlaşılacağı üzere aslen Turanlı olan ve Elcezirede ezmene-i kabl-ül tarihiyede hâkimiyet süren (Sümer)lerle Carablusda icra edilen hafriyatda asarı bulunan (Hititleri) Urfa'nın ilk sakinleri olarak kabul etmek zaruridir.

Asurîlerin, İranilerin tazkiyi ve Hicret'den sonra da Eyübilerin işgali sebebiyle Urfa havalisine iltica eden birkaç Kürd oymağı ve kurunu ulada Ceziret-ül arabdan hicret ederek Beni Rabia ile gelen ve Hazret-i Ömer zamanında Iyaz Bin Ganem ordusunun Urfa'yı istilasında bırakdığı bazı kabail vilayet dâhilinde mevcud bulunmakda ise de bu aşayirin mikdarı pek az ve saha-i işgallleri mahduddur.

Urfa kabl-et tarih zamanlardan beri Turanı ırkının meskeni olduğu gibi Selçuk Türkleriyle Harzem ve Kayıhan Türklerinin hâkimiyetleriyle de kâmilen öz Türk vatanı olmuşdur.

Vilayet dâhilindeki Türk aşayirinin bazıları aşayir kısmında tafsilatlı muharer olduğu üzere asıllarını, ananelerini, menşe'lerini bilmek ve muhafaza etmekle beraber ve göçebe hayatı tesiri ile maalesef anadillerini unutarak Kürtçe konuşmaktadırlar.

Kâmilen İslam ve ekseriyet-i kahiresi Türk olan vilayetin yalnız merkezinde birçoğu ticaretle meşgul yüz hane Musevi mevcuddur.

AŞAİR:

Harran Kazasındaki Aşiretler:

Gays ( Kays) ve (Za'biyen) namlarında iki büyük arab aşireti ile burada merbut diğer fırka ve küçük kabilelerden mürekebdir.

Gays Aşireti: Siyale, Cumeyle, Beni Yusuf, Habit adlı fırkaları ve bu fırkalardan her biri birçok kabile ve oymaklara münkesimdir.

Siyala Fırkası: Ceyhum, Ma'acle, Ta'an, Nevacih, Ebuhas, Hubua, Cümeyle fırkası, Benzeyn, Nufavile, Elbucindi

Beni Yusuf Fırkası: Duyekat, Eyfi, Ömer, Helyasat, Haraşice, Nayim, Beni Amir, Beni'ız, Beni Esed

Hebit Fırkası: Sakiyan, Sudan, Dabada, Keta, Kete kabilelerine minkasamdır.
Zabiyan Aşireti: Beni Muhammed, Ubada namlarıyla iki büyük fırkaya ayrılmışdır.
Beni Muhammed Fırkası: Seramdan, Çera'an, Kacer, Yeşaçema, Mevrabıta, Kehkat, Helive

Ubada Fırkası: Cele'te, Devağir, Helyavat, Nedvan kabilelerinden teşkil etmektedir.

Her iki yekdiğerini hasım oldukları takdirde müsavi kuvvet tedarikine çalışmış ve bu esas üzerine teşkil sanliurfa etmişlerdir.

Kuvvetli kabileler daima zayıf kabileler üzerinde hâkim vaziyete geçerek onları kendi taraflarına ilhak etmişlerdir. Her kabilenin kendine mahsus reisi olduğu gibi her fırkanın ve her aşiretin ayrı ayrı reisleri vardır. Kays aşiretine Siyale fırkası, Teribiyan aşiretine de Kacer kabilesi riyaset etmektedirler.
Bu aşayirden yüzde sekseni meskûn, mütebakisi göçebedir.


Suruç Kazasındaki Aşiretler:

Suruç kasabasında (Berazi) aşireti namı altında Picanlı, Şedadı, Alaaddinli, Rinayi, Dodanlı, Kefkanlı, Şıhanlı fırkalarını ihtiva eden aşayir mutavattındır.

Alaaddinli Fırkası: Miranlı, Korice, Beki, Rızvanlı, Mu'aflı oymaklarına ayrılmaktadır.

Bu fırkaya ve hata bütün Berzani aşiretine Miranlı kabilesi riyaset eder.
Alaaddinli fırkası kendilerinin Konya'dan geldiklerini ve Selçukilerden olduklarını iddia etmektedirler. Bu iddianın mevsukatına aşayirinin taşıdığı unvan ile nesilden nesile intikal eden rivayet delil adedilebilir.

Picanlı Fırkası: Meşkanlı, Atuşağı, Beşatlı gibi birkaç oymağa ayrılmaktadır. Bunlardan Beşaltılı oymağı aslen Türkmen olub elyevm kiirdce tekelüm etmektedir.

Şedadı Fırkası: Şedadı, Asiyanlı, Uhyanlı namları altında üç kısma ayrılmaktadır.

Dinayi Fırkası: Reşkanlı, Mentkorlar, Bedirkanilerden mürekebdirler.

Didanlı Fırkası: Didanlı, Karageçili, Korikanlı ve Türkmenlerden teşkil etmişdir. Bunlar arasında Karageçili ve türkmenler aslen Türk iseler de elyevm kürtçe konuşmaktadırlar.


Şıhanlı Aşireti: Başlı başına ve bi taraf bir aşiret olub, Hazret-i Abbas evladından olduklarını iddia etmekde iseler de, bu babda bir.vesika-i tarihiye mevcud değildir. Bu aşiret efradı elekser salah-ı hal ile tanınmışdır.

Ketlanlı Aşireti: Melekşeler (Melkeşler), Elmanderler, Karışanlılar, Ketkanlı, Tayiriler, Kalenderler namlarıyla oymaklara ayrılmakdadır. Bu aşayirin kısmi ağzamı köylerde mütevatın ve ziraidirler.


Mersavi Aşireti: Merkez Vilayetin şimal-ı garbisinde sakin ve ziraatle meşguldürler. Urfa dahilindeki mersaviler takriben ikiyüzelli haneden ibaretdir.

Haltanlı Aşireti: Aslı haldanlıdan muharef olan bu aşiret Payamlı nahiyesinde sakin ve ziraat ve felahetle meşguldurlar. Aslen Sincar'dan gelmişlerdir. Dallı budaklı bir aşiret değildir.

Baziki Aşireti: Körkanlı, Açarlı, Salarlı, Ekinci, Koşyanlı, Şeybekanlı namlarındaki fırkalara ayrılmıştır. Kesafet-i nüfuse malik bulunan bu aşiret aslen Türk ise de Kürdlerle muhtalit hayat geçirmiş olmalarından dolayı elyevm kürtçe tekelüm etmektedirler.


Görkanlı: Bu oymağın aslen ve neslen Timurlengin bulunduğu (korkan) aşiretinden, bulundukları kupkeden küpke intikal eden rivayet ve an'anat ile müeyyed bir hakikat-ı tarihiyeydi.

Timurlengin mensub olduğu hanedanın adıda Korkandır. Timurlenkle beraber gelen bu kabileden bir kısmı Timurun avdetinden Urfanın şimal-ı garbisinde kalarak tavatun edmişlerdir.

Açarlı: Bu kabile Yavuz Sultan Selimin Çaldıran seferinde Hartavilerin riyasetleri altında Bursa'dan kendileriyle beraber gelerek avdette bir kısmı Urfanın şimal-ı garbisinde tavattun edmişlerdir.

Hartavilerin ehval-ı tarihiyesi Naima tarihinde mündericdir. (Hartavi) lik Türk cengâverleri arasında yararlılıkları görülenlere serdarları tarafından giydirilen bir kavuğa izafeten tevcih edilen bir ünvandır.

Karakeçi Aşireti: Bu aşiret Türk tarihinde adlı sanlı bir aşireddir. Urfa ve Siverek arasında mutavatindirler. Efradı diğer aşiretlere nisbetle galabalıkdır. Cesaret ve binicilikleriyle meşhurdurlar. Ma'Lesef bu aşiret efradı bu gün ana dilini unutarak Arab ve Kürd lisanlarıyla konuşmakdadırlar.

Karageçi Şıhanlı Aşireti: Hazreti Hüseyin evladından olduklarını iddia etmektedirler. Ellerinde bir vesika-i tarihiye yokdur.

Döğerli Aşireti: Urfanın Hilvan kazasıyla Sumatar, Kabahaydar nahiyelerinde sakindirler. Bu aşiret Ayhan boyunun bir oymağıdır. Bu aşiret bin hane kadar vardır.
Maalesef anadilini heman unutmuşlardır. Ekseriyetle kiirdce konuşurlar.

Badıllı Aşireti: Hilvan kazasıyla Akziyaret nahiyesinde sakindirler. Bu aşiret (Yıldızhan) boyunun bir oymağıdır. Bu aşiretin asıl adı (Bek dilidir) Badıllı bu kelimeden muharefdir. Bu aşiretden olan Türkmenler esasen Ağcakala, Bayındırhan, Raka, Ca'ber, Sam, Silan, Tevban, Türkmen culabı cihetlerinde sakin idiler.

Bir kısmı hala Türkmen culabında mevcud olduğu gibi Haleb viyateninin Bab kazasında, Ayntab vilayetinin Nizib kazasıyla, Carablus nahiyesi hududunda toplu bir halde bulunmaktadırlar.

Milli Aşiret Reisi ibrahim Paşa, Aşiretinin İleri Gelenleriyle (1908 H. Grothe)

1-Aşirete mensub iki şahıs arasında bir münaza'a dolayısıyla biri diğerini kati etdiği takdirde katil tarafın maktulun akrabasını aşayır örf ve âdete göre riza etmedikçe ve diyetini de vermedikçe katile ve katilin en yakın akrabasından herhangisine tesadüf eder ve fırsat da bulursa derhal kati eder.

2-Katlin vukuu anında veya ferdası gününde maktulün akraba ve oymağı katilin ve akrabasının emval ve eşyasını yağma ederler. Buna(kan tuzu) ismi verilir. Yağma edenlere mücrim nazarıyla bakılmaz. Bu yağmagirlik aşiretler âdetince bir hakdır. Mahaza tarafeyn arasında bir sulh takarur etdiği zaman bir mağsubanın diyete edildiği de vakiyedir.

3-Iki aşiret arasında bir ihlilaf ve münaza'a zuhurunda tarafeyn hücum vazaiyetine geçdikleri zaman bi taraf aşiretlerin araya girerek kavgayı men'e çalışmaları bir adeddir.

Münaza'a basdırılamaz ve arasa bir kati vuku bulur ise bu iki aşiret yekdiğerinin düşmanı olurlar.

Başka aşayir reislerinin tavasutuyla bir sulh takarur edinceye kadar maktulun aşireti efradından herhangi bir şahıs katilin aşiretinden herhangi bir şahsa tesadüf eder ise intikama tevesül eder. Hükümetçe katil derdest edilerek ber'at veya mahkûmiyeti takarur etse bile muhasım aşireti nazarında maktiilün diyeti tevsiye edilmediği takdirde aralarındaki husumet zail olmuş sayılmaz.

4-Iki aşiretin yekdiğerine hücumunda arada gasb-ı mevaşi ve nebhi gibi ceraim tekevün etmiş ise menhubatın iadesine kadar muhaseme gerginlik devam eder.

Yağma edilen taraf fırsat buldukça nahib tarafa karşu mukabeleden hiçbir zaman hali kalmaz.

5-İki aşiret efradından biri diğerine borçlu olur ve bila intizam borcunu vermez ise alacaklı olan kendi aşiretinin himayesi altında medyunun aşiretinden herhangi birinin malını rehin makamında tutabilir. Aşiretler arasında bu gasb sayılmaz.

Borç ödendiği zaman bu rehinde iade edilir. Buna (Veska) tabir olunur. Aynı köyde, ikamet eden iki aile arasındaki bir münaza'a katle müncar olur ise katil ile en yakın akrabası başka köye göçerler ve sulh yapılıncaya kadar avdet edemezler.

6-Diyetin mikadrı aşirete ve aileye göre tehalif eder. Had-i azamiyesi otuz bin had-ı asgariyesi on bin kuruşdur.

7-Efrad-ı aşiretden biri diğerini herhangi bir şikâyetle habs eddirir, oda eceliyle habisde vefad eder ise mütevafanın akrabası nazarında müşteki katil sayılır.

8-Bir köyde sirkat vukubulduğu takdirde sanatla mahareti, tecrübesi sabit bir izci celb olunur. İzciyi tarizden muhafaza içün de kendine bir kuvvet refakad eder.

İz bir köye gider ve o köyden çıkamadığı görülür ise köylü bir başka izci getirmek ve izi mümkün olduğu halde köyden çıkarmak hakına malikdir.

Köylü izi köyden çıkaramadığı suretde mal sahihleri çalınmış malı köy halkından tazminde veya bütün köy evlerini taharride muhayyerdirler.

Taharriyi tercih edip de çalınan eşyayı bulamazlar ise artık tazmin hakini ıskad etmiş olurlar.

9-Aşiret halkı tarlalarını ekseriya Aralık senediyle veya senedsiz yekdiğerine bey've firağ ve rehin ederler. Rehin edilmiş bir tarla otuz kırk sene sonra da fek edilebilir. Mürür-u zamana itibar yokdur. Tarlalar indel icab diyet ve cihaz mukabilinde de senedsiz verilir.

10-Bir aşiret efradı yekdiğerinde olan alacaklarını hod be hod istifa edebilirler. Dayin alacağına mukabil medyunun muvaşeyirinden bir şey alırsa buna kimse itiraz edmez.

11-Aşiret efradından biri bir cinayet işledikten sonra ister Hükümetin, ister aşiretin takibat mühtemselinden korkar diğer bir aşirete sığınırsa iltica eddiği aşired onu muhafazaya mecburdur.

12-Aşirete mensub bir kız bir gence meyil ederek onunla kaçarsa veli ve vasilerine karşıkız ve erkek katle mahkûm olurlar. Aralarında nikâh yapılsa bile kızın akrabasına başlık namiyle bir şey verilmez ve bir sulh yapılmaz ise kızı kaçıran hakında katillere tatbik edilen usul tatbik olunur.

13-Kocalı bir kadın bir erkekle kaçar ise her ikisi takibden uzak mıntıkalarda emrar-ı hayata mecburdurlar. Kadını kaçıran hem kadının akrabası, hem de kadının kocası tarafından takib olunur. Bu cinayet de erkek ve kadına miitevecih olan imha hakkı herhalde bakidir.


17-Aşiret efradından birinin vefatından terk etdiği emval ve emlaka yalnız erkek evladı varis olur. Mütevefanın erkek evladı olmadığı takdirde terikeye mütevafanın asabesi vad-i yed eder. Gayri kanuni bu teamülü kabul etmeyip mahkemeye müracaat eden kız evladı nazar-ı aşiretde menfur tanılacağı gibi İrza suretiyle de ta'kib-i davadan vazgeçilir.

15-Kocaya verilen bir kızın mihri ve başlığı pederi olmadığı halde velisinindir. Bundan kıza bir şey sarf edilmez. Veya pek az bir şey sarf edilir. Elbise erkek tarafından temşin edilir. Yukarıda kısmi mahsusa'larından zikr edildiği veçhile arban ve aşayir arasında bazi kabileler vardır ki; bunlar gazve denilen bir nev'i gasb ve garat gibi adat-ı seyyieye asla iştirak etmez ve daima kesb-i meşru ile yaşamayı tercih ederler.

Arablar arasında (Naim) ve Kürdler arasında (Şıhanlı) aşiretleri bu kabiledendir. Şurası Şayan-ı dikatdir ki kendileri aharın emvaline tecavüz edmedikleri içün diğer, aşayir ve arban dahi bunların emvaline dokunmaz ve hatta gasb eddikleri emval arasında yanlışlıkla bunlara aid emval bulunursa sahihlerine iade ederler.

Salah ve hüsün halleriyle tanınmış olan bu iki aşiret muhasım aşiretler arasındaki münaza'alarda musalih vazifesiyle araya girerler ve bunlara hiirmeten muhasım taraflar münaza'ayı olduğu yerde terk etmek zaruretinde kalırlar.

Aşayir arasında izcilik: Aşayir arasında failleri meçhul katil ve sirkat cürümlerinde izcilere müracaat ederler. İzci mehel-i cürüme getirilir ve cürümden mutazarır olan tarafın ihzar etdiği bir konuk himayesinde izi takibe başlar ve şayan-ı hayret bir maharedle failin ve mesruk emvalin izini bulur. Ve vasıl olduğu yeri tespit eder. İzciler doğru ve bitaraf hareketleriyle itimad-ı umumiyi kazanmış kimselerdir.

İzciler yollarda arazi üzerinde ve hatta kayalık ve taşlık mahallelerde izi bulmakta güçlük çekmezler. İzciler katillerin izini taharri hususunda tereddüd ederlerse de sirkat faillerinin izini takib etmekde ta'lil etmezler. Katil faillerinin izini takib için maktul tarafın kuvvetine veya hükümetin muzaheretine emin olmaları lazımdır. İzciler mahal-i cürümden takib eddikleri izleri bir köye ve bir obaya, bir haneye götürdüklerinde o mahal bittabii taht-ı zana girmiş olur.

Aşayir örfi mucibince o mahal halkı ya mücrimi ihbara ve eğer cürüm kati ise maktulün diyetini, cürüm sirkat ise mal-ı mesrukat bedelini tazmin ve kabule mecburdur.

Taht-ı zana giren şahıs veya eşhas izcinin maharetini isbata mecburdur. Bitaraflığına itiraz vukuunda mu'atariz olanlar tarafından isbat edilmesi şartdır.
İzcilerin maharetine misal olarak 924 senesinde cereyan eden iki vak'ayı zikir edebiliriz.

1-Suruc kazasına mülhak bir köyde birisinin hanesinden bir mikdar yağ sirkat olunur. Takib edilerek bir ağanın hanesine girer. Hane sahibi kabul edmek istemez. İzciye itiraz eder.

Sanatına tariz edilen izci elli kadar eşhas arasında hırsızı bulur. Sanık sensin ancak ayakkabı değişdirmişsin der. Filhakika sanık bu teşhis karşısında itiraf-ı cürüm eder.

2-Urfa'da 339 senesinde bir haneden bir miktar eşya çalınır. Yine izci celb edilerek iz takib olunur. İzci izi şehrin haricine çıkarır. Haricde de izi sürdürdükten sonra iz bir kayalığa uğrar ve kayalığı ğeçdiğinde izci tevakkuf eder ve eşya sahibine sarikları bulmak mı istersin yoksa eşyalarını mı? diye sual eder. Evela eşyalarını bulmak arzu etdiğini öğrenince öyle ise hırsızlar bu kayalığa yüklü gelmiş ve yüksüz çıkmışlardır.

Eşyanın burada saklandığı mahakkadır der ve filhakika icra edilen tahriyatda mesruk eşya kayalık arasından çıkar ve bilahare sarikların izi takib olunarak civar köylerin birisinde bulunur.

Bu iki misal umumi olan izcilerin san'atlarındaki maharetlerini ve mücrimlerin derdestinde gördükleri hizmet derecesini tesbite kâfidir.

Harran, Tufan'dan sonra yeryüzünde kurulan ilk kentlerden biridir ve Hz.İbrahim Peygamberin amcası Harran tarafından veya onun adına kurulmuıtur.

İlk kez M.Ö. XXIV. yüzyıla ait Ebla metinlerinde Ha-ra-anki biçiminde geçen Harran'ın adı, Asurca "karayolu, yol, patika, seyahat, yolculuk, iş seyahati, kervan, şı merkezi, sefer, askeri sefer, akın, ordu" manalarına gelmektedir.

Yaklaşık 4400 yıllık bilinen yazılı bir tarihe sahip Harran, Ortaçağ Müslüman yazarların eserlerinde Harran olarak geçer ve bu isim bu şekliyle günümüze ulaşmıştır.

1987 yılında ilçe haline getirilen Harran'a bağlı 95 köy bulunmaktadır. 2007 yılındaki sayıma göre nüfûsu ilçe merkezi 9.866, ilçenin genel nüfusu ise58.734'tiir.

Harran, 1260 yılında Moğolların harabe haline getirdiği şekliyle günümüze ulaşmış olup, kendine özgü evleri, kalesi ve Ulu Camii harabeleriyle yerli ve yabancı binlerce kişinin ilgisini çekmektedir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4353
favori
like
share