Bir sohbet esnasinda,bir arkadasla, kadin-erkek arkadasligindan söz ediyorduk. Ve bu arkadas (kiz) gayet inançli arkadaslariyla (erkek) dini sohbetlerde bulundugunu yani, kadin-erkek karisik sekilde, hem çaylarini içip hem dini sohbetler yapip, birseyler ögrendiklerini söyledi.

Bu konu hakkinda fikirlerinizi ögrenmek istiyordum..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3593
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 10:14
Allah razı olsun
eReN_GüL Tarih: 08.05.2006 22:42
gulcan 57 arkadasım sohbet erkekle kadın yanyana olmaz bencede belkı kardesler arasında olur ama aslında dinimizi incecık dokumak gerekırse cok hassastır ama bazen ıslam dınımız cok ho sgoruludur de burada bırazda düsündurucu temayulere yer de verıyor işte saygı duymak ta gerekıyor
tatvanli7826 Tarih: 07.05.2006 20:46
bir kadın ve erkek beş saniyeden fazla yanyana durursa bu bir günahtır bu kuranı kerimde yazılmıştır buna kimse riayet etmediği için hem evlilikler 15 yaştan 30 yaşın üstüne çıkmıştır hemde aşklar kaybulmuştur. aşk temiz olduğu kadar aşkı yaşayacak kişilerde hem kendileri hemde duyguları temiz olmalıdır ki aşk onları kabullensin. umarım ne demek istediğimi anlamışsınızdır. kadın ve erkek ne kadar yakın olursa bir o kadar samimi olur ve yukarıda bir arkadaşın yazdığı gibi ateş ve barut yanyana olmaz şeytan barutu ateşler yangın çıkar ve yangın dumansız olmaz o duman bir çok kirlilik ve leke oluşturur bu kirlilik ve lekelerde mide bulandırınca iğrençlikler oluşur ki insanlar iğrenlik yapar ama iğrençi sevmez) yani anlayacağınız biz insanoğlu hem güzellikler isteriz ama çirkinlikten başka bişey yapmayız örnek isteyen varsa bunada hazır cevap vereyim kendimizi öldüren silahı ve zehiri üretiyoruz işte biz insanlar böyleyiz :46:
missx Tarih: 18.04.2006 23:55
bilinmez arkadaşın fikirlerine tamamen katılıyorum..
kadının mahrem bir erkekle arkadaşcada olsa yanyana gelmesi,sohbet etmesi dinen caiz değil..nefis ve şeytan mutlaka bir şekilde vesvese sokacaktır araya..
bu zamanda bunu uygulamak elbette çok zor ama en azından elimizden geldiği kadar bundan kaçınmalıyız..
gulcan57 Tarih: 18.04.2006 21:40
Sonuç olarak:
Günümüzün ahir zaman olduğunu düşünürsek. Şeytanda hile ve vesveselerini özellikle bu zamanda kat ve kat arttıracağı için yan yana gelmemeleri Müslüman kadın ve erkek için daha uygundur.
gulcan57 Tarih: 18.04.2006 21:37
Sanırım sırf bu yüzden İslam Dini Müslümanın niyetine bu kadar çok önem veriyor. Zira 1400 sene evvelki zamanla şu zamanımız arasında yaşantı bakımından büyük farklar vardır. Peygamber Efendimizde ileri görüşünü bir kez daha göstermiştir. Her ne yaparsa yapsın Mü-min yaşantısında ibadetlerinde niyetini (Temizliğini) ön plana çıkarmasını istemiştir. Eğer çok arada kaldığı bir durumla karşılaşırsada onu terk etmesini öğütlemiştir (Şüpheliler) buda bu başına gelen olayın hesap günü karşısına gelmemesi içindir.
goksahan Tarih: 18.04.2006 16:40
bakıldığında tümüyle sohbetler katılım oluyor ama ayrı ayrı sohbet yok canım kardeşim







İki Kuşak Sahibi Olan
Esmâ Vâlidemiz Saâdet asrında erkekler olduğu gibi kadınlar da, Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin bizzat yaptığı talim ve irşadıyla İslâmı öğreniyor, Onun hikmet ve feyiz dolu meclis- lerine ve sohbetlerine katılıp feyiz alıyor, her türlü zorluğa katlanarak hayatlarını İslâma göre şekillendiriyor, bildikleri kadarıyla İslâmı başkalarına anlatıyor ve İslâmı yaşama ve yaşatma uğrunda pek çok zorluk ve sıkıntılara seve seve göğüs geriyorlardı. İşte bu mübârek ve fedâkâr kadınlardan birisi de Hz. Ebû Bekirin kızı ve Hz. Âişe vâlidemizin ablası olan, ileride de Hz. Zübeyrin hanımı ve Abdullah bin Zübeyrin annesi olacak olan Hz. Esmâ radıyallahü anhâdır. Hz. Esmâ (r.a.), gerek Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemden gerekse babasından aldığı talim ve terbiye dersi ile her gün İslâma âit yeni şeyler öğreniyor ve bu sayede hem duygularını geliştirmiş hem de İslâma bağlılık ve fedâ- kârlık ruhunu kuvvetlendirmiş oluyordu. Hz Esmâ (r.a.), kendisine telkin ve tavsiye edilen îmân hakikatlerini ve bağlılık ve fedâkârlık gibi yüce değerleri ne derece kavradığını, hicret esnâsında çok daha parlak bir şekilde göstermiştir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme hicret izni çıktığında ve o gün kendisine Mekkeden ayrılması gerektiği emri verilince, kalkıp Hz. Ebû Bekirin evine gitti ve ona artık kendisinin hicret edeceğini söyledi. Hz. Ebû Bekir (r.a.), Yâ Rasûlallah! Arkadaşlık var mı? diye sorunca; Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Evet var. dedi ve ona birlikte hicret edecekleri müjdesini verdi. Bu haber karşısında Hz. Ebû Bekirin âile fertleri hemen harekete geçtiler ve târihin en şerefli ve en seçkin muhâcir- lerine bir miktar yol azığı hazırladılar. Azığı hazırladılar; fakat gel gör ki, gerek azık torbasını gerekse su kabını bağlayacak bir ip bulamıyorlardı. İşte ne oldu ise o anda oldu; madde plânında küçük fakat mânâ planında gayet büyük olan ve semâdaki sâkinlerin seyret-meye doyamayacakları bir şey oldu. Hz. Esmâ bir kenara çekildi. Belindeki canı kadar sevdiği kuşağını çıkardı, onu ikiye ayırdı ve bir parçasıyla yemek kabının diğer parçasıyla da su kabının ağzını bağladı. Beri tarafta Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem de, Hz. Esmânın küçük yaşına rağmen sahip olduğu yüce ruhunu, gösterdiği îmân dolu fedâkârlığını ve sergilediği akıl dolu davranışını seyrediyordu. Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, onun bu civanmertliğini görünce kim bilir buna ne kadar çok sevinmiş ve bunun karşılıksız kalmaması için Yüce Allaha kim bilir nasıl niyazda bulunmuştu. Belki de o anda mânâ âleminden bir pencere açıldı ve Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem gördüğü şeylerle, diliyle olmasa bile hâliyle Hz. Esmâyı şöyle müjdeledi: Ey Esmâ! Sana Cennette iki kuşak verilecek. Vefâlı, sadâkatli, akıllı ve dirâyetli olan ve Cennet kuşaklarından iki kuşak sahibi olmakla müjdelenen Hz. Esmâ vâlidemiz, Artık bundan sonra Zâtün nitâkayn=iki kuşak sahibi olarak anılacaktı. (Buhârî, cihâd, 123) Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret esnâsında yolda lâzım olur diye bütün parasını yanına almıştı. Ancak Hz. Ebû Bekirin civanmert bir insan olduğunu çok iyi bilen ve onun böyle durumlarda her türlü fedâkârlığı sonuna kadar yapabileceğini düşünen Ebu Kuhâfe, henüz Müslüman olmadığından ve fedâkârlığın da ne demek olduğunu bilmediğinden dolayı, oğlunun bütün servetini yanında götürmesini ve geride kalan âilesini ihtiyaçlar içerisinde bırakmasını bir türlü kabul edemiyor ve buna mâni olmak istiyordu. Akıllı Esmâ, dedesinin bu serzenişini ve telaşını görün- ce, ona teselli verip susturmak için hemen gitti, dışarıdan bir miktar taş topladı, onları babasının paraları koyduğu yere koydu ve üzerini bir bez parçasıyla örttü. Sonra da gözleri görmeyen dedesinin yanına geldi, elinden tutup oraya götürdü, onun elini çakıl taşlarının üzerinde dolaştırdı ve ona, İşte dedeciğim! Babam bize bunları bıraktı. dedi. Bunun üzerine dedesi de, Eğer size bunu bıraktı ise mesele yok. dedi ve artık bir daha sesini çıkarmadı. Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, Hz. Esmânın hicret esnâsında yaptığı bu gibi unutulmaz hizmetlerini unutmamış ve onu Medînede, Her Peygamberin bir Havârîsi var. Benim Havârim de Zübeyrdir. şerefiyle taltif ettiği Hz. Zübeyr (r.a.) ile evlendirmişti. Hz.Esmânın Hz. Zübeyr ile yaptığı bu mübârek evlilik- ten beşi erkek sekiz çocukları dünyaya geldi. Bunların içinde Abdullah bin Zübeyr ile, tâbiînin ileri gelenlerinden olan Urve bin Zübeyr en meşhurlarıdır. Özellikle Râşid Halîfeler devrinden sonra Müslümanlar arasında, bizim gerçek hikmetlerini ve nedenlerini anlamada güçlük çektiğimiz ve sadece Kaderin hikmet dolu fetvâsıdır. demekle yetindiğimiz bir kısım karışıklıklar meydana geldi. İşte bir kısım karışıklığın ortalığı kasıp kavurduğu yıllar- da, Abdullah bin Zübeyr (r.a.), Hicâz, Yemen, Mısır ve Hora- san halkının pek çoğunun kendisine biat etmesiyle Mekkede halife seçilmişti. Mekkede birkaç yıl adâletle hüküm süren Hz. Abdullah, maalesef daha sonraları Haccâc-ı Zâlimin ken- disine musallat olmasıyla karşı karşıya kaldı. Fakat Hz. Abdullah, böyle bir zâlime teslim olmadı, Mekkeyi ona teslim etmedi ve ona karşı kudsiyeti ve emniyeti tarih boyunca her kez tarafından bilinen Kabeyi, kahramanca müdâfaa ve muhafaza etti. Yanında bulunanlardan pek çoğunun, Haccâcın aldatıcı sözlerine kanarak onun tarafına geçtiğini ve sayı bakımından son derece zayıfladığını gören Hz. Abdullah, İçinde bulunduğu son derece sıkıntılı durum ile ilgili olarak fikrini almak üzere sevgili annesi Hz. Esmâya başvurdu. Hz. Esmâ vâlidemiz, oğlunun maksadının dünya saltanatı olmadığını ve dâvâsında son derece haklı olduğunu, ayrıca zâlime meyletmenin ve ona teslim olmanın îmân şehâmetiyle asla bağdaşamayacağını çok iyi bildiğinden ötürü ona şu mealde sözler söyledi: Oğulcağızım! Eğer üzerinde yürümüş olduğun yolun hak ise ve sen buna inanıyorsan, yoluna devam et. Çünkü arkadaşların hep bu yolda öldürüldü. Sen şimdiye kadar bu dâvâ uğrunda şehid düşen arkadaşlarını düşün ve öyle davran. Ümeyye Oğullarının oyuncağı olma. Eğer maksadın dünya saltanatına sahip olmak ve dünyayı kazanmak ise, o takdirde sen çok fena birisisin demektir. Bak oğulcağızım! Senin için örtülerin en güzeli ölümdür. Allaha yemin ederim ki, şeref ve haysiyetle alınan bir kılıç darbesi, benim nazarımda hakâret ve zillet içerisinde yaşa-maktan ve kırbaçlanmaktan daha iyidir. Sakın ölümden korkup da zilleti kabul etme. Ben senin hakkında sabırlı olacağımı ümit ediyorum. Aslında Hz. Abdullah da aynı kanâati taşıyordu ve Zâlim Haccâca teslim olmaya asla niyeti yoktu. Fakat bir taraftan annesinin bu husustaki düşüncelerini öğrenmek, diğer taraftan da kendisinin gelecekte maruz kalacağı acıklı hallere katlanması hususunda annesini şimdiden hazırlamak istiyordu. İşte annesinin bu ölümsüz öğütleri Hz. Abdullahın yüreğine su serpmişti. Nitekim hürmetle annesinin boynuna sarıldı ve, Anneciğim! Kabeyi müdâfaa etmek uğrunda şehid olmak, sonra da Cennette buluşmak üzere, şimdilik elvedâ!. diyerek son defa annesinin elini öptü ve ondan ayrıldı. Hz. Esmâ da o biricik oğlunu ve şehid namzedini alnından öperek ve arkasından hayırlı duâlarda bulunarak uğurladı. ... Ve derken Hz. Abdullah, Haccâc-ı Zâlim tarafından şehid edildi. Haccâc-ı Zâlim, Hz. Abdullahı şehid etmekle hıncını alamamış olacak ki, onun mübarek cesedini bir direğe astırmış, karşısına geçip o mübarek şehide hakaret dolu sözler söylemiş, başını keserek Şama göndermiş ve sonra da Annesi ricâda bulunmadıkça cesedi asılı olduğu yerden indirmeyeceğiz. diye yemin etmişti. Oğlunun cesedini günlerce sehpada asılı olarak görmek ve buna katlanmak, bir anne için gerçekten çok zor bir şeydi. Fakat Hz. Esmâ vâlidemiz, kalbindeki şehâmet dolu îmânın gereği olarak böyle bir zâlimden ricâda bulunmak istememiş; bunun için de izzet ve şerefle katlanmayı ve Allah için sabret- meyi tercih etmişti. Bir gün hâlâ asılı olarak duran oğlunun cesedinin yanından geçerken hıçkırıklarını tutamamış ve, Bu Hatip hâlâ kürsüden inmeyecek mi? diye haykırmıştı. Bunun üzerine o zâlimler de, bunu bir bahane olarak kabul ettiler ve Hz. Abdullahı direkten indirip defnettiler. Haccâc-ı Zâlim, defalarca adam gönderip, Hz. Esmâyı çağırtmasına rağmen, Hz. Esmâ tenezzül edip de o zâlimin ayağına gitmedi. Ümidini kesen zâlim de, sonunda kendisi Hz. Esmânın yanına gitti ve ona Hz Abdullahı kasd ederek, Allah düşmanına yaptığımı nasıl buldun? diye sordu. Bunun üzerine, rûhunda îmân şehâmetini, babası Hz. Ebû Bekirin kanını, kocası Hz. Zübeyrin terini ve oğlu Hz. Abdullahın kokusunu taşıyan Hz. Esmâ vâlidemiz, cesâret ve şehâmetle, hem ona hem de gelmiş ve gelecek bütün zâlimlerin yüzlerine tokat gibi inecek olan şu cevabı verdi: Sen benim oğlumun dünyasını yıktın. O da senin âhiretini perişan etti. (Müslim, fezâilüs-Sahâbe, 229) Zaten doksan dokuz yaşlarında bulunan Hz. Esmâ vâlidemiz, oğlunun bu şekilde hunharca şehid edilmesinden sonra, iyice çöktü ve bu hâdiseden bir yıl sonra Yüce Hakkın rahmetine kavuştu ve Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin, babasının ve oğlunun yanına gitti. Yüce rûhu şâd olsun ve Cenâbı Hak, bizleri şefâatine mazhar kılsın. Âmîn... * * *
mauncan Tarih: 18.04.2006 09:55
Kadin, bir mecburiyet ve zaruret olmadigi sürece mahremi olmayan erkeklere asla bakmamalidir.
Cünkü bir erkegin yabanci bir kadina bakmasi haram oldugu gibi kadinlarin da yabanci erkeklere
bakmalari öylece haramdir.

Ulu Allah buyuruyor ki:
''Mü'min kadinlara söyle, gözlerini haramdan sakinsinlar;
irzlarini korusunlar.Zinetlerini (süs esyalarinin takili oldugu bas,
kulak, boyun, gögüs, kol, bacak gibi yerlerini) acmasinlar.Ancak
bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz, el ve ayaklar)müstesnadir.''



Ulu Allah buyuruyor ki:
''(Yabanci erkeklere karsi) yumusak söz söylemeyin.Sonra kalbinde bir fenalik olanlar tama'a
düserler.Güzel ve ciddi söz söyleyin.'' (Ahzab suresi, ayet:33)

Ayette anlatilmak istenen husus kisaca söyledir:
''Ey mü'mine kadinlar, size mahremi olmayan yabanci erkeklerle konusmaniz icab ettigi zaman onlara
tatli ve latif sözlerle konusmayin.Eger böyle yaparsaniz kalblerinde kötülük olanlar sizin hakkinizda tam'a düsebilirler. Onlarin fitneye düsmeyecegi sekilde agir basli ve sert bir eda ile konusun.''










Eğer dünyada birtek müslüman kadın küfrün elinde esir ise,cihad bütün islam alemine farzdır.
goksahan Tarih: 18.04.2006 09:47
bu konuda gülcan kardeşim sıınırlı düşünüyorsun her an nefsimizle mücadele içinde olduğumuzu unutmuş gibi konuşuyorsun elbetteki pardüsü ve baş örtüsüde korumak amaçlı ama bunu kadınlar takınsınlarda erkeklerle sonhbet etsinlerdiye takınmamıyorlar.....



ya bensele karşılıklı otursam konuşamayıski birbirimizi döveris bak bir iki gün gelmedim demediğin laf kalmamış kardeş kalbimi yine kırdın