Akşam üstüydü
alıp gittim düşlerimi
güneşe serdim türkülerimi
Yeşil bir hali gibi açtı gönül penceresini, örttü kara toprağı Sabahın gülleri açmış dudak kıvrımlarında, kokusu doluyor pencereden içeri. Denizi sıyırıp gelen rüzgâr tül perdeleri okşayıp yatağına koşuyor. Teninde sabahın serinliği&

"Seni seviyorum" diyor uykuya yatırılmış gözlerini aralamadan. Daha başka bir şeyler söyleyeceğini beklerken bir sessizlik içinde buluyor kendini. Bir çölün orta yerine yakın olmalı. Kum dağları, yalan dağları olup dikiliyor yoluna Bir çocuk yalın ayak koşuyor atlıların ardından yetişemeyeceğini bilerek.

Umut fukaranın ekmeği, acılar katık. Onu saran, yalnızlığa hapseden duvarlar taştan çimentodan.

Demirden olsa ne yazar.

Dostları yani başında yüreğini her yokladıkça elini her uzattıkça biriyle kucaklaşıyor. İçine durup sorduğu, bir şeyleri umutsuzca da olsa aradığı o gözlerin hangi dostları konuk etmekte olduğunu düşündü, kimlere sorular yağdırmaktaydı. İnce narin gülüşler?

Düşlerini zorluyor. Uykularını bölüyor anılar. Baş ağrılarına bire bir gelen avuçlarının serinliği anlını yakıyor bu gece. Derin tandırlarda kor ateş, göğüs kafesindeki yüreği... Onun her görüş günü gelişi gözlerini süslerdi yeşilin baharın dallarını süslediği gibi. Derin yamaçların sivri dilli kayaları yosun tutmaz. Bildiğini okur, bildiğini söyler. Öfkelendi söyledi. Sevdi söyledi.

Bildiğini, inandığını söyledi düşlerine düşman bıçaklar bilendiğini bilerek.

Korktu...

Korktuğunu inkâr etmeyecek kadar yürekliydi. Ama korktukça uslandı, uslandıkça bilendi. Sevdiği türküler anasının ninnileriyle, masallarıyla ayni dilde olmadığı için üzülmedi. Her seferinde kanayan yarasını sarmasını bildi. Aşklarını dolu, dolu yaşadı. Acılardan öğrendiğini damıtıp bilinç deryasına kattı.

İşbaşı etmiş mavi isliklerin telaşını, gözlediği gün dehşetli irkildi. Bir hengâme, çok sesli bir türkü belki& Birbirini kavramış dişlilerden yükselen ses.

Şimdi duru çiğ damlalarıydı boncuk, boncuk ak alınlardan akan.

Çığlıklara koştular...

Bıçaklara kaptırılan parmaklar paramparça. Acı yaman bir çiğlik havada asılı kalan. Öfke doludizgin.

Kucakladılar Ali'yi. Yere uzattılar, elini kucağına emanet edip kopan parmakları topladılar. Bu ilk değildi. Birçoğunun kapanmış derin yara izleri vardı ellerinde. Yaşam akıp gidiyordu. Acılar iz bırakıp gerilerde kalmıştı ve simdi Ali'nin çığlıklarıyla tazelenmişti tüm acılar.

Her şey ama her şey acı yüklüydü.

Kulağında kime ayıt olduğunun ayrıtına varamadığı ses. "Kendine iyi bak" diyordu. "Ona nasıl haber uçursam" diye düşünürken sağlık görevlisi damardan ağrı kesici veriyordu. Damarlarında dolanan serinlik üşüyüp titremesine neden oldu. Arkadaşları onun titrediğini görsünler istemiyordu. İstemeye, istemeye gözlerinden akan yaşlar onu yeteri kadar rahatsız etmişlerdi. "Nasıl haber uçursam ona" diye aklından geçirirken göz kapaklarının ağırlaştığını duyumsadı. Kopan parmakların elden ayrıldığı yerde duyduğu acı dayanılmaz bir yanmaya dönüşmüştü. Acı ise yer değiştirmiş, yüreğinde devinime geçmişti.

"Kötü haberi alana kadar meraklarda kalacak, kapı aralarında yolumu gözleyecek" diye düşünüyordu. Gözkapakları araladığında onu karşısında içten sıcak gülüşüyle buldu.

"Duydun demek ki!" diyecekti, ancak sözcükler vurgun yemiş gibi ağırlaşmışlardı. Birden ayağa kalmak istedi. Beceremedi. Gülümsedi...

Gülümsemesi acılara bulanmış bir teselli gibiydi. Gizemli, sır dolu bir ses olmuştu karşısında ki. Ona onu anlatıyordu. Dinliyordu... Dostlukların, arkadaşlıkların güzelliğinden konuşuyorlardı. İlk defa nerede, ne zaman karşılaşmışlardı, kim ilk söze başlamıştı anımsayamıyorlardı. Kulağın da hala o yüksek dağların doruğunda eriyip akan duru kar suları gibi bir ses. Serin dağ rüzgârlarının eğip incittiği narin kardelenlerin türküsü. Hoyrat ellerin yeşil yaprağını, beyaz, sarı, pembe çiçeğini yolmaya can attığı yaseminler kadar içli temiz yüreğini sesinden gözleyip tanımıştı. Orada küçücükte olsa bir yer tutmuş olmaktan son derece mutluydu.

Üzerine örtülen battaniye sıcak sararken titremeleri kesilmişti. "Gün uzadıkça uzadı. Seni özledim" dedi kulağına eğilip. Yalnız sesini duyuyordu, onun kendisini bir türlü göremiyordu. Birden bütün gücünü toplayıp "Seni seviyorum" diye haykırmak istedi. Ama her söylemeye niyetlendiğinde olduğu gibi; paniğe kapılıp sustu.

    

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 365
favori
like
share
BLaCK-EaGLe Tarih: 09.04.2006 17:17
sunum için saol
DermanAbi Tarih: 08.04.2006 18:19
[COLOR=orangered]Çok Güzel Bir Paylaşım Yüreğine Sağlık, Eline Sağlık...
Ice Tarih: 08.04.2006 16:08
Güzel ßir Paylasimdi...
CADIKIZ Tarih: 05.04.2006 09:48
[COLOR=coral]Seni özledim... :78: guzel bir kelime..

canim benim,emeklerine saglik..
kalbin sevgiyle dolsun... :85: