Bir Karıncadan Ders

BRENDA YAMAÇ TIRMANIŞI yapmak isteyen genç bir kadındı. Birgün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı , ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip hızla Brenda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı.Yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve artık bulanık görüyordu. Lensi onun için çok önemliydi, ve yukarı tırmanabilse dahi yakınlarda lens alabileceği hiç bir yer yoktu. Hiç hesapta olmayan bu iş Brendayı büsbütün üzmüştü. Ümitsizlik içerisindeki Brenda, yeni bir ümitlelensini bulmasına yardım etmesi için Allah'a dua etti.

Yukarıda arkadaşlarından birinin lensi gözünün kenarında bulacağını ümid ederek tırmanmaya devam etti. Yukarı vardığında bir arkadaşı gözünün her yerini incelediyse de lensi bulamadı. Brenda çaresizce yere oturup geri kalanların da tepeye varmasını bekledi.

Boy boy uzanan dağlara bakarken İncil' deki şu ayeti hatırladı "Allah yeryüzündeki herşeyi gören ve bilendir". Ve düşünmeye başladı "Allah'ım sen şu anda buradaki tüm dağları görüyorsun. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."

Ve sonunda aşağı inme zamanı gelmişti. Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde yeni bir grup tırmanmak üzere oraya doğru geliyordu. Bir tanesi tırmnanmak üzere kayaya doğru yaklaştığında "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı.

Bu yeterince şaşırtıcıydı. Bir kız Brenda' nın lensini bulmuştu. Ama bu nasıl olmuştu?

Brenda nın sonradan öğrendiğine göre lensi bir karınca taşıyordu ve yavşça kayanın üzerinde haraket eden lens oradan geçen bir kızın dikkatini çekmişti.


Bu olay size Allah hakkında ne anlatıyor?

Yoksa O, en ufak şeyle bile ilgileniyor mu?

Karıncalar onun için önemli mi?

Tabi ki önemli... onları yaratan, yoktan var eden, ve yaşatan O.

Brenda babasının karikatürler çizdiğini anlatmıştı bana. Ve bu hikayeyi babasına anlattığında babası şöyle bir resim çizmişti. Bir karınca ağzıyla lens taşıyordu ve karıncanın üzerindeki baloncukta şöye yazıyordu.

"Rabbim, bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum, bunu yiyemem ve bu neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım."

Eğer Allah bir karıncayla dahi ilgileniyorsa, tabi ki bizlerle de ilgilenecekti. Sanırım Solomon haklıydı. Bir insan bir karıncadan ders alabilir: Allah'a güvenin.

Hepimiz genellikle başımız sıkıştığında ya da bir musibete uğradığımızda ya da bize zor gelen bir işi yapmak zorunda kaldığımızda:

"Allah' ım, benden bu yükü taşımamı neden istiyorsun. Ben bunda bir fayda

göremiyorum ve bu benim için çok ağır. diye serzenişte bulunuruz. Bu olayların bizim başımıza gelmesine bir anlam veremeyiz. Ama bizi yaratan Allah sonsuz hikmet ve ilim sahibidir ve bunları yapmasında elbette bir maksadı vardır. İtiraz yerine karıncanın yaptığını yapmak bu gibi durumlarda en doğru seçim olacaktır.

Evet, nedenini bilmiyor ve anlayamıyorum ama sen bu yükü taşımamı istiyorsan senin için taşıyacağım.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1980
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 11:08
Allah razı olsun
goksahan Tarih: 06.04.2006 16:40
ELLİ DÖRT FARZ
"Elli dört farz" terimi, Islam'in halk seviyesinde anlatımında bu terimi çıkaranlara göre dinin en önemli emir ve yasaklarını anlatan bir ifadedir ve elli dörtle sınırlandırıcı bir nassa ya da ictihada dayanmamaktadır. Bir diğer ifade ile Islam'in öğrenildiği temel deliller olan, kitap, sünnet, icma, kıyas ve onlara bağlı deliller böyle bir sınırlama ve sayıdan söz etmezler. Islam'da pek çok emir ve yasakların olduğu vakıadır. Hatta bu emir ve yasaklar arasında bir hiyerarşinin (büyüklük - küçüklük sırasının) bulunduğu da genel kabul gören bir durumdur. Buna göre bazı farzlar diğerlerinden daha önemli, bazı yasaklar da diğerlerinden daha ağırlıklı olabilir. Ancak bunları hem birbirine karıştırmak, hem de elli dörtle sınırlamak doğru değildir. Zaten saydığımızda da görüleceği gibi bu tertip ilmi olmaktan uzaktır ve muhtemelen bir vaiz efendinin dinin temel prensiplerini kendine göre bir sıraya koymasından oluşmustur.
Bazı basit el ilmihallerinde Mızraklı Ilmihal'den (Mizraklı Ilmihal (1321 Osmanlıca baskısı) 49-51.) alınarak (Elli Dört Farz) diye sayılan prensipler şunlardır: Allah'ı bir bilip zikretmek, Helaldan kazanıp yemek, Abdest almak, Beş vakit namaz kılmak, Cünüplükten yıkanmak, Rızka Allah'ın kefil olduğunu bilmek, Helaldan ve temiz giymek, Allah'a tevekkül etmek, Kanaat etmek, Kazaya razı olmak, Belaya sabretmek, Günahlardan tevbe etmek, Şeytan ı düşman bilmek, Kur'an-ı delil kabul etmek, ölümü hak bilmek, Allah'ın sevdiğini sevmek sevmediğini sevmemek, Ana-babaya iyilik etmek, Iyıligi emretmek, Kötülükten sakındırmak, Akrabayı gözetmek, Emanete ihanet etmemek, Allah'tan daima korkmak, Allah'a ve Resulüne itaat etmek, Günahlardan sakınıp ibadetle meşgul olmak, Ulul emre itaat etmek, Dünyadaki varlıklara ibret göze ile bakmak, Tefekkür etmek, Dilini çirkin sözlerden korumak, Kalbini kötü düşüncelerden temizlemek, Kimse ile alay etmemek, Harama bakmamak, Doğru sözlü olmak, Kötü şeyler dinlememek, Ilim öğrenmek, Ölçü ve tartıda adil olmak, Allah'ın azabından emin olmayıp korkmak, Fakirlere sadaka verip yardım etmek, Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek, Nefsin arzularına uymamak, Allah için yemek yedirmek, Yeterli helal rızık aramak, Zekatını vermek, Hayızlı ve nifaslı zevcesine yaklaşmamak, Kalbi bütün günahlardan temizlemek, Kibirlenmemek, Yetimin malını korumak, Livatadan sakınmak, Beş vakit namaza devam etmek, Kimsenin malını haksız yere yememek, Allah'a şirk koşmamak, Zinadan sakınmak, Sarhoş edici içkileri içmemek, Yalan yere yemin etmemek. Mızraklı ilmihalının bu sıralamasına baktığımızda: 1. Bunların her birerlerine istilahi anlamda farz denemeyeceğini görürüz. Farz: Sarı' (şeriat koyucu) tarafından yapılması kesin ifade ile istenen ve yapanın sevap kazandığı, yapmayanın ise günah ve cezayı hakkettiği fiillerdir. Oysa kimse ile alay etmemek, içki içmemek, zina ve livate yapmamak gibi şeyler, bir şeyi yapmak değil, yapmamaktan ibarettirler. Din istilahında bunlar farz ile değil, haram ile ifade edilirler. Bu konuda "terletmeyi" de bir eylem yapma olarak görmek zorlama olur. 2. Bu maddelerin pek çoğunun, diğerlerini de içine aldığından tekrar oldukları açıktır. Mesela Kur'an-ı delil kabul etmek, dedikten sonra, anaya babaya iyilik etmek, akrabayı gözetmek, içki içmemek vs. gibi şeyler hep onun tekrarı olmuş olurlar.Çünkü Kuran'i delil sayan herkes bunları ve benzerlerini de zaten böyle kabul edecektir. Keza dünyadaki şeylere ibret gözüyle bakmak ile, tefekkür etmek farklı şeyler değildir.3. Ölümü hak bilmek gibi şeyler de farz telakki edilemez. Çünkü ölümün hak, yani mutlaka gerçekleşecek olduğunu herkes bilir. Zekatını verenin ayrıca sadaka vermesi ise zaten farz değildir.4. Sıralamada hiçbir değer ve meratip gözetilmemiştir. Mesela cünüplükten yıkanmak başlarda yer alırken, Allah'a şirk koşmamak gibi önemli bir yasak sonlarda zikredilmiştir. 5. Bazı küçük günahlar sayıldığı halde, haksız yere adam öldürmek, sihir yapmak, zina iftirasında bulunmak, faiz yemek, cepheden kaçmak... gibi büyük günahlar zikredilmemiştir. Bu ve benzeri tutarsızlıklar "Elli Dört Farz" gibi bir terimin ilmi ve isabetli kullanılmadığının delilidirler. Onun yerine "Dinin emir ve yasaklarının önemlileri" denerek, tekrarlardan uzak ve büyükten küçüğe doğru sıralı bazı temel prensipler verilse, en azından öğretici bir özetleme olmuş olabilir. "Otuziki Farz" terimi ise "Elli Dört Farz"a göre daha tutarlıdır.
gulcan57 Tarih: 05.04.2006 18:49
selamun aleyküm kardesim,
sabah sabah ne güzel seyler yazmissin, yüregine saglik...

arkadaslar zaten cok güzel yazmislar,onlara katilmamak elde degil...
leotombak Tarih: 05.04.2006 14:32
Hiçbir zaman insanoğlu sorumluluğunu unutmamalı, kulluğunun gereklerini yerine getirmeli. Bu sorumlulukları bu paylaşımlarınla hatırlattığın, unutmamaya vesile olduğun için Allah razı olsun goksahan kardeşim. Selametle.
mauncan Tarih: 05.04.2006 12:58
değerli kardeşim bu dini konuları çok değerli bizler için bunu devamlı yazalım arkadaşlarımızı bilgilendirelimki bizim gibileride öğrenmiş olup kendi kalıbımız ahiret için sağlamlaştıralım.yüce rabbim bizleri hiç utandırmısın ellerine sağlık paylaştığın için... allaha emanet.
goksahan Tarih: 05.04.2006 11:44
Bir namaz öyküsü

ORTA YAŞLI ADAMIN iyi bir işi, iyi bir eşi mutlu bir hayatı vardır. Az kimsenin yaptığı ticaretle meşguliyetinden çok para kazanmakta, rahat günler geçirmektedir. Ev, araba, tatiller, seyahatler, uçuşanlar sevinçler... Gülen gündüzler.

Derken dönen dünya ile beraber ibre değişmeye başlar... Ticarette rakipleri çoğalır, hanımı rahatsızlanır, çocuklar artan problemleriyle büyür. Mengene sıkmaya başlar, kolay olanlar zor işlere dönüşür. Daraldıkça daralmaya başlar günler. Yaşadıkları sanki günün gündüzüdür, geceye geçişi yaşayacaktır artık.

Kazancı iyice azalır, oğlunun olumsuz harcamalarından evini satmak zorunda kalır. Alacaklar kapıya dayanır, hanımı vefat eder. Karanlık karanlık üstüne çökmekte, gece siyah bir gelin gibi onu sarmaktadır.

Gündüz genişliğinde aklına gelmeyen gece darlığında gelir; dua etmek... Yapacağı başka bir şey kalmamıştır da... Dua etmesine eder, ama kendi aklınca kabul olmaz. Gizliden serzenişte bulunur.

Bir gün oturduğu binanın altında esnaf komşusuna uğrar. Serzenişlerini dindar komşuya söyler: Allah dualarımı kabul etmiyor! O da durumu bildiği için biraz celalli konuşur: Allah senin dualarına niye kabul etsin, Allahın emri namazı kılmıyorsun ki. Adeta duvara vurmuş da ayılmış gibidir. Doğrudur, niye namazı kılmıyordur ki...

Aslında dualarına cevap gelmiştir; komşunun söylemesiyle kader yol ve yön göstermiştir ona: namaz kılmak. Ya bu yolda yürüyecek kurtulacak veya iyice kaybolacaktır karanlıkta... Var olmayı tercih eder, o gün başlar namaza...

Namazla birlikte kader ağlarını çözmeye başlar, beyaz iplikle siyah iplik birbirinden ayrılmaya, belirginleşmeye başlar. İşler yavaş yavaş iyiye dönmeye doğru gider. Öyle olur ki, bir müddet sonra sattığı evi bir şekilde geri alır. Hanımı geri gelmez ama, yaşam umutları iyice yeşerir dünyasında. Sevinç rüzgârları eskisi gibi esmez, fakat huzur bulutları gölgelendirerek gezer üzerinde...

Seksene yaklaşan yaşıyla mahalle camimizin müdavimlerindendir şimdilerde... Karşı apartman komşumuzla namaz yollarında giderken ve dönerken hayata dair kısa konuşmalar yaparız. Sakin, ağırbaşlı haline pek yakışır ağaran saçları... Dünyasını kurtaran namaz inşaallah ahiretini de kurtarır...

Demek ki dünya ve ahiret işleri kulluk miracı namazla düzeliyor. Kul olmanın ağırlığı ile secdeye giden başlar hafiflemiş kalple kalkıyor. Zorluğun ve kolaylığın Rabbi ona çıkış yollarını açıyor, ummadığı yerden rızıklandırıyor.

Güç işler geç işlere dönüşüyor. Gücünün bittiği yerde yeni ümit çiçekleri birden bitiveriyor. Sebepler susuyor, Müsebbibül-esbab konuşuyor çünkü. O Ol deyiverdikten sonra olmayacak birşey var mı?

İşlerimizde yamukluk varsa kulluğumuzu doğrultmalıyız. Nefis yamulmadıkça doğru yol bulunamaz. Gündüzde gece ellerimizle dua etmesini biliyorsak gece olmuş, gündüz olmuş fark etmez. Gündüzden sonra gecenin geleceğini iyi bellemezsek musibetler belimizi büktüğünde anlamamız geç olur. Geç işler güç işlere dönüşür.

Geç kalmadan, gecenin karabasanı basmadan, gündüzün basmakalıp işleri ve zevklerinden ayrılabilmeliyiz... Ayrılmazsak gündüzden, şehirden, şehirlerden zaten ayrılacağız. İyisi mi talimini bitirmiş asker edasıyla terhis olalım dünya gecesinden, gamı kederi geride bırakarak doğalım sonsuzluk sabahında.

Dünyada En işimiz namazı en iyi yaparsak gece-gündüz, gündüz-gece döner durur ubudiyet yapraklarını dökerek. Dökülenler sonsuzluk havuzunda toplanır biz sonlular için...

İşte bir namaz öyküsü... İbret alabilen herkes için... İbretimiz belki bir gün beratımız olur.

Hüseyin Eren
goksahan Tarih: 05.04.2006 11:43
Peygamberimizin Öğrettiği Davranış Edepleri

Peygamber Efendimiz bize Müslümanca yaşamayı öğretti. Otururken, kalkarken, yerken, içerken, konuşurken, gülerken bizi başkalarından ayıran bir hayat tarzından söz etti. Bizi görenlerin Bu adam Müslüman diyeceği bir yaşama üslûbuna sahip olmamızı tavsiye etti. Insanlarla olan ilişkilerimizde Müslümanca davranmamızı istedi.

Ziyaret Ederken

Diyelim ki, birini ziyarete gittik, kapısını çaldık, bize Kim o? diye soruldu. Benim diye cevap vermeyeceğiz. Adımızı söyleyeceğiz. Kapı açıldığı zaman evin içini görmemek için sağ veya sol tarafa çekileceğiz. Kapıyı üç defa çaldık veya zile bastık da cevap alamadık. Orada daha fazla durmayıp gideceğiz. (Buhârî, ıstizân 13, 17; Müslim, Âdâb 39; Ebû Dâvûd, Edeb 127, 128).

Içeri kabul edildik veya kendi evimize girmek üzereyiz, önce bismillah diyeceğiz. Bu besmele, şeytanın bizimle birlikte içeri girmemesi için bir önlem. Sonra karşımızdakine veya ev halkına selâm vereceğiz. Sırasıyla önce sağ, sonra sol ayakkabımızı çıkaracağız (Müslim, Eşribe 103).

Sofrada

Daha sonra sofraya oturduk; yemeğimizi sağ elle yiyeceğiz. Su içerken bardağı sağ elimize alacağız. şeytanın hep sol elle yiyip içtiğini hatırımızdan çıkarmayacağız. Mecbur kalmadıkça suyu oturarak, iki veya üç nefeste içeceğiz (Buhârî, Et`ıme 2, 3; Libâs 39; Müslim, Eşribe 105-108, 116; Libâs 67; Ebû Dâvûd, Etime 19; Tahâret 18; Tirmizî, Eşribe 13).

Yemeği asla tıka basa yemeyeceğiz. Midemizin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayıracak, üçte birini de nefes almak için boş bırakacağız. Peygamber Efendimizin tabiriyle Müminin bir bağırsağını, inkârcının ise yedi bağırsağını dolduracak kadar yeyip içtiğini unutmayacağız (Buhârî, Etime 12; Tirmizî, Zühd 47; ıbni Mâce, Etime 50).

Konuşurken

Konuşmak üzere ağzımızı açtığımızda ya faydalı şeyler söyleyeceğiz veya susacağız. Ama asla kimseye hakaret ve lânet etmeyeceğiz; kimseyi incitmeyeceğiz, arkasından çekiştirmeyeceğiz; kimseyle alay etmeyeceğiz; kimsenin taklidini yapmayacağız (Buhârî, Edeb 31, 57; Müslim, Îmân 74, Radâ 60; Ebû Dâvûd, Edeb 35; Tirmizî, Birr 48).

Ve yine diyelim ki, bir yerde üç kişi oturuyoruz. Üçüncü arkadaşı dışlayıp kendi aramızda konuşmayacağız. Böyle yaparsak onun alınacağını ve üzüleceğini düşüneceğiz (Buhârî, ıstizân 79; Müslim, Selâm 36-38).

Insanlarla güler yüzle, tatlı sözle görüşüp konuşacağız. Cana yakın, iyi geçimli, yumuşak başlı olacağız. Insanlara tebessüm etmenin ve tatlı söz söylemenin başlı başına bir sevap olduğunu bileceğiz (Buhârî, Edeb 34; Tirmizî, Birr 36, Kıyâmet 35).

Alış Veriş Yaparken

Bir şey alırken, satarken, borcumuzu öderken anlayışlı ve kolaylık yanlısı olacağız. Kendisine borçlu olduğumuz kimse uygun olmayan bir tarzda alacağını istese bile ona anlayış göstereceğiz (Buhârî, Büyû 16, Vekâlet 6).

Efendimizin anlattığı şu kıssayı ibretle hatırlayacağız: Vaktiyle adamın biri ölünce melekler ona Hiç iyilik yaptın mı? diye sordular. Hayır, yapmadım dedi. Hele bir düşün! dediler. Adam düşündü, Evet dedi. Isteyene borç verirdim. Adamlarıma da, zor durumda olanlara kolaylık göstermelerini, zenginlere anlayışlı davranmalarını tembih ederdim. Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklere onu affetmelerini emretti (Buhârî, Büyû 17; Müslim, Müsâkat 26).

Selâm ve Nezâket

Yolda bir Müslüman kardeşimizle karşılaştığımızda selâm vereceğiz. Selâm vermekten hiç bıkmayacağız. Küçüğün büyüğe, sayıca az olanın çok olana, binitli olanın yürüyene, yürüyenin oturana selâm vermesi gerektiğini bileceğiz (Buhârî, ıstizân 4-7).

Insanlarla olan ilişkilerimizde onları incitmemeye dikkat edeceğiz. Söz gelişi biri kulağımıza eğilip bir şey söylemek istedi. O başını uzaklaştırmadan başımızı çekmeyeceğiz. Elimizi tuttu, tokalaşmak istedi; elimizi elinden hemen çekmeyeceğiz. Ondan kaçtığımızı sanmaması için yüzümüzü çabucak başka tarafa çevirmeyeceğiz (Ebû Dâvûd, Edeb 5; Tirmizî, Kıyâmet 46).

Bir kardeşimiz bizi yemeğe dâvet ederse kabul edeceğiz. Bize ihtiyacı olursa yardımına koşacağız. Biri Müslüman kardeşimize haksızlık ederse, kardeşimizi savunacağız. Yanımızda aksırıp da Elhamdülillah derse, ona Allah sana merhamet etsin anlamında Yerhamükellah diyeceğiz. Hastalanırsa ziyaretine gideceğiz. Ölürse cenaze namazını kılıp defnedeceğiz (Buhârî, Cenâiz 2, ; Müslim, Selâm 4, 5).

Yolda giderken insanları incitip zarar verecek bir taşı, bir dikeni, bir başka şeyi görünce alıp bir kenara atacağız (Buhârî, Ezân 32; Müslim, Zekât 54).

Iyi Müslümanın, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri yapmayacağını asla ve asla unutmayacağız (Tirmizî, Zühd 11; ıbni Mâce, Fiten 12).

Bize iyilik edene biz de iyilik edeceğiz. Ona iyilik etmeye gücümüz yetmiyorsa dua ve teşekkür edeceğiz. ınsanlara teşekkür etmesini bilmeyenin Allaha da şükretmemiş sayılacağını aklımızdan çıkarmayacağız (Ebû Dâvûd, Zekât 38; Tirmizî, Birr 35; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 295, II, 302, III, 73).

Düşmanca Duygular

Bir kardeşimize darılsak bile, üç günden fazla küs durmayacağız. Hele yolda karşılaşınca birimiz bir yana, diğerimiz öte yana başımızı çevirmeyeceğiz. ılk önce selâm verenin en hayırlımız olduğunu bileceğiz (Buhârî, Edeb 62; Müslim, Birr 25).

Dargınlıklar asla düşmanca duygulara dönüşmeyecek. Pazartesi ve Perşembe günleri yaptığımız işlerin Cenâb-ı Hakka arzedildiğini, Allah'tan başkasını tanrı yerine koymayan herkesin o gün bağışlandığını, yalnız din kardeşiyle aralarında düşmanlık bulunanların Birbiriyle barışıncaya kadar onları bir yana bırakın! diyerek bağışlanmayacağını hiç mi hiç unutmayacağız (Müslim, Birr 35, 36). Müslümana özel bu ilâhî affı asla kaçırmamak için hiçbir Müslümana düşmanlık beslemeyeceğiz.

Islâm Edebinin Güzelliği

Sevgili kardeşlerim! Biz bu hareketleri, Benim Sevgili Peygamberim böyle yapardı. Benim de böyle yapmamı isterdi. Ben onun izinden gitmek istiyorum diye yapmalıyız. Çocuklarımızı da aynı düşünceyle yetiştirmeye çalışmalıyız. Onlar dünyayı tanımaya başladıkları günden itibaren yakın çevrelerinde bu güzellikleri görerek yetişirlerse, ıslâm edebini kolayca benimser ve ruhlarına sindirirler.

Müslümanca yaşamayan, çocukluğundan beri hiçbir kurala tâbi olmayan kimseler bizim hayat tarzımızdan rahatsız olabilir; hatta Bu ne yahu? Beni hafakanlar bastı. Ayağını öyle atma yanlış, böyle basma günah. Adam çıldırır be! diye kızıp köpürebilir.

Müslümanın dünyası, Allahın rızâsını kazanmaya elverişli bir yaşama biçiminden oluşur. ınsanlar dost ve arkadaşlarının hayat tarzından etkilenir. ışte bunun için Peygamber Efendimiz sadece müminle dost ve arkadaş olmayı, yemeğini de sadece Allah'a karşı gelmekten sakınan kimselere yedirmeyi tavsiye etmiştir (Ebû Dâvûd, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 55).

Biz başkalarına bakmayalım. Çünkü herkese kendi âdeti hoş gelir. Iyi bir Müslüman olmaya, Müslümanca yaşamaya gayret edelim. Yüce Rabbim hepimizi Rehberimiz Efendimizin izince yürümeye muvaffak buyursun.