Urfa'da Eski Ramazanlar - Eski Ramazanlar- Urfa Eski Ramazanlar -Urfada Eski Ramazanlar

O günlerde henüz Urfa Şanlıurfa olmamıştı. Atatürk Barajı diye bir şey yoktu. 12 Eylül darbesinden önceki Ramazanlar Ağustos ayına denk geliyordu.





Urfa’da tek gölü olan balıklıgöl herkesin uğrak mekanıydı. Kent platosu diye bir şey yoktu. Herkes arabasıyla Balıklı gölün yanına kadar gelebiliyordu. Hava çok sıcaktı. Hemde kuru sıcak. Sulama kanalları olmadığı için havada nem yoktu. Yaşlılar Rızvaniye’de ve Dergah’ta Kuran’ı Kerim hatimlerini takip ederlerdi.

Bazıları Rızvaniye Camiinin merdivenlerinden ayaklarını balıklıgölün suyuna koyarlardı. Gençler ise Balıklıgölde balıklarla beraber yüzerdi. Balıklara hiç birşey olmazdı. Şimdiki gibi sürekli hastalanmazlardı.

Ramazanın ilk gecesindeki sahur yemeği çok önemliydi. Çocuklar bile bu manevi havadan tat almaları için, tatlı uykularından uyandırılıp sahura kaldırılırdı. Sahurda yenen yemekler iftarda yenen yemeklere oranla daha hafifti.

O zamanlar kimse sahurda ciğer kebabı et yemezdi. Kahvaltı türü yemeklerle sahur bitirildi. Televizyon her evde olmadığı için camiler sabah namazında dolardı.

O günlerde Anarşi kol geziyordu Urfa’da. Sabah namazına gidipte dönemeyeceğini bilenler bile camilere koşardı.

Samanla çevrelenmiş su dolu klimalar vardı. Suyu devir daim ederek üflerdi. Bazıları Haşimiye de ki buz fabrikasından aldığı buzu klimanın içine atardı. Böylece daha serin üflerdi bu klimalar. Bu klimalar sayılıydı ama birde vantilatörü olanlar vardı. Sıcak üfleyen vantilatörlerle rahatlamaya çalışırlardı. Kafalarına su dökenler vardı. 10 dakikada bir ıslananlar.

Hava nemli olmadığı için 15 dakikada kururdu. Saat öğleden sonra 2’yi gösterdi mi esnaf dükkanlarını kapatır herkes balıklıgöle akın ederdi. Şehir bahçelievlere kadardı. Yenişehir Mehmet Akif Ersoy’da taş evler vardı. İpekyolu çevre yolu gibiydi. Oradan sadece ağır tonajlı araçlar geçerdi. Şimdiki Carrefursa’nın olduğu yer ormanlıktı.
Eskiden Urfa'da Ramazan daha güzeldi. Her camiden okunan cüzler mahalleye yayılırdı.

O zamanlar en büyük cadde Atatürk bulvarıydı. Havada bu kadar nem yoktu, kuru sıcak terletmezdi kimseyi. Çünkü Atatürk barajı diye bir şey yoktu. Pamuk tarlaları yoktu. Bahçelievler’den itibaren Sarayönüne kadar Atatürk bulvarında dahi kimse gezemezdi. Serinlemek için tek mekan Balıklıgöldü.


İftara 1 saat kala herkes bir kaç tane olan Meyanbalı şerbetçilerinin önünde sıraya dizilirdi. Her evde birden fazla yemek yapılırdı, Fırınlarda Ramazanda nöbetleşe çalıştıkları için mahalledeki bir fırın hep kalabalık olurdu.

Şimdiki gibi tepsiler fırına verilir. Ekmek kuyrukları olurdu. Bazı meraklılar yumurtalı pide için yumurtayı önceden fırına bırakırdı. İftar başlamadan önce her evde bir telaş vardı. Yemekler fazla fazla yapılır, birer tabak komşulara mahalledeki fakirlere gönderilirdi. Komşulara kapıyı bayan açtığı için evin en küçük erkeği veya kızlardan biri, Mahalledeki fakirlere de erkek çocuklar götürürdü.


Ramazanda sıra gecesi yapılmazdı. Hem sıra geceleri böyle çalgılı sazlı sözlü de değildi. Kadın erkek beraber hiç oturmazdı. İftar davetleri vardı. Lokantalar Ramazanda kapalı olduğundan herkes evinde iftara çağırırdı. Konu komşu akraba dost herkes birbirini iftara davet ederdi.

İftar meyanbalı şerbeti ile açılırdı ama hurma ve su ile açanlarda vardı. Dua ile açılan iftar sofrasında evin tüm fertleri katılırdı. Yarım gün oruç tutan çocuklarda iftarın zevkini alırdı. İftariye faslı sona erince, tiryakiler cıgaralarını tüttürürdü.

Yemek, mutlaka çorba ile başlardı. Et veya tavuk suyuna şehriye, yahut hindi derisiyle hafif sirke ve sarımsaklı tuzlama çorbasını Çiğköfte takip ederdi. Sulu yemekler tepsi kebabı, lahmacun, sögülme, evde yapılan kebap, kazankebabı, pilav ana yemeklerdi. Semsek, patlıcan domates et kavurması evlerin vazgeçilmez yemekleriydi. Tatlılarda evde yapılırdı.

Kimse dışarıdan bir şey almazdı. Şimdiki gibi her köşe başında tatlıcı yoktu. Şıllık tatlısı, Baklava, halbur hurma tatlısı en leziz tatlılardandı. Meyvelerde o zamanlar pek lezzetliydi. Teravih namazına gidenler sokaklarda gece 1’e 2 ye kadar gezmezdi. Çünkü o yıllarda anarşi kol geziyordu.

Külünçe zamanı

Ramazan ayının bitmesine yakın evlerde külünçe zamanı başlardı. Şimdi her fırında bulduğumuz külünçelerin lezzeti bambaşkaydı. Her evin kendine özgü bir tadı vardı. Şekerlisi tuzlusu ayrı ayrı lezzetteydi. Öğleden sonra evde geniş bir teştte yapılan hamur açılır ve iftar sonrasında hatta teravih sonrasında mahalle fırınlarında pişirilirdi.

Fırınlarda bunlar için özel tavalar vardı. Sadece Ramazan’ın son günlerinde kullanırlardı. Bu külünçeler Ramazan bayramı sabahında kahvaltının vazgeçilmeziydi.

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 557
favori
like
share