[COLOR=orangered]Her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayrı hareket, iki ayrı fiil söz konusudur. Bir kısmı ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya çıkıyor. Diğer kısmı ise ızdırarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi dışında cereyan ediyor.

Meselâ; konuşması, susması, oturması, kalkması birinci gruba; kalbinin çarpması, boyunun uzaması, saçının ağarması da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allahtandır. Yâni, biz cüzi irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-ı Hak mutlak iradesiyle onu yaratıyor. İkinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakkı yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-ı Haktır. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ırkımızdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz asırdan sorguya çekilmeyeceğiz.

Aklını doğru çalıştıran bir insan, bu kâinattaki her sistemin ve insan bedenindeki her organın en güzel ve en faydalı şekilde tanzim edildiğini düşünmekle şu sonuca varıyor: O halde, ben görme, işitme sıfatlarım gibi, irade sıfatımı da bütün âlemlerin Rabbi olan Allahın razı olduğu biçimde kullanmalıyım. Ancak böylece, o sıfatın hakkını vermiş ve ondan en iyi şekilde faydalanmış olurum.

İradelerini, yine kendi iradeleriyle Allahın küllî iradesine tabi kılanlar sonsuz saadet menzili olan cennete gidiyorlar. Bu büyük sermayeyi nefisleri hesabına kullananlar ise ebedî azap menziline doğru yol alıyorlar.

Bu noktada, şöyle bir soru hatıra gelebilir: Biz İlâhî iradeyi nasıl bileceğiz ki, hareketlerimizi, davranışlarımızı ona uygun kılalım?

Allahın razı olduğu işler ve haller, peygamberler ve kitaplarla insanoğluna bildirilmiş. Ama, bu hususta bir zorlama da getirilmemiş. Yani, insan bu dünyaya kendi iradesi dışında getirildiği halde, ebedî yolculuğunda cennet ve cehennem şıklarından dilediğini tercih etmekte serbest bırakılmış.

İşte insan, cüzi iradesini yerinde kullanarak âhiret menzillerinden cenneti tercih edebiliyor. O saadet yurdunun yollarını Cenâb-ı Hak İlâhî iradesiyle çizmiş: İman edilecek ibadet yapılacak günahlardan sakınılacak istikametten sapılmayacak...

Ama, insanı bu iradeye uymakta zorlamamış. Nitekim, Kuran-ı Kerimde Dinde zorlama yoktur. buyurulması İlâhî iradenin bu noktadaki en açık ve net bir ifadesidir. O halde, insan kendi iradesini istikamet yolunda ve helâl dairesinde kullanırsa kazanacaktır. Aksi halde zararı çok büyük olur.
Değerli fikir ve değerlendirmeleriniz bekliyorum Güzel arkadaşlar...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2019
favori
like
share
gberesice Tarih: 09.03.2014 02:38
islam inancina gore deliye sorgu sual yoktur. Buda su anlama gelir, kulum sizleri aklinizdan sorgulayacagim bilesiniz
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 10:39
Allah razı olsun
leotombak Tarih: 15.04.2006 16:43
Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?
Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına gelmektedir. Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır. Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allâh'ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.
"&Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Yunus 10/49); "Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Münâfikûn 63/11).
gulcan57 Tarih: 15.04.2006 13:55
Kader, bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilir
Kader, Hak Teâlâ nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.
Kaza ise, kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.
Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösteriyor!..
Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan ediyor!..
Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber veriyor!..
Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması, hep kader ile olmuş!..
Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmış!...
Cennet ve cehennemin yaratılması, ilâhî ilim ile takdir edilmiş!... O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiş!...
Hangi güzel amele ne kadar sevap, hangi günaha ne kadar azap verileceği de kader ile tayin edilmiş!..
leotombak Tarih: 14.04.2006 23:12
Ebu Muti: Eğer Allah kullarını günah işlemeye zorluyor, daha sonra onları günahtan dolayı cezalandırıyor denirse ne cevap verelim?
Ebu Hanife: - Ona "Kul kendisi için fayda veya zarar vermeye muktedir olabilir mi?" diye sor. Eğer "Hayır, çünkü onlar itaat ve masiyyet (isyan-günah) dışında kendileri için fayda ve zarar konusunda mecburdurlar" derse, Ona "Allah şerri yarattı mı?" diye sor "evet" derse iddiasından kendi vazgeçmiş olur. "Hayır" derse de ki "Yarattığı şeylerin şerlerinden sabahın rabbine sığınırım" ayetinden dolayı kafir olur. Çünkü bu ayet, Allahın şerri yarattığını haber vermektedir. Selametle.
leotombak Tarih: 14.04.2006 23:10
Devam edelim kardeşim. İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin Fıkhul-Ekber isimli eserinden alıntı:


Ebu Muti: Bana imanın ne olduğunu açıklayın?
Ebu Hanife: - İman Allahtan başka ilah olmadığına, O'nun bir olup şeriki (ortağı) bulunmadığına, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, cennetine, kıyamete hayır ve şerre, hiç bir kimseye kendi amelini yaratma gücünün verilmediğine, insanların kendisi için yaratıldıkları, sonuca ve ilahi takdirin cereyan ettiği şeye intikal edeceklerine şahitlik etmendir.

Ebu Muti: Eğer bunun hepsini kabul eder fakat "Dileyen iman etsin dileyen kafir olsun." ayetinden dolayı dilemek bana aittir, istersem iman ederim, istersem iman etmem derse ne olur?
Ebu Hanife: - O iddiasında yalancıdır. Allahın "Gerçekten Kuran bir öğüttür. Kim dilerse öğüt alır. Ancak Allahın diledikleri öğütlenir" (Müddessir/54-56) "Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz" (İnsan/30) ayetlerini görmüyor musun? "Dileyen iman etsin,dileyen kafir olsun" ayeti tehdid içindir. O kişi bu sözü ile ayeti reddetmediğinden kafir olmamıştır. Ayetin tenzilini (indirilmiş halini) reddetmemiş ama tevilinde(yorumunda) yanılmıştır.

Ebu Muti: Bir kimse bana isabet eden musibetle Allah mubtela mı kılmıştır, yoksa onu ben mi kazanmışımdır? O musibet Allahın beni mubtela kıldığı şeylerden değildir, derse kafir olur mu?

Ebu Hanife: - Hayır...

Ebu Muti: Niçin?

Ebu Hanife: - Çünkü Allah "Sana isabet eden iyilik eden Allahtandır, sana isabet eden kötülük de nefsindendir"(Nisa/79) buyurur. Yani kötülük, günahın sebebiyledir, ben de onu sana günahın sebebiyle takdir ettim buyurmaktadır. Keza Allah şöyle buyurur "Size isabet eden her musibet, ellerinizle işlediklerinizden dolayıdır"(Şura/30) "O dilediğini dalalette (sapıklıkta) bırakır,dilediğini de hidayet eder (doğru yola yöneltir) "(Nahl/93) buyurur. O kimse de tevilde hata etmiştir "Allah insan ile kalbi arasına girer" ayetinin manası; müminle küfür arasına, kafirle iman arasına girer demektir. Şüphesiz ki kulun kendisiyle kötülüğü işlediği güç(istitaat), bizatihi kulun iyiliği işlemesi için de müsaittir. Kul Allahın kendisinde meydana getirdiği, kötülükte değil, iyilikte kullanılmasını emrettiği istitaatı sarf (gücü harcaması) ve tevcihinden (yönlendirmesinden) dolayı ceza görecektir. Selametle.
gulcan57 Tarih: 14.04.2006 22:44
[COLOR=orangered]Peki kader deyip hayatımızla ilgili tedbirler almayalım mı ??

Mesela
Gemi rota değiştirmekle okyanustan çıkmış olmaz. Biz insanlar kader okyanusunda yüzen birer gemi gibiyiz. Rotamızı ne yana çevirirsek çevirelim, tedbir alalım veya almayalım o ilim okyanusundan ayrılmış olmayız.
Ama şunuda unutmayalım tabi
Tedbir almamaya kader deyip, tedbir almayı kaderden kurtulmak zannetmenin, doğru kader inancı ve anlayışıyla hiçbir alakası yoktur.

Haller değişir, ama kader değişmez. Mesela, bir fakir çalışıp zengin olmakla, Ben kaderimi değiştirdim. diyemez. Değişen onun hâlidir, fakirliğin yerini zenginlik almıştır. Şöyle demesi gerekir:Benim kaderimde önce fakir olmak, sonra da çalışıp zengin olmak varmış.

İslam bize,Kadere inanıyorsan tedbiri bırakacaksın demiyor. Aksine, önce tedbir alıp, sonra tevekkül etmemizi istiyor


SeLaM vE dUa İle
gulcan57 Tarih: 14.04.2006 22:41
[COLOR=orangered] leotombak abi o zaman bilgilendirmeye devam..

konumuz kader
leotombak Tarih: 14.04.2006 22:29
İnsan sahip olduğu cüzî irade ile kader konusunun derûnî manalarını tam anlamıyla idrak edemez. Bu sebeple konunun derin ve ince anlamlarıyla fazla kafa yormamak lazım. Doğru ancak *kadere iman , insan için, en büyük huzur kaynağıdır.* sözünü de dikkate almak gerekir. Kadere iman bildiğimiz gibi imanın şartlarındandır (her ne kadar bazı ilahiyatçı profösörler! kadre imanı Kur'an'da geçmediği için ve süneti de dikkate almadıkları için imanın şartlarından saymasalar da) iman edilecek şeyin ne olduğunu, nasıl olduğunu bilmeliyiz ki iman geçerli ve bilinçli olsun. Bu sebeple ve daha önce zikrettiğim yanlış anlamaları gidermek amacıyla ve gerçek huzura ermek amacıyla kader konusunu tamamen bir kenara itmek yerine kader konusunda doğru bilgilere ulaşmakta şarttır diye düşünüyorum. Selametle.