[COLOR=orangered]DOST

Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)

Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir. (2/254)

İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (3/175)

İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)

Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (4/45)

İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır. (4/76)

Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (4/119)

İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir. (4/125)

Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır. (4/139)

Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)

Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (5/5)

Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (5/51)

Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir. (5/55)

Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (5/56)

Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (5/57)

Onlardan çoğunun inkâra sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. (5/80)

Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır. (5/81)

Üzerinde Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk'tır (yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz. (6/121)

Onların tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)

Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık. (7/27)

İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (8/73)

İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır. (13/37)

İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler." (14/31)

Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi. (17/73)

İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (18/44)

Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (24/61)

Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim." (25/28)

Ne de candan-yakın bir dost." (26/101)

Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (33/5)

Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)

Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi yoktur. (40/18)

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (41/34)

Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. (43/36)

Muttakiler hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır. (43/67)

O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez. (44/41)

Kafir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı. (48/22)

Artık bugün sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkâr edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir. (57/15)

Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)

Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (60/9)

Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur." (69/35)

(Böyle bir günde) hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. (70/10)

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1250
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 10:31
Allah razı olsun
goksahan Tarih: 22.04.2006 15:57
DOSTLUK
  İnsanlar arasındaki samimiyet ve sevgiye dayalı bağlılık hali. Kur'ân-ı Kerim'de şöyle tanımlanmıştır: " Mümin erkekler ve mimin kadınlar birbirlerinin dostudurlar." (et-Tevbe, 9/71) Dostluk, ancak Allah içindir. İslâm dışı bir gaye için dostluk kurulmaz. Allah, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle açıklar: "Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah'tan ilişiği kesilmiş olur. Ancak onlardan sakınma haliniz müstesnadır. Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihâyet dönüş Allah'âdır." (Âli İmrân, 3/28) Allah düşmanlarını sevmek mümine yakışmaz; zaten kâfirler de müminleri sevmezler: "Ey iman edenler! Sizden olmayanı dost edinmeyin. Onlar sizi şaşırtmaktan geri kalmazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır; sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür. Size âyetlerimizi açıkladık, eğer düşünürseniz." (Âli İmrân, 3/118) buyruğunda ve "Kâfirler de birbirlerinin dostudurlar." (el-Enfâl, 8/73) buyruğunda müminlere bu gerçekler hatırlatılmıştır. Müminler, birbirlerine kızıp da kâfirlere yönelemezler: "Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmeyin." (en-Nisâ, 4/144) Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur: "İnsan, dostunun dinindedir. Bundan dolayı dost edineceği kişiye dikkat etsin." (Riyâzü's-Sâlihin, I, 398) "İnsan sevdiği ile beraberdir. " (Müslim, Birr, 161) Müminler birbiriyle dostluk yapmazlarsa ne olur?: "İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgun çıkar. " (el-Enfâl, 8/73) Dünya hayatında her insanın onunla samimi olacağı, duygularını paylaşacağı, seveceği ve sevileceği görüş birliğinde bulunacağı dostlara ihtivacı vardır. Dostluklar, Allah rızası için ve çıkarsız olursa sürekli olur: Bir müminin genel olarak bütün müminlere dostluk göstermesi sünnettir. Ayrıca, ferd olarak her müminin en çok sevdiği, bağlandığı dostları, arkadaşları da bulunur. Hz. Muhammed (s.a.s.) ile Hz. Ebu Bekir arasındaki dostluk gibi... İslâmî dostluk kavramı, Batılı hayat tarzındaki dostluk kavramından apayrıdır. Çünkü bu dostluk, yüzeysel bir dostluk olmayıp, sorumluluk, ahde vefa, kendisi için istediğini kardeşi için de istemek gibi derin mânâlara sahiptir. Kur'ân-ı Kerim velâyet* kelimesi ile dostluğu, tek kelimede zikreder. Dostluk, velâyetin izahıdır ve müslümanlar velâyeti müslümanlara verirler. Bunun manası dostluğun getirdiği bütün maddî ve manevî sorumluluktur, birlikteliktir, yardımdır, sevgidir, kardeşliktir. Dostluğun itikâdî, amelî ve ahlâkî yönleri vardır. Dostluğun itikâdî yönlerini, yukardaki âyetlerde açıklandığı gibi, müslümanların tevhid* anlayışı belirler. Amer olarak, müslümanların birbirini sevmesi ve bir birliktelik oluşturmaları zorunludur. Cemaat, Allah'ın rahmetine rızasına, af ve mağfiretine, dünya ve âhiret mutluluğuna sebep olur. Ayrılık ise, yüzleri karartır, Allah'ın azâbını, çağrıştırır. Rasûlullah şöyle buyurur: "Üç konuda müslümanın kalbi kin tutmaz, hıyanet etmez: Amellerde ihlâs*, devlet adamlarına nasihat, cemaatten ayrılmama. " (İbn Mâce, Mukaddime, 18 Ebû Dâvûd, İlim,10; Tirmizî, İlim, 7; Ahmed b. Hanbel 111/225) Müslümanın sorumlu olduğu haklar ikidir: Allah hakları, kul hakları. Bunlar birbiriyle içiçedir. Dostluğun temeli sevgiye dayanır. Hiç kimse Allah'tan başka bir şeyi sevemez ve ondan başkasını mevla ve dost edinemez. Dost olarak Allah yeter. Müminler birbirlerini Allah rızası için severler. Kul, Allah'tan başkasına güvenirse, sonunda zararlı çıkar. Kim bir insanı bir üstünlüğünden, mevkiinden, güzelliğinden, asâletinden veya zenginliğinden dolayı seviyorsa bu sevgi çıkar amaçlıdır. Yapılanlar Allah rızası için olmayınca mutlaka bir çıkar içindir ve bu, insanı kötülüklere sürükler. Hz. Peygamber (s.a.s.): "Zengine zenginliği için saygı duyan kimsenin dininin üçte biri gider" buyurmuştur. O halde müminler, en güzel ahlâk üzere olan Rasulullah'ı her insandan daha çok sevmedikçe tam mümin olamazlar. Başkalarına bel bağlayan zarardadır. Allah'ın hoşuna gitmeyeceğini bildiği halde insanlara şirin gözükmeye çalışmak imanın zayıflığındandır. Allah, salih kullarını dost edinir. Her kim, insanların kızması pahasına Allah'ı dost edinmekle onu razı ederse Allah o kimseyi insanların nazarında yüceltir. Kim de Allah'ın gazabına rağmen insanları razı ederse, artık onu Allah'ın azabından hiçbir şekilde kurtarmak mümkün olamaz. (Tirmizî, Zühd, 64) Demek ki, dostluğun itikâdî temeli budur. Bazan insanlar birbirlerine karşı haksız ve zalim olurlar. "Ancak bu şeytan dostlarını korkulu gösteriyor. " (Âli İmrân, 3/175) Şeytana uyanlar düşmanla dostluk kurar ve münâfık olur. Oysa, dostluk için ölmek de vardır: "Nice peygamberler var ki, beraberlerinde birçok rabbânîler savaş yaptılar da başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, güçsüzlük göstermediler, boyun eğmediler. " (Âli İmrân, 3/146) Cemaat dostluğu konusunda önemli bir konu da isim sorunudur. Müslümanın İslâm'dan başka bir adı yoktur. İsimlendirmeler sebebiyle dostluk göstermek veya düşmanlık yapmak müslümana yakışmaz. Öncelikle üstünlük takva ile olduğu gibi, Allah Kur'ân'da müslüman, mümin Allah'ın kulları diye ad koymuştur. Bir başka deyişle, müslümanların cehaletleri yüzünden meydana getirdikleri ad sorunu; mezhebe, tabi olunan imama, ırka, öndere, ideolojilere göre insanları dost-düşman diye ayırma sorunudur. Adı müslüman olmayan hiçbir inanç ve düşünce akımıyla dostluk kurulmaz; dostluk ancak akide ve inanç birliğinde sözkonusudur. Müminlerin içinde nefsine uyan öyle kimseler vardır ki, az bir menfaat karşılığında müşriklere meylederler. Müşrikler, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile böyle cazip dünyevi tekliflerle dostluk kurmak istemişlerdi de Allah onu korumuştu: "Onlar seni sana vahyettiğimizden çevirip başkasını uydurmayı ve bize atfetmeyi istediler ki, o zaman seni öz dost edineceklerdi. Biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, sen belki onlara biraz meyledecektin. " (el-İsra, 17/73-74) Müşriklerin bu metodu her zaman İslâm davetçilerine uygulanmaktadır. Her zaman İslâm davetçilerine nüfuz edip yolundan saptırmaya, dâvânın kuvvetini bozmaya çalışırlar. Şeytan birçok mü'mini bu yolla avlar ve bazıları rahatça kendilerini aldatarak müşriklerin dostluğuna yanaşır. Ne yazık ki tevhîdden çok uzaklarda bulunan çağdaş müslümanları kâfirler tek tek avlayarak İslâm ümmetini iyiden iyiye parçalamışlardır. Müslüman, kimle dostluk edecektir? Dostum diye hakikaten gösterebileceği kim veya kimler olabilir? Kur'ân'ı Kerim'in hakîki dostun Allah olduğunu belirtmesi bu dostluğun çerçevesini kesin olarak belirlemiştir. Sami ŞENER
cristiana Tarih: 22.04.2006 13:31
[COLOR=tomato]Alinti:

[COLOR=tomato]Boyle Bir Dostunuz Oldu mu?

Daima dusunceli idi.
Susması konusmasindan uzun surerdi: luzumsuz yere
konusmaz konustugunda ne fazla, ne de eksik soz kullanirdi.
Dunya isleri icin kizmazdi. Kendi sahsi icin asla
ofkelenmez ve oc almazdi.
Kotu soz soylemezdi.
Affediciligi tabii idi.
Intikam almazdi.
Dusmanlarini sadece affetmekle kalmaz, onlara seref ve deger de verirdi.
Kendisini uc seyden alikoymustu:
Kimseyle cekismezdi,cok konusmazdı, faydasiz bos seylerle ugrasmazdi.
Umani, umutsuzluga düusurmezdi:hoslanmadigi bir sey hakkında susardı.
Hic kimseyi ne yuzune karsi, ne de arkasindan kinamaz,ayiplamazdi, kimsenin kusurunu arastirmazdi.
Kimseye hakkinda hayirli olmayan sozu soylemezdi.
Yaninda en son konusani, ilk once konusan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulundugu zaman bir seye gulerlerse O da guler, bir seye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.
Gercege aykiri ovmeyi kabul etmezdi.
Her zaman agirbasliydı.
Konusurken cevresindekileri adeta kusatirdi.
Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatli ve berrakti.
Yururken beraberindekilerin gerisinde yururdu, ayaklarini yerden canlica kaldirir, iki yanina salinmaz, adimlarini genis atar, yuksek bir
yerden iner gibi one dogru egilir vakar ve sukunetle rahatca yururdu.
Kapisina yardim icin gelen kimseyi geri cevirmezdi.
Bir gun kendisinden yasca kucuk bir dostunun omuzlarindan tutarak soyle demisti:"Sen dunyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yasa!"
Her zaman huzunlu ve mutebbessim bir haletle dururdu,
yuzunde daima isildayan bir parlaklik olurdu.
Adet uzere sarf edilen hicbir kotu soz agzina almadi.
Sikintili hallerinde kabalasmaz, bagirmazdi.
Fakirlerle birlikte yerdi, oyle ki onlardan ayirt edilmezdi.
Onune ne konulursa yerdi.
Sade kiyafetler giyer,gosteristen hoslanmazdi.
Konusurken yuzunu baska tarafa cevirmez, bulundugu mecliste ayricalikli bir yere oturmazdi.
Sabahlari evinden cikarken soyle soylerdi: "Ilahi dogru yoldan sapmaktan ve saptirilmaktan, kanmaktan ve
kandirilmaktan, haksizlik etmekten ve haksizliga maruz
kalmaktan, saygisizlik etmekten ve saygisizliga ugramaktan sana siginirim."
Siradan degildi: Siradan insanlar gibi yasadi.

Iste O, Peygamber Efendimiz
Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Idi...
O'nun gibi olmak gercekten imkansız.Guzel ahlakin butun subeleri en mukemmel derecede Allah'ın habibinde toplanmış...ama Mevla O'nun dostlariyla dost olmamizi nasib etsin insallah...
Selam ve dua ile...
leotombak Tarih: 22.04.2006 12:54
Bir gece Medine sokaklarında Halife Hazreti Ömer ve Abdurrahman bin Avf hazretleri gezerken bir evin içinden karışık seslerin geldiğini duyarlar.Biraz yaklaşınca sorar Halife:Ey Abdurrahman ,bu evin kime ait olduğunu biliyor musun?Abdurrahman bin Avf, "Bilmiyorum"der.Burası Rebi'a bin Ümeyye'nin evidir.İçindekiler de sarhoşlar,içmişler bağırıp çağırışıyorlar.Ne dersin,bunlara ne türlü bir ceza uygulayalım? Gecenin bu saatinde bu haldeler...Abdurrahman bin Avf der ki: Bana kalırsa ceza uygulanacaklar onlar değil, biziz!İrkilir Halife.Neden?diye sorar. Şöyle izah eder büyük sahabe:Allahü Azimüşşan 'İnsanların gizli ayıplarını araştırmayınız'buyuruyor.Biz ise gecenin bu saatinde evinin içindeki ayıplarını araştırıp meydana çıkarmakla meşgulüz. Aslında cezalık işi biz yapıyoruz demektir! Bunun üzerine düşünmeye başlayan Halife,elini Abdurrahman bin Avf'in eline uzatarak der ki: Tut şu elimden de bir an evvel buradan uzaklaşalım;yoksa biz onlara değil ,onlar bize ceza isteyebilirler.Oradan hızla uzaklaşırken de söylenmekten kendini alamaz Halife!Allah insanları doğru düşünen dostlardan mahrum etmesin. Kimseyi de kendi kanaatinde ısrarcı eylemesin. Kendi kanaatini dostlarına kontrol ettirmek,daha doğrusunu duyunca da hemen kabul etmek ne güzeldir! Selametle.
gulcan57 Tarih: 17.04.2006 17:34
'ARKADAŞINI AL, BERABERCE CENNETE GİRİN'
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:

'Resûlüllah (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
'Ümmetimden iki kişi Allâh'ın huzuruna gelirler.
Birisi,
-Yâ Rab, benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver, der.
Allah Teâlâ da ötekine,
-Hakkını ver, buyurur.
Adam,
-Yâ Rab, bende sevap nâmına bir şey kalmadı, der.
Cenâb-ı Hakk,
-Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin? buyurur.
Adamcağız,
- O halde benim günahlarımdan alsın, der.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve, 'O gün büyük bir gündür. İnsan; günâhının alınmasını ister' dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine,
-Başını kaldır ve cennete bak, buyurur.
Adamcağız,
- Yâ Rab, inci ile işlenmiş, gümüşten apartmanlar ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir? der.
Allah Teâlâ,
-Bunlar, bana ücretini verenler içindir, buyurur.
Adamcağız,
-Bunların hakkını kim ödeyebilir? der.
Hz. Allah,
-Sen istersen bunlara sahip olabilirsin, buyurur.
Adam,
-Nasıl olur, yâ Rab? deyince,
Cenâb-ı Hakk,
-Hakkını bu adama bağışlamakla, buyurur.
Adam,
-O halde ben bunu affettim, der.
Allahü zû'l-Celâl hazretleri de,
-Arkadaşını al, beraberce cennete girin, buyurur.

Sonra Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz,
'Allah'tan korkun, Allah'tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Hazret-i Allah mü'minlerin arasını buluyor' buyurmuşlardır.
gulcan57 Tarih: 17.04.2006 17:25
DermanAbinin de konusunu dagittik, artik hakkini helal et abicim, hemen konuyu toparlariz, degil mi leotombak abi ve sahabeler abla???
GÜLSiMA Tarih: 17.04.2006 17:11
gülcan bu kadar üstüne gelme ya kardeşimin. :70:

evet abi baksana sana tarifini bile hemen bulmuş erinmeden.valla ben çok güldüm Allah (cc) ta seni güldürsün gülcan.
leotombak Tarih: 17.04.2006 16:52
doğru söylüyorsun sahabeler kardeşim ama goksahana bir ulaşabilsek dostluğumuzu pekiştireceğiz ama bir türlü ulaşamıyorum. Ne dersiniz.Selametle.
GÜLSiMA Tarih: 17.04.2006 16:44
gülcan ne oldu yine ya enleri sıralamışın ablam göksahan için yine almışsın gardını sen kızdırıyorsa konuşuruz biz kardeşle değilmi leotombak abi?