[COLOR=orangered]Hele bir anlatıver Güzel Dost! Kimler aldandı? -

Cehennemi hesaba katmayan dindar aldandı!
Çünkü Kuran şöyle anlattı: Allah tarafından hiç hesaba katmadıkları karşılarına çıkıverdi...( Zümer Suresi, 47)

Söyle bana Can Dostum kimler aldandı?? -

Cennetteki yerini hazır bilen herkes aldandı!
Zira Kuran ..O öyle sizin kuruntu ve hayallerinizle olacak iş değil. buyurmuştu. (Nisa Suresi, 123)

Bir daha söyleyiver başka kimler aldandı??? -

Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünya-perest aldandı!
Zira Kuran turrayı şöyle bastı: Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir! Velev (hatta) eflake ser çekmiş surlarda bulunun! ( Nisa Suresi, 78).

Güzel Dost! Anlat bana daha kimler aldandı? -

Ameline güvenen abid (çok ibadet eden) aldandı!
Çünkü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam şöyle ferman buyurdu:
Zinhar aldanmayın! Hiç kimse ameli ile kurtulamaz!
Soruldu: Sen de mi Ya Rasulallah?
Cevap verdi: Evet ben de.

Başka kim kandı, kimler aldandı?? -

Salih amel işliyorum sanan riyakar (iki yüzlü) aldandı!
Çünkü Kutsi Hadiste Allah Teala şöyle buyurdu: ..Kim bir amel işler de o amele benimle birlikte bir başkasını ortak ederse onu ve şirkini başbaşa bırakırım.

Anlatıver Hakîm! Sonra kim aldandı??? -

Aleme telkin (nasihat) verip kendini unutan vâiz aldandı!
İnsanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap okuyorsunuz, artık akıl etmez misiniz? (Bakara Suresi, 44).

Avaz et Hatip avaz, ta ki herkes duysun! Hele hele kimler aldandı?

- Nasıl desem bilmem ki Namazsız aldandı!
Hele bir baksan ya Kuran nasıl anlattı: Ashabı yemin (cennetlik olanlar) Cennetten seslenip mücrimlere (suçlu) soruyorlar, sizin bu sekar cehennemine girmenize ne sebep oldu? diye.
Onlar da diyorlar: Biz namaz kılanlardan değildik (Müddessir Suresi, 39-43).

Kim öz-canını yaktı, kimler aldandı??

- Ben bundan sonra kurtulmam. diyen meyus (ümitsiz) aldandı!
De ki: Günah işlemek suretiyle öz-nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! Allahın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü Allah bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz o öyle gafur, öyle rahim. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azab gelmeden evvel tevbe ile Rabbinize dehalet edin ve ona halis müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız! (Zümer Suresi, 53-54 )

Haber et Hatip haber! Başka kim aldandı???

- Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum.diyen aldandı!
Zira Efendimiz bir gün soruverdi: Bilir misiniz gıybet nedir? diye.
Ashab, Allah ve Rasulu daha iyi bilir, dediler.
Efendimiz, kardeşini beğenmiyeceği şekilde anmandır, buyurdular.
Soruldu: Ya söylediğimiz şey onda varsa?
Cevap verdi Efendimiz: Eğer varsa onu gıybet ettin demektir. Şayet söylediğin onda yoksa, bu zaman da ona iftira ettin demektir.

Daha kim yandı, kimler aldandı????

- İşlediysek biz işledik; azabını çeker diyetini öderiz.diyen bedbaht (bahtsız) aldandı!
Yemin olsun! Rabbinizin azabından onlara velev bir nefha, bir kıvılcım dokunuverse VAY BİZLERE derler! (İsra Suresi, 21)

Vah Nâsih vah! Demek bunca insan aldandı!
- Güzel dost! Bir bilsen daha kimler aldandı!

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 785
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 10:36
Allah razı olsun
Asiyan Tarih: 19.04.2006 15:03
hangimiz aldanmadıkki Allah gönül gözümüzü acmayı , ibadetlerimizi hakkiyle yapmayı nasip etsin.Cennet bekleyerek degil Allah rızasını isteyerek salih amel işlemeyi nasip etsin
goksahan Tarih: 18.04.2006 17:16
BÖYLE ÖRNEK OLUYORDU İNSANLIĞA!
    Onun ideali, insanlığa hizmetti, yoksa insanlığın kendisine hizmeti değildi. O sebepten eline geçeni yemek yedirir, içmez içirir, yönettiği insanların mutluluğuyla mutlu olurdu.
    Yine adeti üzere bir miktar imkan biriktirmiş, çevresine de münadiler göndermişti.
    Sesleniyorlardı Medine sokaklarında münadiler:
    - Resulüllah mescidin önünde muhtaçları bekliyor. Miskin derecesinde ihtiyaç sahibi olanlar gelsin, hisselerine düşecek yardımı alsın, kimse mahrum kalmasın!
    Az sonra mescidin önüne muhtaçlar toplanmışlardı. Mutluydular. Çünkü kasıp kavuran ihtiyaçlarının hiç olmazsa bir kısmını karşılayacak imkana kavuşacaklardı.
    Nitekim düşündükleri gibi de oldu. Efendimiz gelenleri şöyle bir gözden geçirdikten sonra mevcudu da hesap ederek önünden geçenlere hisselerini veriyor, onlara tebessümle bakarak mutluluğunu da açıkça hissettiriyordu.
    Mutluydu. Çünkü O'nun en büyük mutluluğu insana yardım, insana hizmetle meydana geliyordu. İşte o anda da insana hizmette bulunuyor, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gideriyordu.
    Nihayet elindeki mikan bitti, yardım isteyecek insan da bitti. Demek ki hesap iyi yapılmıştı.
    Ne var ki çok sürmedi, ötelerden kan ter içinde koşup gelen bir bedevi görüldü. Adama hem ufkuna bakıyor, hem de nefes nefese koşmaya devam ediyordu. Nihayet geldi, şöyle bir nefeslendikten sonra söylendi.
    - Yardım dağıttığınızı söylediler onun için nefes nefese koştum; ama yine de yetişemedim! Zaten hep şanssızım ben.
    Çok üzgündü yoksul adam. Anlaşılan ihtiyacı da fazlaydı. Böyle bir fırsatı mutlaka değerlendirme niyetiyle koşmuştu; ama yine yetişememişti.
    Sordular:
    - İhtiyacın çok mu fazlaydı?
    Saymaya başladı yardım alabilseydi neler alacağını.
    Hepsi de zaruri ihtiyaçtı. Demekki adamın ihtiyacı şiddetliydi. Ama Rasulüllah'ın imkanı da bitmişti. Elinde avucunda olanı tümüyle vermiş, geriye tek dirhem bile kalmamıştı. Şimdi ne olacaktı?
    Efendimiz şefkatle baktı bedeviye. Sonra da beklenmeyen teklifini yaptı yoksul adama:
    - Üzülme ihtiyaçlarını yine alacaksın. Hem de hiçbirini bırakmaksızın!
    - Nasıl? Diyerek heyecanlandı yoksul adam. Efendimiz kelimelere basa basa konuştu:
    - Şimdi buradan kalk, şehrin içine dal, ihtiyaçlarını nerede bulursan al ve aldığın satıcılara da de ki:
    - Mal bana ait, parasını ödemek de Resulullah'a! Allah'ın Resulü ödeyecektir. İstediğimi verin!
    Resulüllah (sas) böylece verecek parası olmayınca muhtaçların borcunu yükleniyor, bir fırsatını bulup da ödeyeceğini düşünerek insanına böyle yardımda bulunuyor, insana hizmeti böyle en öne alıyordu.
    Adam sevinçle çarşının yolunu tuttu. Zihninde neleri alacağının hesabını yaparak heyecanla gidiyordu.
    Olaya şahit olan Hazreti Ömer, fedekarlığın bu kadarına razı olamamış gibiydi.
    Nihayet düşüncesini dile getirmekten kendini alamadı da dedi ki:
    - Ya Resulellah! Sen gücünün yettiğiyle mükellefsin, yoktan da vermekle değil. Elinde  olanı tümüyle dağıttın, geriye bir şey kalmadı. Neden başkalarının borçlarını da yükleniyor, onların ihtiyaçlarını da karşılamak zorunda bırakıyorsun kendini? Bu kadarı da fazla değil mi?
    Bu sözlerden hiç de memnun olmayan Resulüllah'ın yüzündeki tebessümün kaybolduğu görüldü. Halbuki o ana kadar çok mutluydu, tebessümü hiç eksik etmemişti.
    Bu defa da masum bir adam söze karıştı;
    - Ya Resulallah sen Ömer'e bakma ver, Allah da sana verir, dedi.
    Bu söze memnun olan Resulüllah'ın tebessümü tekrar yüzünde belirdi, 'fedekarlığa devam et' sözünden memnun olduğu anlaşılıyordu
shekspear61 Tarih: 18.04.2006 16:35
Hepimiz uykudayız Allah ölmeden uyanmayı nasip etsin :79:
goksahan Tarih: 18.04.2006 15:06
BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil, ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudâtın lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük, tükenmez bir kuvvet, ne çok, bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin-tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksa, tek başıyla, hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte, böyle bir seyahat için, iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi, diğeri mağrur. Mütevazii, bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu't-tarîke rast gelse, der: "Ben filân reisin ismiyle gezerim." Şakî def olur, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.
Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hal ile "Bismillâh" der. Öyle mi?
Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.
Öyle de, hertey Cenâb-y Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç "Bismillâh" der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.
Herbir bostan "Bismillâh" der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çetit çetit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pitiriliyor.
Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar "Bismillâh" der, rahmet feyzinden bir süt çetmesi olur. Bizlere Rezzak namyna en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.
Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları "Bismillâh" der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. "Allah namına, Rahmân namına" der; herşey ona musahhar olur.
Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı âyetini okuyorlar
bilinmez Tarih: 18.04.2006 00:51
Cristiana arkadaşım: O ne vallahi ürktüm. Allah kimseyi ateşle cezalandırmasın ama galiba korka korka ve bile bile oraya gidiyoruz
gulcan57 Tarih: 17.04.2006 19:03
gulcan57 Tarih: 15.04.2006 16:42
[COLOR=orangered]- Güzel dost! Bir bilsen daha kimler aldandı!


Bu dünyaya niçin geldiğini unutanlar aldandı....

Bu dünyaya bir kere gelicem diyerek gününü gün edenler...Herşeyin bir sonu olduğunu unutanlar aldandı...

Gencim daha sonra ibadetimi yaparım diyenler....
Orta yaşlardayken nasılsa yaşlanıcam diyenler....
Yaşlanıncada vakti kalmayanlar !!!!aldandı

Rabbim nasılsa affeder deyip
Rabbinin emirlerini hiçe sayanlar aldandı !!!

Kuranı Kerim'i ölülerinden arkasından okunsun diye gönderildi!!! sananlar aldandı.......

Sonu toprak olan herşeye gönül bağlayıp
YÜCELER YÜCESİNE GÖNLÜNDE YER VERMEYENLER ALDANDI.....
GÜLSiMA Tarih: 15.04.2006 16:01
eyvah aldandık şu fani dünyayı baki zannettik o zan ile bütün bütün sermayeyi ömrümüzü heba ettik.üstad ne güzelde demiş değilmi sevgili kardeşlerim.

yıllarca uyutulduk damarlarımıza sanki binbir türlü uyuşturucu verilmiş gibi.ama bir uyanış var dünyada bunun herkes farkında.baksanıza yapılanlara önce bir karikatür krizi çıkardılar.ama bu denli uyanışta olduğumuzu hesaba katmamışlardı.aldanan bu sefer onlar oldular.biz artık uyandık duyun ey kendini bilmezler.bu dava yürek ister yürek.bizde Muhammed (sav) sevdalısı.Allah aşkıyla yanan yürekler var.rabbim yüreklerdeki bu yangını inşallah sürekli yakar.selam ve dua ile