[COLOR=orangered] Adam bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu. Tam bunları düşünürken, oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; Bu hafta sonu parka götürecekti onu.
Ama hiç dışarı çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.
Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı:
-Eğer bu haritayı düzeltebilirsen, seni parka götüreceğim. dedi.
Sonradüşündü.
-Oh be! Kurtuldum. En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.

Aradan 10 dk geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi.
-Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz! dedi.
Adam önce inanamadı, ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi. Ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı:
-BANA VERDİĞİN HARİTANIN ARKASINDA BİR İNSAN RESMİ VARDI. İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ!!!

Evet arkadaşlar! Herkes kendisini düzeltse..........

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 850
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 10:37
Allah razı olsun
gulcan57 Tarih: 18.04.2006 21:13
göksahan kardesim daha yeni geldim,saat: 20:00 civari araniza katildim, bugün uzun ve yogun bi gündü, mesajlarinizi okumakla mesgulum simdiki hal.

Affetmeye gelince; asil sen beni affet ve cok büyük gecmis olsun..
shekspear61 Tarih: 18.04.2006 16:57
Bu güzel bilgiler için Allah razı olsun
goksahan Tarih: 18.04.2006 16:32
gulcan kardeşim affetmedinmi beni daha :67: :19: :19:
goksahan Tarih: 18.04.2006 16:29
Aşk ve Heyecan,
Azim ve Hamle Rûhu   Bizim önceleri sahip olup da sonraları kaybettiğimiz bir kısım yüce değerlerimiz vardır. Bu kaybediş bizlere çok pahalıya mâl olmuştur. Kaybettiğimiz ve bir an önce kendimizde ve neslimizde diriltmemiz gereken hususların başında, aşk ve heyecan, azim ve hamle ruhu gelmektedir. Bu ruh, îmânı, aşkı, heyecanı, azmi ve  hareketi beraber görme ruhudur. Bu da cihadda aşk ve heyecan, tebliğ ve irşadda azim ve hamle olmak üzere iki kısma ayrılır.  Aşk, sevdiğini ve ona âit her şeyi,  ondan başka her şeye tercih etmek, bir kısım şahsî çıkarlar için sevgiliyi unutmamak ve şartlar ne kadar ağır olursa olsun onu hiçbir zaman terk etmemek demektir.            * * * Önce tebliğde aşk ve heyecan, azim ve hamle ruhuna bir örnek verelim: Mekkede müşriklerin baskı ve eziyetlerinin çok şiddetlendiği sıralarda her şeyi göze almadıktan sonra, Kabeye gidilip ne namaz kılınabiliyor ve ne de Kuran okunabiliyordu.  Rahman sûresi inince, Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, Kim Kabeye gidip de müşriklerin bulunduğu yerde onlara Rahmân Sûresini okur? buyurdular. Bunun üzerine Abdullah bin Mesûd (r.a.), hemen atıldı ve Yâ Rasûlallah! İşte ben hemen gidip okuyorum. dedi ve Kabeye varıp orada bulunan müşriklerin yanlarına gidip oturdu ve besmele çekerek onlara Rahmân Sûresini okuma- ya başladı. Buna dayanamayan müşrikler birden kalkıp Hz. Abdullahın başına üşüştüler ve her birisi vurmayı fırsat ve ganimet bilircesine yüzüne gözüne vurmaya başladılar ve onu epeyce hırpaladılar. Ama o, onların hücum ve zorbalık- larını görmezlikten, hakaret ve bağırışlarını duymazlıktan geldi. Onların saldırılarını hiç önemsemedi ve dolayısıyla susmayıp okumasına devam etti. Daha sonra da verdiği sözü yerine getirmenin huzuru ve sevinciyle oradan kalkıp Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin bulunduğu yere geldi. Orada bulunan arkadaşları, onun o yaralı bereli hâlini görünce ona acıdılar ve Biz sana onların yanına gidip okuma; yoksa çok fena döverler dememiş miydik? dediler. Bunun üzerine Hz. Abdullah, onlara şöyle mukâbelede bulundu:  Ben onları kuvvetli ve zorba bir şey zannediyordum. Vallahi benim gözümde, Yüce Allahın düşmanları arasında bunlardan daha basit olanı her hâlde yoktur. Bu gün onlar benim gözümde gerçekten çok hafif göründüler. İsterseniz yarın da gidip aynı şeyi yaparım. Ama arkadaşları ertesi gün de oraya gitmesine müsâade etmediler. * * * Şimdi de cihad ile ilgili olan aşk ve heyecan ruhuna ibretli bir örnek verelim:  Abdullah bin Ömer (r.a.), Müslüman olduğunda beş yaşlarında idi. Bedir Savaşı sıralarında büyümüş ve delikanlılık çağına gelmişti. Kalbindeki îmânın şehâmetiyle orduya katılmak ve cihada iştirak etmek istiyordu. Fakat Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, yaşı küçük olanlarla birlikte onun da cihada katılmasına izin vermediğinden ötürü,  o kadar istemesine rağmen cihada katılamamıştı. Kendisi daha sonraları o günkü üzüntüsünü anlatırken şöyle diyordu: Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, beni ufak tefek bulduğu için Bedir Savaşına katılmama izin vermemişti. Bu yüzden o kadar çok üzülüp ağladım ki, hayatımda sabaha kadar ağlayarak ve üzüntü içinde kıvranarak geçirdiğim başka bir gece hatırlamıyorum. * * * Buhârî ile Müslimin rivâyet ettiklerine göre, Uhud Savaşı esnâsında bir adam Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve selleme dedi ki: Yâ Rasûlallah! Şehîd olursam nerede olacağım hakkında acaba ne buyurursun? Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem de, Cennette. dediler. Adam elindeki hurmaları birden attı, sonra da şehid oluncaya kadar savaşmaya devam etti. (Buhârî, meğâzî: 17) * * * Yine Buhârî ve Müslimin rivayet ettiği ve bir ân önce Yüce Allaha ulaşma aşkı ve şevki ile ilgili olan şu hâdise ne kadar ibret vericidir: Benî Âmir kabilesi Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve selleme gelerek, Ondan kendilerine İslâm dinini anlatacak muallimler istediler. Nebî sallallahü aleyhi ve sellem de özel olarak yetiştirdiği, gözü gibi koruduğu ve Kurânı en iyi bilip okuyanlardan ve gündüzleri odun taşıyarak geçimlerini sağlayan ve gecelerini ise namaz kılarak geçiren yetmiş Kurrâyı onlara gönderdi. Onların içlerinde Hz. Enesin dayısı olan Harâm bin Milhân da vardı ki, çok güzel Kuran okur ve çok güzel konuşurdu. Son derece seçkin kimseler olan O Ashâb Efendilerimiz Maûne Kuyusuna vardıklarında Harâm bin Milhân arkadaşlarına dedi ki: Ben sizin önünüzden gideyim. Eğer onlar Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemden öğrendiklerimizi anlatma hususunda bana güven verirlerse, mesele yok. Şayet güven vermezler de bir kötülük yapmaya kalkışırlarsa, siz zaten bana yakın bulunuyorsunuz. Hz. Harâm bin Milhân (r.a.) önden gitti. Onlar da ona emân ve güven verdiler. Hz. Harâm (r.a.) onlara Nebî sallallahü aleyhi ve sellemden bahsetmeye ve İslâm hakkında bilgi vermeye başladığı bir sırada, içlerinden bir adama, saldırıp vurması için işaret ettiler.  O adam da mızrağını arkadan Harâm bin Milhâna öyle bir vurdu ki, o mızrağı Hz. Harâmın göğsünden çıkardı. Yüce Allaha likâ ve vuslat arzusuyla yanıp tutuşan Hz. Harâm, kalbindeki şevk ve iştiyâkını tatmin etmişçesine ve şehid olarak erdiği vuslat ile hasret ateşini söndürmüşçesine birden, Allahü Ekber. Kabenin Rabbine yemin olsun ki, ben şehidlik mertebesini kazanmakla gerçek kurtuluşa erdim. (Buhârî, meğâzî, 28) diye haykırdı ve ânında şehid olarak yüce ruhunu Allaha teslim etti.  Sonra da gözü dönmüş o din düşmanları geri kalan arkadaşlarına saldırdılar ve bir iki kişiden başka herkesi şehîd ettiler. Ancak şehîd olurken hepsi birden Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve selleme selâmlarını ve bir de Allah katında ulaştıkları yüce mertebelerinden memnun olduklarını bildirmesini Yüce Allahtan niyâz ederek ruhlarını teslim ettiler.  Hz. Cebrâil (a.s.), Medînede bulunan Nebî sallallahü aleyhi ve selleme gelerek  o mübârek şehidlerin başlarından geçenleri, onların selâmlarını ve Yüce Allahın kendilerinden memnun olarak ve onları memnun ederek Rablerine kavuştuklarını haber verdi. Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de onların gönderdiği bu selâm ve memnûniyetlerini Şerefli Ashâbına bildirdi. Hz. Enes (r.a.), bu vakayı naklettikten sonra diyor ki: Biz onların şehîd olunca söyledikleri, Rabbimize kavuştuğumuzu, Rabbimizin bizden memnun oldu- ğunu ve bizi memnun ettiğini kavmimize tebliğ edin. sözlerini bu vakadan sonra bir âyet olarak okuyorduk. Ancak daha sonraları bu âyet nesholundu. Nebî sallallahü aleyhi ve sellem bu zulmü reva gören hâin, zâlim ve kâtil müşriklere kırk sabah bedduâ yaptı (Buhârî, cihâd, 9) Bu duâ kabul görmüş ve o hâdiseye karışan bütün kabileler çok ciddi kuraklıklara ve kıtlıklara maruz kalmışlardı. * * * Îman, aşk ve hareketin mâhiyetini, bir de Esveder-Râînin sahip olduğu îman, aşk, şevk ve heyecânı ile anlamaya çalışalım. Bu zât, Hayber vakası esnâsında Hayberde bir Yahûdînin çobanı idi. Ücret karşılığında  onun koyunlarını güdüyordu. Harp esnâsında Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve selleme  gelerek  dedi  ki: Ey Allahın Rasûlü! Bana İslâmı arz edip anlat.  Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem, insanları İslâma davet etme hususunda hiçbir kimseyi küçük görmez ve sosyal bünyedeki seviyesi ne olursa olsun anlayışına ve kapasitesine göre ona İslâmı anlatırdı. Hâliyle ona da İslâmı anlattı. O da hemen oracıkta İslâma girip Müslüman oldu.  Bu zat, Müslüman olunca dedi ki: Ey Allahın Rasûlü! Ben şu koyunların sahibi tarafından tutulan ücretli bir çobanım. Bu koyunlar yanımda emânettirler. Ben şimdi bunları ne yapayım? Bunlara bakmaya devam etsem, sizinle birlikte cihada katılmamış olacağım. Cihada katılsam, emânet olan bu koyunları ortada bırakmış ve emanete hıyânet etmiş olacağım.   Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki: Sen onları Allaha emânet et. Sonra  onları yüzleri doğrultusunda bırak. Merak etme; onlar sahiplerini bulurlar. O zât da kalktı, eline bir taş aldı, onunla onları gidecekleri yere doğru yöneltti ve sonra da, - Haydi sahibinize gidin; ben artık size sahiplik ve çobanlık yapmayacağım, dedi. O koyunlar da, sanki arkalarından onları süren bir çoban varmış gibi bir araya gelerek başka bir yere sapmadan dosdoğru kale içindeki ağıllarına gittiler. Henüz Müslüman olan  Esveder- Râî (r.a.) de, hemen Hayber kalesine  doğru ilerledi ve beklemeden Müslümanlar- la birlikte düşmana karşı çarpışmaya başladı. Ama gel gör ki, karşı taraftan atılan  bir taş ona isabet etti ve oracıkta şehid oldu. Halbuki daha yeni Müslüman olmuş ve hatta hiç namaz kılmamıştı. Henüz yeni şehid olmuş olan mübarek naşı, Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin yanına getirilip arkasına konuldu ve üzerinde bulunan bir örtü ile örtüldü. Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem, beraberindeki- lerle birlikte ona doğru döndüler. Fakat sonra Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem birden yüzünü çevirdi. Berabe-rinde bulunan bazı kimseler, - Ey Allahın Rasûlü! Yüzünüzü niçin çevirdiniz? diye sorduklarında, Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem onlara şu cevabı verdi: Şu anda onun beraberinde Cennet hûrîlerinden olan iki zevcesi var. Birlikte oturuyor ve sohbet ediyorlar. Ondan dolayı yüzümü çevirdim. (İbn-i Hişâm, 3/358) İşte aşk ve şevkin, azim ve gayretin son derece verimli neticesi olan zevalsiz lezzetler ve işte azimli ve hamleci bir ruhun mazhar olduğu gamsız sürurlar ve sonsuz saâdetler&
goksahan Tarih: 18.04.2006 16:24
her insanın kendini düzeltmesi yeterli olsaydı bildiklerimizin öğretilmesi farz olurmuydu kardeşim daha çok mücadele verilmesi gerekiyor günden güne daha çok çalışmak gerekiyor buda üçüncü dikiş olsa olurmu kardeş selametle
bilinmez Tarih: 17.04.2006 22:23
Her insanın bir kişiliği vardır, ama nedense kimse onu yansıtmaz bu bir gerçektir. İnsanlar ister kabul etsin ister kabul etmesin. Her zaman yansıtmayı istedikleri yada olmayı istedikleri kişiliklerini yansıtırlar. Önemli olan gerçek kişiliklerini hiç çekinmeden yansıtabilmektir. Herkesin gerçek kişiliklerini yansıtacakları yada gerçek kişiliklerini gizlerken gerçek kişiliklerinin hemen açığa çıkacağı bir dünya dileğiyle diyorum.Paylaşımın için çok teşekkür ederim arkadaşım
cristiana Tarih: 17.04.2006 21:41
Paylasan yureginize saglik
Cift dikisten zarar gelmez...:3:
Selam ve dua ile
leotombak Tarih: 17.04.2006 20:02
ne hakkı kardeşim dediğin gibi olsun. Selametle.