Sual sormak bir sanattır, tıpkı cevap vermek gibi. Sual sormanın elbet bir esası, bir usûlü ve âdâbı vardır. Bu konuda İslâm edebiyatında (literatür) müstakil eserler yazılmıştır. El-Müfti ve'l-Müstefti, es-Sâil ve'l-Mes'ûl, el-Âlim ve'l-Müteallim, Edebu'l-Müsterşidîn, Edebu'l-İlm ve'l-Alim ve'l-Müteallim vb. gibi başlıklar altında yazılanlar doğrudan ya da dolaylı bu konuyu işler.
Usul-i Fıkıh kitaplarında soru sormanın ve cevap vermenin usulü ve edebi üzerine az ya da çok müstakil bölümler bulunur. Şatıbi ünlü eseri el-Muvafakât'ta bu konuya neredeyse bir tam cilt ayırmıştır. Birçoklarımızın önemsemediği soru-cevap faslı işte kendi medeniyetimizde bu kadar önemsenmiştir.
Her soru cevaplanmaz. Bu cinayet olur. Bunların başında kimliğini gizleyen kişilerin soruları gelir. Düşünebiliyor musunuz; adam size aklına eseni soruyor. Bunlar içerisinde öyle sorular var ki, cevap vereni sorumluluk altına, hatta risk altına atan sorular bunlar. Fakat sorusunun altına imza atmaktan çekiniyor. Muhtemelen sorusundan korkuyor, fakat sizden en netameli ve riskli sorulara cevap bekliyor. Sorulan kişi belli, soran meçhul. Oysa asıl risk cevap verenin altına girdiği risktir.
Cevap vermenin mesuliyeti soru sormaktan çok daha ağırdır. Daha sorusunun altına gerçek isim ve kimliğiyle imza atacak sorumluluk, cesaret ve âdâbdan yoksun olan birinin, karşısındakinden cevap beklemeye hakkı var mı? Öyle "sâili (soranı) meçhul" sorular var ki, bunlara cevap yetiştirmek, "faili meçhul" cinayet işlemeye benzer. İmam Gazzali'den şöyle bir söz nakledilir: "Her soruya cevap yetiştirmek cinnettir". El-hak doğrudur.
Bazen kırk akıllının kırk yıl düşünerek cevaplamayacağı bir soruyu, bir deli bir saniyede soruverir. İşin yoksa cevap ara. Kaldı ki, bazı sorular sorulduğu kadar kolay cevaplanamazlar.
Soru sormanın bir "sorumluluğu" vardır. Bu sorumluluğu yerine getirmeyenin cevap isteme "hakkı" olmaz.
Birincisi, soru sahibi bilmediğini bilecek. Bu da sorduğu konuda kendi çapında bir cehdü gayret göstermekle olur. "Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin" sözü işte bunu ifade eder. Soru sormak bile, asgari bir donanım ister. "Zır cahil" soru bile soramaz. Çünkü bilmediğini bile bilmez. Soruyu, bilmediğini bilenler sorarlar.
Bir de bildiğini soranlar var. Bunlar iki türlüdür. Birincisi, bildiği halde bilgisini teyit etmek için soranlar, ki bu kınanacak bir davranış değildir. İnsan buna çoğu zaman ihtiyaç duyar. Daha alimini bulduğu zaman, bildiğini sandığı bir meseleyi sorar. İkincisi, bildiği halde karşısındakini sınamak için soranlar, ki bu ahlaki değildir. Aldığınız cevaba güvenmeyecekseniz, neden o kişiye soru sorarsınız? Madem sorarsınız, o zaman güvenin. Güvenmediğinize soru sormak, onu da, kendinizi de yormaktır.
İkincisi, soru sahibi doğru soru soracak. Yanlış soruya dünyanın tüm alimleri birleşse doğru cevap veremezler. Bu nedenle bazen soruyu düzeltmek, cevap vermekten daha önemli hale gelir. Yanlış soru kasıtsızsa, hem düzeltilir, hem cevaplanır. Bu, soru sahibine, cevap verenin ikramıdır. Yok kasıtlıysa ve bu da anlaşılıyorsa, bu durumda sual sahibinden doğru soru sorması istenir. Yanlış soru sorma probleminin temelinde, "hazır lopçuluk" yatar. Soru sahibi, o sorunun sancısını çekmemiştir. Veya o soru bir "zaruret" veya bir "ihtiyaçtan" doğmamış, aklına esmiş, öylesine sormuştur.
Üçüncüsü, doğru kimseye soracak. Doğru soru doğru kimseye sorulmazsa, zayi olur. Bunun da ilk şartı sorunun muhatabını tanımak, onun ihtisas alanı ve birikimi hakkında kabaca bilgi sahibi olmaktır. Sorunun muhatabı eğer gerçek ilim sahibiyse, zaten "Bu soru sahama girmiyor" der.
Dördüncüsü, soru sorulan kişinin o konuda daha önce cevap verip vermediğini imkânları nisbetinde araştıracak. Bu bir "ciddiyet" göstergesidir. Bunu yapıp da bulamadığı takdirde, sorusuna cevap alma hakkı kendiliğinden doğar.
Soru-cevap usul ve âdâbı bunlarla sınırlı değil. Fakat bu yazı ilgili bahse bir giriş olsun.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 773
favori
like
share
ViVa Tarih: 24.11.2006 19:54
Paylaştığın bilgiler için teşekkürler önemli bir konu daha evet islamiyette her şeyin bir usulu adabı olduğunu biliyoruz cevap ve soru sormanin da bir adabı olduğunu önce ailemizden büyüklerimizden öğrendik ufak yaşlarda islamiyetin diğer güzelliğinden biride arkadaşımızın yazmış olduğu yazılardır. Eğer karşımızdaki kişiye güzel ahlaklı ve yerinde usulune göre bir soru sorarsak o da bizi memnun edecek şekilde cevap vereceğine emin olabiliriz hayır karşımızdaki kişiye kaba davranarak soru sorarsak alacağımız cevap sorduğumuz kaba soru gibi olacakdır. İslamiyetin güzelliğinin bir yanı da burasıdır.
fikret336 Tarih: 24.11.2006 13:20
paylaşım için teşekkürler
bilinmez Tarih: 27.04.2006 16:55
Emeklerin için teşekkür ederim