Hayat bu

Hayat ne kadar güzel dedi kendi kendine, arabasını bıraktığı yerden ofisine dönerken ufak bir parkın içinden geçiyordu, temiz havayı içine çekti derin derin ; gün boyu işleri rast gitmişti, iki saat sonra genç sevgilisiyle buluşacaktı, sevincinin asıl nedeninin bu olduğunu biliyordu, o da genç sayılırdı daha kırk yaşına yeni girmişti, Şakaklarında beliren hafif kırlıklar hoşuna bile gidiyordu, taa ki S. ile karşılaşana kadar..
S. aklına gelince içi bir hoş oldu yine, yüreği kabardı, aklına gelince mi? hah ha aklında olmadığı an var mıydı ki, çok fena kapılmıştı, yüreğinin yıllardır süren sakinliği, bir tufanla deliren bir deniz gibi darma dağın olmuştu birden, ama bu ne tatlı bir dağınıklıktı tanrım. Mutlu dengeli dalgasız bir yaşamı vardı, iyi bir insandı, iyi bir işi vardı, yakışıklı sayılırdı, güzel konuşur insanları etkilerdi, iyi bir aile babasıydı, kendisini seven güzel ve iyi bir eşi, iki de pırlanta gibi çocuğu vardı, örnek bir aileydiler, birbirlerinden hiç ayrılmazlardı. Peki ne olmuştu, bu dalgalı, tehlikeli sularda ne işi vardı, bu yürek çarpıntıları, bu bilinmeyenin heyecanı nasıl olup ta onu böyle ele geçirebilmişti, anlayamıyordu, araştırdığı da yoktu zaten, kendini bu heyecanın zevkine bırakmıştı, iki saat sonra buluşacaklardı, önemli olan buydu, evi 5 dakikalık uzaklıktaydı, eve telefon edip akşama bir iş yemeğine gideceğini, merak etmemelerini söyledi, karısının o müşfik sesini duyunca içi ezildi yine, bu iç ezikliğine bu suçluluk duygusunun acısına katlanmalıydı, alışmalıydı, çiçekçiye telefon etti , büyükçe bir buket hazırlattı, S. nin adresine tam bir saat sonra göndermelerini söyledi, ellerini başının arkasında kenetledi, arkasına yaslandı, pencereden dışarıdaki ağaçlara baktı.. daldı... nasıl başlamıştı her zaman dengeli ruhunda fırtınalar estiren bu serüven....
Onu ilk defa, birkaç ay önce, iş gereği sık sık görüştüğü bir kurumun Gnl. Md. nün ofisinde gördü, Gnl.Md.ün sekreteriydi, düz kumral saçlarıyla, incecik bedeniyle, sesiyle, oturuşu kalkışıyla tanrım ne kadar da güzeldi, hayran kalmıştı, sanki yıllar öncesinde sönmüş bir ateşin kıvılcımları çakmaya başlıyordu bir yerlerde. Tanıştılar, onu görmek için artık Gnl.Md. ün orada olmadığını bildiği zamanlarda oraya gider, görünüşte Gnl.Md. beklerken saatlerce konuşurlardı. İkisinin de birbirlerinden hoşlandığı belliydi, giderek akşamları evine bırakmaya, sabahları erkenden evinden alıp işine bırakmaya başladı.
Yıllardan beri sakin hayata alışmış yüreği heyecandan, sevinçten, korkudan, endişeden, kuruntudan yerinde duramıyordu, iştahı kapandı, şiirler yazmaya başladı yeniden ve kendine dahi itiraf etmeye cesaret edemediği şeyi sonunda kabul etmeye mecbur oldu, tanrım onu seviyordu, ne yapacaktı, bu iki yüzlü oyun hiç bilmediği bir şeydi, kabahatim neydi? dedi, ya da bu ödülün sebebi neydi? çok geçmeden ikisi de birbirlerini sevdiklerini açıkladılar, öpüşmeler, barlar, diskolar, danslar takip etti, daha ileri gitmediler.
Fakat ne olacaktı, o daha 20 yaşında gencecik bir kızdı, evlenmek, mutlu bir yuva kurmak en doğal hakkıydı, peki aşktan başı dönmüş adam sen ne yapacaktın, bu yaptığın o kızın, o çok sevdiğin kızın hayatından çalmak değil miydi? boşanıp onunla evlenmekten başka bir yol var mıydı? Evet aşktan ölüp ölüp diriliyorsun, aferin sana ya seni o kadar seven karıcığının günahı neydi? tanrım ne yapacaktı, off off mutluluk peşinde açıldığın bilmediğin o denizlerde başına neler gelebileceğini düşünmedin mi benim akıllı adamım? Evet ne kadar güzeldi sevmek onun tarafından sevilmek, ne yapacaktı, boşanacak mıydı? Aman tanrım buralara nasıl geldim ben? dedi, masaya döndü, dirseklerini masaya dayadı, başını ellerinin arasına aldı, tanrım ben büyük bir suç mu işledim? sadece sevdim, bu o kadar büyük bir suç mu? iyi günde kötü günde hep yanımda olan eşimi, güzel çocuklarımı ben, onları koruyacak olan ben nasıl üzebilirim... gözlerinden yaş geldi,  üzülmeye layık olan sadece benim, kimseyi üzmeye hakkım yok dedi.
Hayatın kuralı böyle işte, her şeye sahip olamazsın, unutursun, acın geçecektir, o da seni anılarında hoş bir olay olarak hatırlayacaktır emin ol, yüreğine taş bas ve bunu kabullen...
Acısı büyüktü, daha fazla düşünemedi, telefona uzandı, çiçekçiyi buldu, bir buket daha ısmarladı, yeni adresi bildirdi, evinin adresini , sonra iki telefon daha telefon etti, birincisi evine, akşama eve geleceğini bildirmek için, öbürü S.ye ne diyeceğini, nasıl diyeceğini bilmeden, sanki bir bülbülü öldürüyormuş gibi tarifsiz acılar içinde...
14.1.2004

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 360
favori
like
share
fiber_optic Tarih: 11.05.2006 11:25
bencede Tesekkurler Paylasimin icin ellerine saglik
Ice Tarih: 29.04.2006 18:09
En Dogrusunu Yapmis..

Güzel ßir Paylasimdi..