Kuşlarla ilgili Makalele örnekleri - Kuşlarla ilgili kısa Makalele örnekleri

Corvidae ailesine bağlı olan kargaların tüm kuşların en akıllıları olduklarına inanılır ve yüzyıllar boyunca neden bu kadar saygı gördükleri şaşılacak şeydir.

Bir karganın dişi mi erkek mi olduğunu sadece dış görünüşüne bakarak söyleyemeyiz. Dna kan testi cinsiyeti belirler. Kargaların günlük yaşamlarıyla ilgili çalışmalar, özellikle yuvalama dönemi boyunca, cinsiyete dair bir ipucu verebilir ancak bu çoğu kişinin gözlemleyebileceği bir şey değildir. Kargaların siyah olmasının bir sebebi vardır. Bu onların türünün tanınması içindir. Bir karga diğer bir kargayı,gün içinde, uzaktan rahatlıkla tanır çünkü siyah gün içerisinde oldukça rahat görünür. Doğada kargalar 10 yıl yaşarlar bu +/- 2 hatta 3 de olabilir (Dilling, 1988, Ontario Bird Banding Association Newsletter 22:2-3). Bilinen ikinci en yaşlı olan ise 14 yaşında ve 7 aylıktır (Clapp et. al., 1983, Journal of Field Ornithology, 54(2): 123-137). Kargalar neredeyse herşeyi yer. Kargaları bir fast food restoranının, park yerindeki çöplerden kendisine bir ziyafet çekerken bulabilirsiniz. Onlar böcek, kurt, fare, yumuşak meyve, mısır ve diğer lezzetli şeyleri yerler. Yetişkin bir karga her gün 11 ons gıdaya ihtiyaç duyar.Bir çok insan kargaların tarla mahsüllerine zarar verdiğine inanır. Bu her zaman doğru değildir. Kargalar sık sık zararlı böcekleri yer ve bu da çiftçilere fayda sağlar.
Kargalar doğada oldukça sosyallerdir. Kendi türleriyle etkileşim içinde olmak (ya da birbirlerini etkilemek) onlar için çok önemlidir. Erkek kargalar arzu ettikleri dişiye kur yaparlar. Erkek dişiyi elde etmek için tüylerini kabartır, kasıla kasıla yürür, dişinin yakınında uçar. Bir kez çiftleşti mi, bu ömür boyu devam eder. Kargalar yalnızca kendi ailelerini savunmak ve korumakla kalmaz, ayrıca diğer kargaların da yardıma ihtiyaç duymaları ya da tehlike içinde olmaları durumunda yardıma gelirler. Kargalar işbirlikçi hayvanlardır. Her iki ebeveyn karga da yumurtaların üzerine oturur. Ailenin her üyesi yavruların bakımında yardım eder. Yuvalama dönemi gelince genç kuşlar anne babalarına, yuvalama materyalleri bulmaya yardım ederler. Anne karga yuvalama materyallerini rahat ve yumuşak bir yuvaya dönüştürür. Kuluçkadaki yumurtaların sayısı genellikle 4 ile 6,dır.
Baykuş ve şahinler kargaların iki düşmanıdır. Kargalar bir puhu ya da şahinin saldırması durumunda biraraya gelir ve hayvanın etrafına üşüşerek rahatsız ederler.
Kargalar Yeni Zelanda, Antartika ve Güney Amerika haricinde tüm dünyada bulunurlar. Kargaların var oluşu insan gelişimi ile alışıla gelmiştir. Kargalar şu an insan atıklarının kümelendiği alanlarda bulunmakta ve gelişimleri sürdürmektedirler. Çoğunlukla sabahları çöp atıklarını boşaltmaya gelen konteynerların yanında gezerler. Kargalar dünyanın her ülkesinde ve şehirinde bulunmaktadır. Kargaların neden hızlı bir şekilde ürediğini biri soracak ve suçlayacak olsa, bu alt akademedeki insanların suçudur diyebiliriz. Öte yandan, Kuzgunlar bunun sonucu olarak hızla artan insan populasyonundan ayrı yerlere çekilmişlerdir.
Kargalar, özellikle Kuzgunlar ölümün yanında hastalık ve günahın da sembolü olmuşlarıdır. 'Tanrının planının bir kusuru varsa, o kusur bu kuşlar olmalıdır' denir. Shakespeare Macbeth'de der ki; 'Kuzgun sesiyle kötülüğün kapılarını açar' ve Othello'da 'Kuzgun hastalık dolu evin üzerinde dolanır', ikisinde de kuzgun kötülüğün imzasını bağırır.. Heinrich, 'kuzgun günahkarla eş anlamlıdır' der. İncildeki iddialara rağmen Heinrich'e göre 'kuraklık ve kargaşa zamanları boyunca kutsal keşişleri beslemişlerdir'. Kral 17:6 da, Tanrının mesajı: 'Buradan ayrılın ve doğuya dönün. Cherit nehri boyunca saklanın. Orası Ürdün'ün doğusudur. Dereden su içebilirsiniz. Kuzgunlara sizi orada beslemeleri için emir verdim'.
Bununla birlikte eski dünyanın karanlık egemen düşüncelerine karşın Amerika kıtası yerlileri Kuzguna en azından saygıyla yaklaştılar. Karga ve Kuzgunlara dair birçok hikayeleri vardır. Özellikle Alaska'da bir kuzgunu öldürmek en büyük tabudur ki o saldırgana 'hiçbirşey' ama zarar getirir..
Kur'an-ı Kerîm'de, Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini ona göstermek üzere, yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Çünkü ilk defa bir ölüm oluyor ve Kâbil gömmeyi düşünemiyordu. Yapacağı işi bir kargadan öğrenince) "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek konusunda, bu karga kadar olamadım' dedi de ettiğine yananlardan oldu" (el-Mâide 5/27-31).
Hz. Peygamber karga eti yiyenin fâsık olduğunu (İbn Mâce, Sayd. 19), Fâsıkların cehennem ehli olduklarını (Ahmed b. Hanbel, III, 428, 444) bildirmiştir.
St.Lawrence Adası'nda arkeolojik kazıları sırasında 45 değişik kuşun kemikleri bulunmuştur. Ama özellikle Kuzgun kemikleri yoktur. Bu 1100 yıllık Eskimo uygarlığının Kuzgunlara gösterdiği saygıyı akla getirir. Kuzgun herzaman yumuşak huylu olmamasına rağmen bazı bölgelerde kuzgunlar evcil bile sayılırlar.
Kuzgunun, Dünyanın orjinal yaratılışında insan için daha az rahat yaşanır bir yere çevirdiğine inanılır. Böylelikle hayat o kadar da 'kolay' olmayacaktır..
İnsanların karmaşa ile kavgasını seyretmek kuzgunlar için bir eğlence kaynağı olmuştur.. Bununla beraber kargaların ve kuzgunların bu oyunbazlık ünü onların espri anlayışları ve oyuncu olmalarından kaynaklanıyor olabilir. Hikayeler onların çalı çırpı yakalamaca oynayarak, buzlu kayalardan sırtüstü kayarak, kendilerinden daha büyük hayvanların kuyruklarını çekerek ve dalma yaparak kışkırtmak gibi maskaralıklar yaptıklarının sayısız örnekleriyle doludur. Ben birkaç kez bir çift karganın, insanların üzerine dalarak oyun taktiği yaptıklarını ve bizlerin bu çeşitli provakasyonlara olan tepkimizi ölçtüklerine şahit oldum.
Fakat benim oyunbazlık üzerine 2 favori hikayem var :
İlkinde, bir adam kuzgunlar üzerinde araştırma yapıyordu ve incelemeler için gerekli olan bir kuzgunun vurulması için üstleri tarafından görevlendirilmişti. Adam bir hayvanı vurmaya yönelik şüpheleri olmasına rağmen emirleri uygulamak zorunda kaldı. Kuzgunu farketti, görüş alanında sabitledi ve ateş etti. Sadece kanadını sıyırabildi ancak kuzguna ciddi bir yara açamadı ve kuzgun tereddüt etmeden çevrede daireler çizmeye devam etti ve adamın üzerinde derin etki bırakacak hediyesini vermek için ilerledi. O yemeği düşünmediği sürece hiçbir zaman başka bir hayvanı öldürmedi.
İkincisi, neden tavşanlara tuzak kuramadığını düşünen fakat gerçekte bunu kargalar üzerinde deneyen bir adamla ilgili. Adam ve arkadaşları sık sık kargalara ateş ederler fakat çok az başarı elde ederlerdi ( Kargaların itinayla hazırlanmış takım koruma sistemleri vardır). Böylece, günün birinde adam onları korkutacak bir planla çıkageldi. Yere çok büyük aynalar yerleştirecekler ve böylece kargalar kendi yansımalarını aynada görecekler ve kendi görüntülerinden korkacaklardı. Aslında kargalar aynalar için oldukça meraklandılar. Fakat daha sonra alışılmadık bir biçimde ,teker teker, aynaların tüm yüzeyini kaplayacak şekilde dışkılarını bırakarak bir geçiş yaptılar. Tüneklerinin yanına doğru ilerlediler ve maskaralık yaparak deli gibi bağırdılar. Doğal olarak neden birisinin kargayı ya da kuzgunu kendine arkadaş olarak seçmekten kaçındığını anlayabiliyorum. Bu kadar zeki, marifetli, koruyucu, maceracı ve bir sürü ilgi çekici oyun özelliklerine rağmen, güven/korku meselesi ilişkiyi alt üst edebiliyor. Fakat ben kuşları aile ve arkadaş ile uyumlu görmeyi tercih ediyorum. Ben onları esnek, uyumlu ve zekayı teşvik eden kuşlar olarak görüyorum. Ben onların susuzluğu her zaman bir içgüdü olarak algılamalarını ve her zaman çıkarlarına ve verimliliklerine uyan yeni şeyleri test etmelerini beğeniyorum. Ve ben kuzgunu, Alaskalıların düşündükleri gibi, ihtiyaç duyulduğunda ve dilendiğinde iyi şans getiren sevecen bir kuş olarak görmeyi tercih ediyorum.
Michio Hoshinonun kitabından : Bazen insanlar yardım dilemek için kuzgunu çağırır. Avlanırken kuzguna söylediğimiz şeylerden biri de şudur Tseek'aal, sits'a nohaaltee'ogh, bunun anlamı Büyükbaba bana bir bohça bıraktır. Yine kitaptan bir kadının iddiası : insanlar ormanın derinliklerinde özellikle yalnız olduklarında kuzgunu gördükleri zaman onunla konuşuyorlar. Aynı bizim tanrıya dua ettiğimiz gibi onunla konuşuyorlar.
Kargaların ve Kuzgunların gizemli kuşlar oldukları şüphe götürmezken, günümüzde onlar üzerindeki ilginin sürmesine rağmen bu yaratıklar üzerindeki bilimsel araştırmalar süpriz şekilde az.
Kuzgunların zor bir araştırma konusu olması anlaşılabilir. Onlar zeki, ketum, çok çeşitli ve tırmanmanın zor olduğu dağlık alanlardalar.
Fakat Onlar heryerdeler...
Ancak bariz önyargılara dayanarak çoğu insan onları karizmatik bir araştırma konusu olarak görmüyor. Fakat, bilimadamları kargaların deneysel potansiyelleri kadar gizemlerinide kabullenmeye başlıyorlar. Bu bilimsel topluluktan kargalar ve kuzgunlar ile ilgili daha birçok araştırmalar ve yazılar çıkıyor. Fakat, bu tür çalışmalar bu hayvanların özelliklerine yönelik bilgiler versede sık sık cevaplardan daha çok yeni sorular ortaya çıkıyor.
Henry Millerın sözlerini düşünün : Neyi bilmek istediğinizin ya da neye dokunduğunuzun hiç önemi yok, gizem denizinde kaybolacaksınız. Görüyorsunuz, burada başlangıç ve bitiş yok istediğiniz kadar geri ya da istediğiniz kadar ileri gidebilirsiniz. Fakat hiçbirşey elde edemeyeceksiniz

Güvercinler

Güvercinler (Columba livia, güvercinler ve kumruları içeren ailede 300�den fazla tür bulunur) az bir eforla yetiştirilebilen dayanıklı hayvanlardır. Yetiştirildikleri bölgelerin dışındaki farklı iklimlerde yaşamlarını sürdürebilirler ve genellikle kilometre karelerce bir uçuş alanına gereksinimi olan yemleri bulabilmek için uçarlar. Güvercinler küçük bir baş, iyi gelişmiş bir göğüs, yumuşak ve yoğun tüy örtüsüne sahiptir. Canlı ağırlıkları 0.5-1 kg arasında değişir. Bazı iri ırklar 1.4 kg ağırlıkları ile küçük bir piliç kadar olabilmektedir. Bazı ırklar et üretimi için geliştirilmişlerdir. Bu ırklar hızlı gelişim gösterir ve geniş göğüs yapıları nedeniyle daha fazla göğüs etine sahiptir. Evcil güvercinin vahşi atası Avrupa ve Asya kaya güvercini veya kaya kumrusudur. Tüm dünyada yaygın olarak bulunur. Bunun yanı sıra, diğer kanatlılarda olduğu gibi bazı güvercin ırkları da insanoğlu tarafından yok edilmiştir. Güvercin demekleri ve organizasyonlar yok olma tehlikesi altındaki bazı güvercin ırklarını korumaktadır. Bir çok lokal ırk bulundukları bölgenin şartlarına uymuştur. Vahşi güvercin türleri insan korkusunu hızla kaybeder ve hızla yağlanarak uçamayacak bir hale gelebilirler. Vahşi güvercinler halen tropik bölgelerle Yeni Gine ve diğer bölgelerde bulunur ve eti için avlanır. Evcil güvercin mutedil iklimlerde ve tropik kuşakta benzer başarıyla yetiştirilebilir. Adaptasyon kabiliyeti yüksek olan bu tür kurak ve nemli bölgeler de dahil olmak üzere dünyanın her bölgesinde yetiştirilebilir. Bunun yanı sıra, soğuk bölgeler etlik güvercin üretimi için uygun değildir. Sıcak iklimler ise zararlıların ve hastalıkların artmasına neden olur. Güvercinin doğal yemlerinin büyük bölümünü tahıllar oluşturmakla birlikte meyve, yeşil otlar 'f' böcekleri de tüketir. Yaşamının ilk 4-5 gününde güvercin yavruları ''güvercin sütü'' ile beslenirler. Güvercin sütü; hayvanın kursağındaki hücreler tarafından yapılan bir salgı olup, yüksek bir yağ ve dolayısıyla enerji içeriğine sahiptir. Güvercin ve kumrudan başka kuşlar arasında yalnızca flamingolar bu tür bir salgı yaparlar.Genç güvercinlerin olağan üstü büyüme hızı ilk 8-1 0 gün içinde güvercin sütü tarafından daha sonra ise ebeveynin kursaklarından kusulan yarı sindirilmiş yemle sağlanır. Genç kuşlar ebeveynlerince yaklaşık dört hafta kadar beslenir ve daha sonra yeni bir kuluçka dönemi için yuvadan kovalanırlar. Evcil güvercinde cinsel olgunluk yaşı (ilk yumurta ile saptanan yaş) 120-150 gündür. Güvercinlerde gelişim ve yumurta verimi üç yaşından sonra azalmasına rağmen, yaşam süreleri 15 yıl kadardır. Vahşi güvercinler yuvalarını genellikle kaya kenarlarına yaparlar. Evcil güvercin ise yuvasını binaların çıkıntılarına, kuytu yerlere, dam saçaklarına yapar. Evcil türlerde genellikle çiftler yaşamları boyunca birlikte olurlar. Ancak bazen güçlü bir erkek, güvercinlikte bulunan dişilerin birçoğu ile çiftleşip yuva yapabilir. Her iki cins de yuva yapımı, inkübasyon ve yavrulara bakım konusunda eşit sorumluluk yüklenir. Dişi güvercin iki adet yumurta yapar. Damızlık bir çift bir yılda 8 kez yavru çıkartır. Kuluçka süresi 17-19 gündür. Güvercinler geleneksel olarak ''güvercinlik'' olarak tabir edilen ve onları avcı hayvanların saldırısından koruyan barınaklarda yetiştirilir. Bu sistem hayvanların serbestçe uçmasına izin verdiği gibi hemen hemen insan müdahalesine hiç gerek kalmaz. Güvercinlikler aynı zamanda en pahalı çiftlik gübresi olan güvercin gübresi elde etmek için de iyi bir kaynaktır. Diğer yandan güvercinle tamamen kapalı kümeslerde entansif olarak da yetiştirilebilirler. Modem yetiştiricilik sistemleri entansif yetiştiriciliğe dayanmaktadır. Örneğin, ABD'de güvercin çiftliklerinde 35.000 çiftin üzerinde damızlık kuş bulunduğu bildirilmektedir. Güvercin üretimi asla tavuk üretiminin yerini alamaz fakat anlamlı bir yan gelir sağlayabilir. Güvercinler başlıca yarış (sportif) ve hobi amacıyla yetiştirilirler. Bunun yanı sıra, birçok ülkede lezzetli ve pahalı bir gıda olarak tüketilmektedir. Güvercinler en erken 0.5 kg karkas ağırlığında olmak üzere yumurtadan çıkışı takiben 28 günlük olduklarında pazarlanabilir. Bu yaşta deri altı yağ dokusu nedeniyle etleri gevrek ve lezzetlidir. Başta Kuzey Afrika ve Orta Doğu olmak üzere yüz yıllardır yetiştirilmektedir. Kuzey Amerika'nın bazı bölgelerinde ve Avrupa'nın çeşni (gourme) marketlerinde pahalı bir çeşni olarak satılır.



Yetiştirilmeleri için fazla bir alan gerekmediği için şehirlerde de yetiştirilir. Güvercinler genellikle pahalı etleri için yetiştirilirler. Genç güvercinler tüy gelişimi henüz daha yeni tamamlanıp uçmaya başlamadan önce genellikle 21-30 günlükken kesilirler. Bu dönemde yenebilen et oranı en yüksek seviyede olup, uçmaya başladıktan sonra et sertleşmeye başlar. Ağırlık, ırka, beslemeye ve diğer faktörlere bağlı olarak 340-680 gr asında değişir. Güvercinler başta fizyoloji ve psikoloji olmak üzere bilimsel çalışmalarda yoğun olarak kullanılırlar. Ayrıca dekoratif yapıları ve uçuş yetenekleri nedeniyle pet hayvanı olarak da beslenir. Güvercinlerin eşsiz eve dönüş yetenekleri Roma döneminden beri bilinmektedir. Bu kuşlar 700 km uzaklıktan kendi güvercinliklerine dönebilmektedir. Bu gün bile güvercinler mesaj taşımak için posta amacıyla kullanılmaktadır. Güvercinlerin bu özellikleri onların uyuşturucu kuryeliği gibi kanun dışı kullanımlarına da neden olmuştur. Genç güvercinler hızlı bir gelişim oranına sahiptir. Etleri oldukça lezzetli olup sıklıkla av kuşu yerine satılırlar. Gevrek ve kolay sindirilen etleri nedeniyle yüksek fiyatlara alıcı bulurlar. Et üretimi amacıyla güvercin üretimi özellikle Avrupa ve ABD'de yaygındır. Et için yetiştirilen genç güvercinler uçma fırsatı bulamadan kesilir ve genellikle inkübasyon periyodu sırasında dişi ve erkek güvercinin (her iki ebeveynin) kursağında üretilen güvercin sütünden başka bir şey tüketmezler. Genç güvercinler 26-30 günlük yaşta uçmaya ve yuvalarını terk etmeye hazırken bu sırada yaklaşık 500 g ağırlıkta olup, kesime hazırdırlar.
Irklar
Güvercinlerin birçok ırk ve varyetesi mevcuttur. Et üretimine en uygun olanları, White King ve Red Cameau'dur. White King, King ailesinin bir üyesi olup, bundan başka Red King, Yellow King, Blue King ve Dun King gibi varyeteleri de vardır. Bunların renkleri farklı olmasına rağmen, büyüklükleri White King ile benzerdir. ABD orijinli olan White King kısa bacaklar ve geniş bir vücut ile etçi ırkların genel görünüş özelliklerini taşır. Kafa oldukça büyüktür, deri pembemsi beyaz renktedir ve sık tüylüdür. Yetişkin kuşlar 750-850 g ağırlıktadır. Cameau ailesinin bir varyetesi olan Red Cameau, White King kadar üretken bir varyete olmayıp 650-740 g ağırlıktadır ve daha küçüktür. Red Cameau'da tercih edilen renk koyu kestane rengidir. Dik bir omurga, kompakt vücut ve orta büyüklükte bir kafa yapısına sahiptir. Kanatlar ve kuyruk White King'den daha geniştir ve kuyruk yere sünür. Haberci güvercinler de etlik güvercin üretiminde kullanılabilmelerine rağmen, oldukça küçük ve uzun bacaklı yavru verirler ve üreme güçleri yüksek değildir .
Barınak
Maksimum verim ve minimum hastalık riski için güvercinler kuru bir ortamda barındırılmalı barınaklar tercihen kuzeydoğu yönüne bakmalıdır. İyi bir havalandırma ve bol güneş ışığı barınakların kuru olmasını sağlar. Tel örgü ile çevrili bir uçuş alanı kullanılıyorsa damızlık bir çift 0.4 m2 alana gereksinir. Barınaklarda entansif olarak yetiştirilen güvercinler gezinme amacıyla %50 daha fazla taban alanına gereksinirler .Her bir barınağa 25-30 çift damızlık konmalıdır. Akıllıca düzenlenmiş bir baraka en ekonomik yapı şeklidir. Uygun bir barakanın yüksekliği arkada 2 m ön kısımda 2.5 m olacak şekilde yapılmalıdır. Barınak tabanına 7 cm kalınlıkta döşenecek olan talaş barınağın kuru kalmasına yardım eder. Drenajı kötü olan yerlerde barakanın tabanı beton veya tahta olmalıdır. Barınakta ve uçuş alanında tünekler bulunmalıdır.
Yuva
Çift yuva esansiyeldir. Dişi güvercin genellikle yavrular yuvayı terk edebilecek hale geldiklerinde yumurtlamaya başlar. Bu sırada erkek güvercin ise, yavruları pazarlama (kesim) büyüklüğüne ulaşıncaya kadar beslemeye devam eder. Bir güvercin çifti için hazırlanacak olan yuva kutusu 40 cm yükseklikte 60 cm genişlikte olmalı ve her yuva kutusu tam ortadan ikiye bölünerek 30 cm' lik genişlik sağlayacak şekilde ikiye bölünerek bir çifte güvercine tahsis edilmelidir. Yuvalar 40 cm derinlikte olmalı ve yuvaların önüne 20 cm'lik bir platform konarak kuşların yuvalarına kolaylıkla konmaları sağlanmalıdır. Yuvalık tasları temizlenme kolaylığı bakımından yuva kutusu içine konmalıdır. Çam yaprakları(iğneleri), saman ve talaş gibi kaba materyal iyi bir yuva materyalidir. Yuva materyalinin barınağın ya da kümesin bir köşesine konması israf olmasına engel olur böylece güvercinler üreme dönemleri boyunca gerektiği kadar materyali buradan alabilirler.
Üretim
Damızlıklar temel genetik bilgilerin ışığında seçilmelidir. Kayıtların dikkatli tutulması (progeny test) seleksiyona büyük ölçüde yardımcı olur. Bir çift damızlık güvercin yılda ortalama ağırlığı 450-700 g kadar olan 12 adet etlik güvercin yetiştirmelidir. Reforme damızlıklar bu standardın dışındadır. Güvercinler altı aylık yaştan itibaren çiftleştirilebilirler. Bazı dişiler 10 yaşından sonra dahi üretkenliklerini devam ettirirken, bazı erkeklerin de beş yaşından sonra bile başarıyla kullanıldıkları bildirilmiştir. Güvercinin yaşını ve cinsiyetini söyleyebilmek zor olduğundan sertifikasyonlu satış yapan ciddi firmalardan satın alınmalıdır. Dişiler genellikle erkeklerden küçüktür ve daha narin bir kafa yapısına sahiptir. Dişiler badi badi bir yürüyüş stiline sahiptir ve kuyruklarını erkekten daha dik tutarlar. Pelvik kemikler arası dişide daha geniştir. Erkek daha iri ve agresif olup, gürültülü bir ötüşe sahiptir. Üreme mevsimi sırasında erkek sürekli kur yapmak için dişinin çevresinde döner.
Damızlık Çiftler

Damızlık çiftlerin kendi eşlerini kendilerinin seçmesine izin verilir veya zorla eşleştirilir. Eşler doğal çift kurma sırasında erkeğin dişinin çevresinde kur yaparak dolaşması ile ayırt edilebilir. Eşler numaralanmış veya renkli bacak halkaları kullanılarak aile içi (inbreed) çiftleştirmelerden korunur .Zorlamalı çift oluşturulması isteniyorsa damızlık dişi ve erkek güvercin birlikte kapalı bir yuva kutusu içinde veya içinde suyu ve yemi olan uygun bir kümeste iki hafta süre ile bir arada tutulması yeterlidir. Çift kurmuş damızlıklarda çiftin mümkün olduğunca bozulmamasına çalışılmalıdır ve yaşamları boyunca bir arada olabilirler. İsteksiz kuşlar birbirinden ayrılmalıdır. Yüksek verimli dişilerin genç ve istekli erkeklerle çift kurmaları esansiyeldir. Sürekli bir .üretimi sağlayabilmek için çiftleştirme de sürekli olmalıdır. Her bir çift yılda 14 palaz yetiştirmelidir. Ana üretim sezonu boyunca (ilkbahar ve yaz) bir çift güvercinden her 4 haftada bir pazarlamaya hazır palazlar elde edilmelidir. Palaz üretiminin, %60ı bu sezon sırasında gerçekleştirilir. Yumurtacı tavuklarda olduğu gibi suni ışıklandırma ilkbahardan sonbahara kadar pik Yumurta verime ulaşabilmek için kullanılabilir. Suni ışıklandırmanın palazlarda canlı ağırlık artışı üzerine etkisi yoktur.
Kuluçkadan çıkış ve büyütme
Güvercin yumurtasının inkübasyon süresi 17 gündür. İlk ve ikinci yumurta arasında kuluçkadan çıkış süresi bakımından 1-2 günlük fark olur. Her iki ebeveyn birlikte yuvayı hazırlar ve sırayla kuluçkaya yatarlar. Dişi kuş genellikle palazlar iki haftalık olduğunda tekrar yumurtlamaya başlar. Her iki ebeveyn de yavruları beslemesine rağmen dişi kuş ikinci kez yumurtlamaya başladığında palazların beslenmesi ile daha çok erkek kuş ilgilenir. Palazlar yuvayı terk etmeden önce dişi kuş yumurtlamaya başladığından palazların rahatsız olmaması ve kuluçkaya ara verilmemesi için yukarda açıklandığı gibi ikinci yuva temin edilmiş olmalıdır. Ebeveyn palazları beslediği için kuşları rahatsız etmeye gerek yoktur (gerçekte kuşlar beslenmeleri sırasında rahatsız edilmemelidir) İlk haftalarda palazlardan biri ölürse onun yerine aynı yaş ve büyüklükte başka bir palaz konarak ebeveynin bunu da beslemesi sağlanabilir. Bu durum palazsız kalmış olan çiftin daha erken yumurtlamaya başlamasını sağlar. Bu durumda örneğin yavrularından birisi ölmüş olan çiftin diğer yavrusu tek veya kendileri gibi yavrularından birisi ölmüş olan diğer bir çifte verilerek bu çiftin tekrar yumurtlamaya daha erken başlaması sağlanarak çifte verilerek ekonomik kayıp azaltılmaya çalışılır. Ebeveynler hasta veya ölmüşse palazlar en az bir haftalık olmaları şartı ile zorla beslemede olduğu gibi elle beslenebilirler. Alternatif bir yol olarak dane yemlere su emdirilerek palazlar küçük dane yemlerle de beslenebilir. Damızlık amaçla elde tutulacak olan palazlar belirlenmeli ve daha sonra yeme ve içme faaliyetlerini öğrenmeleri için ebeveynleri ile birlikte yaklaşık 6 hafta süreyle bir arada kalmalarına izin verilmelidir. Damızlık bir sürü oluşturmak için palaz seçerken her bir yuvadan yalnızca en iri palaz seçilmez, aksi taktirde sadece erkekler seçilmiş olabilir. Daha iri kuşlar yönünde sürekli bir seleksiyon sürüde erkek oranının dişilerden daha çok olmasına neden olabilir.
Beslenme



Güvercinler yaşamının ilk 20 gününde diğer kanatlılara oranla çok daha hızlı büyürler. İlk gıdaları ebeveynlerinin kursaklarında sentezlenen ve ''güvercin sütü'' adı verilen bir sıvı olup, yavruların ağızlarına kusularak verilir. Güvercin sütü protein ve yağ miktarı yüksek koyu krem rengi ve kıvamında yarı sindirilmiş bir materyal olup, karbonhidrat miktarı düşüktür. Yumurtadan Çıktıktan 20-40 gün sonra yavrular yem tüketebilirler. Diğer kanatlı türlerin aksine güvercinler toz formdaki yemi tüketemediklerinden verilecek olan dane yem, bütün halde, kaba kırılmış veya ezilmiş olarak verilir veya ticari olarak hazırlanmış pelet yemler kullanılır. Birçok yetiştirici tarafından güvercinler;
1) komple pelet rasyon veya
2) pelet rasyon ile birlikte verilen dane yem ile beslenir.
En çok kullanılan dane yemler arasında mısır, buğday, darı ve bezelye gibi baklagiller bulunur. Daneler yemlikte karışık bir şekilde ya da kafeterya tipi bir yemlikte (her dane çeşidi için ayrı bir bölümün bulunduğu) verilirler. Karışık yemleme yapıldığında güvercinlerin günde iki kez yemlenmesi önerilir. Her periyotta, 1 saat içinde bitirilecek kadar yem verilir. Güvercinler yem konusunda titiz olmamalarına rağmen, tamamen dane yemden oluşmuş diyetleri tercih ederler. Mısır gibi iri daneler kırılarak verilebilir. Tablo-110'da güvercinlerin besin maddeleri gereksinimleri verilmiştir.

Güvercinlerin besin maddeleri gereksinmeleri
Güvercin rasyonlarını yem maddelerinin fiyatı ve piyasadaki mevcudiyetleri büyük ölçüde etkiler. Bunun yanı sıra sarı mısır ve bezelye gibi yem maddelerinin her zaman rasyonda bulunması arzu edilir. Güvercin rasyonlarında yaygın olarak kullanılan yem maddeleri ve kompozisyonları % olarak aşağıda verilmiştir.
Güvercinler normal olarak tüy dökerler, yaz ve kışın çiftleşmediklerinden bu dönemde çiftleşme dönemindekinden daha düşük bir protein seviyesi yeterlidir. Sonbahar ve kış aylarında rasyonlarında daha yüksek protein seviyesi kullanılmasının bir dezavantajı olmamasına rağmen ekonomik değildir. Buğday, mısır, sorgum, kolza, fiğ ve darı gibi yem maddeleri birbirleri yerine ikame edilebilmesine rağmen ikame miktarları rasyon protein seviyesini bozmamalıdır. Tablo-112de sonbahar/kış ve ilkbahar/yaz dönemleri için rasyon önerileri yer almıştır. Güvercinler ya yemlikle beslenirler ki o taktirde beslenmeleri sınırlandırılamaz, ya da günlük olarak elden beslenirler. Yemlik kullanılıyorsa her kuş için 5 cmlik bir yemlik kenarı sağlanmalıdır. Yemlik kullanımı işçilik giderlerini azaltırken, güvercinlerin de önlerinde sürekli olarak yem bulunmuş olur. Fakat yem israfı ve fare sorunu ortaya çıkar.

Elle beslemede kuşlar günde iki kez beslenir ve verilen yem miktarı yarım saat içinde bitecek kadar olmalıdır. Güvercinlerin daha soğuk havalarda ve palazlarını büyütürken yem tüketimlerinin artacağına dikkat edilmelidir. Tohum rasyonlarına ilaveten güvercinler mineral, vitamin ve grite gereksinir. önünde kolaylıkla alabilecekleri mineral karışımları mevcut olmalıdır. A vitamini ve riboflavın katkıları fertilite ve kuluçka randımanını artırır. Yeminlerin taşlıkta ezilebilmesi için grit gereklidir. Farklı yem ham madde1erinin ayrı ayrı yemliklere konarak yapılan kafeterya tipi beslemede kuşların kendi istedikleri yemleri seçmelerine izin verilir. Bunun yanı sıra, bu sistemde oldukça fazla yem israfı vardır. Güvercinler pelet yemlerle beslenebilir fakat peletle besleme bazı kuşlarda kursak problemlerine yol açabilmektedir. Güvercinlerin yem tüketimi özetlenecek olursa;
- Damızlık 25 çift güvercin günlük olarak yaklaşık üç kg yem tüketir,
- Bir çift damızlık güvercin yıllık olarak yaklaşık 45 kg yem ve dört kg grit tüketir ,
- Bir çift güvercin üreme çağına kadar 22 kg yem tüketir ,
- 500 gramlık bir güvercin palazı üç kglık bir yem tüketimi ile bu ağırlığa ulaşır ve FCR 6:1 şeklindedir.
Piyasada ticari güvercin yemleri mevcuttur. Tablo-114de dane yemlerden oluşan bir karışım ile birlikte ayrı bir yemlikte serbest şekilde alabilecekleri bir mineral karışımı örnek olarak verilmiştir.

Ebeveyinler yavruları kursaklarından salgılanan güvercin sütü ile besler. Güvercin sütü koyu krema kıvamında yüksek proteinli bir salgıdır. Yavrulara 10. günlük yaştan itibaren uygulanacak bir zorlamalı beslemeyle ağırlıkları arttırılabilir. Güvercinlere verilen dane yem rasyonu dört saat süre ile su emdirildikten sonra günde üç kez yavrulara elden verilir. Elden yemleme vakit kaybına ve işçilik giderinin artmasına neden olduğundan popüler bir metot değildir.
Su
Güvercinler yalnızca içmek için değil eksternal parazitlerden kurtulmak için suya gereksinir. Bir tek su kabı her iki amaç için yeterli olup, her gün temizlenmelidir. Çimento veya galvanizli saçtan yapılmış 1 m uzunluk 60 cm genişlik ve 10 cm derinlikteki bir suluk bu amaca uygundur. Her damızlık çift için 2.5 cm suluk alanı sağlanmalı ve suluklar gölgelik altında olmalıdır. Bir çift damızlık güvercin yılda 180 it su tüketir. Bir çok kuşun aksine güvercinler suyu gagalarını daldırıp emerek içer.
Parazit ve Hastalık Kontrolü
Yeterince banyo yapma fırsatı varsa eksternal parazitler minimumda tutulabilir. Güvercinler tavuklardaki bit, pire ve kene gibi parazitlerin aynılarına sahiptir. Bir önlem olarak yuva kutuları ve yuva materyali sprey veya toz ilaçlarla ilaçlanmalıdır. Tahtalar yılda en az bir kez kreosol ile boyanmalıdır. Bütün çiftliklerde hastalıklar minimumda tutulabilmesi için sıkı bir hijyenik program uygulanmalıdır. Rutubet oluşumu önlenmeli, kümesler düzenli aralıklarla sık sık temizlenmeli ve zemine taze altlık veya kum serilmelidir. Bütün hasta kuşlar sürüden izole edilmelidir. İlaç ve pestisid seçiminde kullanım amacına dikkat edilmelidir. İç parazitlerden Ascaridia galli güvercinlerde en yaygın rastlanan barsak parazitidir. Piperazine türevi ilaçların kullanımı bu parazitin etkili bir şekilde kontrol altına alınmasını sağlar. Bu ilaç sürüye yem veya su ile verilebilir. İlaçlar içme suyu ile verilmelid1r. Böylelikle toplam gereksinilen doz yalnızca birkaç saat içinde verilebilir. Doz oranı kullanılan preparata göre değişiklik gösterir. Bitler en yaygın eksternal parazitler olup, yalnızca kuş üzerinde yaşayabilir. Konakçıdan ayrıldıklarında ölürler. Birçok farklı bit tipi mevcut olup, en yaygın olanı vücut bitidir. Bitler kuşlarda genel bir güçsüzlük hali yaratmalarının yanı sıra, canlı ağırlık artışı ile yumurta veriminin azalmasına da neden olurlar. Herhangi bir bit enfestasyonu toz veya sprey insektisidlerin kullanımıyla kolaylıkla kontrol altına alınabilir. Kırmızı pireler (yanlış bir biçimde pire olarak isimlendirilen maytlar, (Dermanysus gallinae) güvercinlerde en çok problem oluşturan parazitlerdir. Bunlar oldukça küçüktür ve çıplak gözle yapılan muayenede dikkatlice bakmayı gerektirirler. Kümesteki tahta çatlakları arasında yaşar ve geceleri kuşlara hücum ederler. Pireleri kontrol altına almak için tahtaları koruyucu bir boya ile boyamak ve kümesi amaca uygun bir pestisidle ilaçlamak gerekir. Güvercinlerin başlıca hastalıkları arasında; kronik solunum yolu hastalığı (chronic respiratory disease), ornitozis, kanser, çiçek, koksidiozis, tuberkülozis ve paratifo yer alır.
Kesim ve İşleme
Palazlar genellikle yaklaşık 28 günlük yaşta kesime hazır olurlar. Kanat altları tamamen tüylenmiş olmalı, en azından kanat altıdaki tüy dipleri yolma işleminde kolaylık sağlayabilecek büyükte olmalıdır. Palazların canlı ağırlıkları ırka ve yetiştirme sistemine göre değişiklik göstermesine rağmen, 450 ila 700 gram arasında olmalıdır. Kesimden bir gün önce akşam palazlar yuvalardan toplanarak kursaklarının ve sindirim sistemlerinin ertesi güne kadar boşalması sağlanmış olmalıdır. Aksi taktirde kursak su ile temizlenerek yemlerin boşaltılması gerekir. Palazlar önce kesim tüneline girer ardından jugular ven keskin bir bıçakla kesilir. Palazlar ıslak ya da kuru olarak yolunabilir. Islak yolum yapılacaksa 55 C, deki suda 60 saniye bekletilerek tüylerin su emmesi sağlanır. Yolma makinesinde 20-30 saniyede tüylerinden tamamen arındırılır. Suyu süzülen karkas daha sonra çelik veya metal masa üzerine konarak temizlenir. Tüketici talepleri doğrultusunda bu aşamadan sonra kuşun bağırsakları çıkartılır. Ticari işletmelerde kuşlar bağırsakları çıkartılmaksızın New York tipi kesim olarak da pazarlanabilir. Tamamen temizlenmiş kuşta %74 randıman elde edilir. (%26 kesim kaybı), yalnızca kan ve tüyler ayıklandığında ise, kesim randımanı %87 olur (kayıp %13). Palaz kesilip, yolunup ve iç organlar temizlendikten hemen sonra temiz su ile yıkanır ve daha sonra vücut ısısını kaybetmesi İçin en az 1 saat süreyle buzlu su içerisinde bekletilir. Ticari üretim büyüklük ve kaliteye göre sınıflandırılır. Daha sonra uygun bir materyal ile paketlenirler. Boyun alta ve göğüs yukarı gelecek şekilde dizilirler. Palazlar bireysel olarak parşomen kağıdı veya polietilen torbalara da sarılabilir. Kalın mukavva kutular içerisine 1 veya 2 düzine şeklinde dizilerek pazara sevk edilirler. Palaz tek olarak, tombul yetişkin güvercin ise iki adet şeklinde doldurulmuş olarak servis edilir. Güvercin eti lezzetli olup, lezzet kaybına uğrayacağı için yoğun ateşte pişirilmemelidir .Güvercin birçok farklı şekilde hazırlanıp servis edilebilir. Favori olan tavuk, ördek veya bıldırcın yemek tariflerini güvercin için de kullanılabilir. Farklı şekillerde pişirmek monotonluğu önlemek bakımından gereklidir. Orta hararetteki ortalama pişirme süreleri aşağıdaki gibidir: Gril için: 20-35 dakika Güveç için: 1-1.5 saat Kızartma için: 25-35 dakika Genç kuşlar soluk pembe bir deriye sahiptir. Göğüs elastik, boyun kalın, eti; yumuşak, sulu ve lezzetlidir. En ideali kızartma ve gril yapımıdır. Daha yaşlı kuşların derileri daha koyu renktedir, boyun ince, ayaklar ince ve eti serttir. Lezzeti iyi olmasına karşın, güveç gibi sulu pişirme şekilleri daha uygundur. Güvercin eti, kesimi takiben lezzetini kaybetme eğilimindedir bu nedenle kesimden kısa bir süre sonra tüketilmelidir


İstanbulda Kuşçuluk bilgi

Kuşçuluk tabiri Türkiye'de çeşitli devirlerde farklı anlamlar taşımıştır. Osmanlı Devletinin klasik örgütlenmesinin yürürlükte olduğu daha eski devirlerde kuşçu adı daha çok doğan, atmaca gibi yırtıcı kuşları yakalayıp evcilleştirerek bunlarla av yapanlara verilirdi. Padişahın avlanması için av kuşları temin edip besleyen doğancılar önceleri yeniçeri ocağına bağlıyken daha sonra enderun halkına dahil edilmişler ve 17. yüzyılın sonuna kadar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. 19. yüzyıl sonlarında ise İstanbul'da kuşçu tabiriyle saka, florya gibi çeşitli ötücükuşları kafeste besleyen meraklılar kast edilmekteydi.
Klasik devrin kuşçuları hakkında baznamelerden, fermanlardan, tahrir defterlerinden bilgi edinmek mümkündür, fakat yakın geçmişin kuşçuları hakkında bazı edebiyat eserlerindeki kısa değinmeler dışında hemen hiçbir yazılı kaynak yoktur. Halbuki kafeste kuş beslemek cumbalı ahşap evli, Arnavut kaldırımı döşeli dar sokaklı eski İstanbul mahallesinin ayrılmaz bir parçasıydı. Evlerin çoğunda küçük bir tahta kafes içinde bir sakakuşu beslenir, güzel havalarda kafesleri cumba önlerine asılan sakaların birbirlerine seslenmeleri sokağı şenlendirirdi. Güzün bostanlarda, mezarlıklarda kuş tutmak eski İstanbul'da çocuk olmanın icaplarındandı. Bu çocukların çoğu büyüyünce bu hevesi terk eder, pek pek evinde bir sakakuşu bulundururdu. Ancak bir bölümü bir avuç yem karşılığında tatlı ötüşleriyle sahibini engin kırlara, ormanlara götüren bu küçük yaratıklara bir ömür boyu sürecek bir tutkuyla bağlanırdı. İşte kuşçular bunlardı.
Günümüzde hızla yok olan bu geleneğin incelemeye değer olması yalnızca eski hayatımızda yer almış olmasından kaynaklanmıyor. Kuşçular yüzyıllar içinde, ilgilendikleri kuşlar hakkında kısmen öznel olan, kısmen hurafe niteliği taşıyan, fakat çoğunlukla da günümüzün bilimi tarafından doğrulanan bir bilgi dağarcığı oluşturmuşlardı. Dolayısıyla kuşçuluk yalnızca eski hayatımızın bir parçasını oluşturduğu için değil, bu bilgi dağarcığı ve etrafında oluşan renkli kültür sebebiyle de incelenmeye değer.
Bugün İstanbul'da kuşçuluk can çekişmektedir. Şehrin ortasındaki ve çevresindeki yeşil alanların ortadan kalkması, eski mahalle dokusunun kaybolması ve geleneksel kültürden uzaklaşılması ile kuşçuluk da İstanbul hayatındaki yerini hızla kaybetmiştir. Bununla beraber, özellikle eski toplumsal ilişkilerin kısmen de olsa korunabildiği semtlerde olmak üzere, kuşçuluk kültürünün son nesli hâlâ ayaktadır.
Kuşçuluk belirli yabanî kuşların yakalanması, kafeste beslenmesi ve ötüm zamanı genellikle kuşçu kahvelerinde toplanılarak kuşların karşılıklı öttürülmesi faaliyetlerini içerir. Kuşçuların en çok beslediği kuşlar sakakuşu (Carduelis carduelis} ve floryadır (Carduelis chloris). İspinoz (Fringilla coelebs) ve iskete (Carduelis spinus) daha az beslenen kuşlardır. Bu dört tür de ötücükuşlar (Passeriformes) takımının Fringillidae familyasından, tohum yiyerek beslenen kuşlardır.
Sakakuşu 12 cm uzunluğundadır. Sırtı ve yanları kestane, karnı beyazdır. Yüzünde parlak kırmızı bir maske vardır. Maskeyi krem rengi bir şerit çevreler. Bu şerit de siyah bir hilâlle sırttan ayrılır. Kanatları ve kuyruğu siyahtır. Kanatlarının ortasında parlak sarı, enli bir şerit yer alır. Dişi erkeğe benzer, fakat daha ufak ve donuk renklidir. Avrupa, Orta Asya'nın batı kesimi, İran, Anadolu, Kafkasya ve Doğu ve Güney Akdeniz kıyı şeridinde ürer. Üreme mevsiminde ağaçlık çayırlarda, özellikle bahçelerde bulunur. Sık ormanlarda ve yükseklerde bulunmaz. Bir ağaca kurduğu yuvası yerden 4 ilâ 10 m yüksektedir. Dişi 4-6 yumurta yumurtlar ve bir üreme mevsiminde 2-3, ender olarak 4 kere kuluçkaya yatar. Sakakuşunun adının kökeni ilginçtir. Parlak renkleri, güzel ötüşü ve kafeste kolay beslenebilmesi sebebiyle sakakuşunun çok eski dönemlerden beri kafeste beslendiği bilinmektedir. Doğada sakakuşunun yuva yapmak ya da besin elde etmek için küçük dalları iki ayağı ile tünediği zemine kıstırıp kendine doğru çekebildiği gözlenmektedir. Ortaçağda sakakuşunun bu özelliğinin keşfedildiği ve bunun bir seyir haline getirildiği bilinmektedir. Kafeste beslenen sakanın içme suyu küçük bir kap içine konarak kap tüneğe bağlandıktan sonra kafesin dışına sarkıtılmaktadır. Sakakuşu susayınca doğal yeteneğini kullanarak su kabinin ipini ayaklarıyla çekip kabı tünek hizasına getirmekte ve suyu içmektedir. Bu özelliği sakakuşunun sakalık, yani su satıcılığı mesleğinin adıyla anılmasına yol açmıştır.
Florya 15 cm uzunluğunda olup sakaya göre dahi iri yapılıdır. Rengi genel olarak kirli yeşildir. Erkeğinin göğsü sarımtırak , kuyruk ve kanat kenarları limon sarısıdır. Dişi belirgin biçimde ufak ve kahverengi-yeşildir. Floryanın üreme bölgesi de hemen hemen sakanınkiyle aynıdır. Florya da sakakuşu gibi ağaçlık çayırlarda, bahçelerde bulunduğu gibi sakanın pek tercih etmediği orman kenarlarında da görülür. Florya yuvasını genellikle saka gibi yükseğe yapmaz, fakat sık çalıların arasına yaptığı yuvasını iyi gizler. Dişi 4-6 yumurta yapar ve bir mevsimde 2-3, ender olarak 4 kere kuluçkaya yatar. Florya adı Rumca yeşil anlamına gelen floros kelimesinden gelir Eski kuşçuların çoğu florya yerine flürye de derler. Saka ve floryalar üreme mevsiminde genellikle bir bölgede birbirine yakın olarak yuva yapan topluluklar halinde bulunurlar. Fakat bu dönemde çiftler arasında fazla bir etkileşim olmaz. Güz başında üreme mevsiminin sona ermesiyle kuşlar sürüler oluşturarak üreme bölgelerini terk etmeye başlarlar ve gelecek bahara kadar sürü halinde yaşarlar. Saka ve florya tam anlamıyla göçmen kuş değildir. Yani leylekler ya da kırlangıçlar gibi hayat şartları nasıl olursa olsun, her yıl belli bir dönemde ılıman kuşaktaki üreme bölgelerini terk ederek tropikal ya da yarı-tropikal bölgelere göç etmezler. Göç hareketleri çok daha kısa mesafelidir ve hava şartları tarafından belirlenir. Meselâ İstanbul civarında yakalanan kuşların çoğu Balkanlar, daha az olarak Orta Avrupa'nın güneydoğusu ve Ukrayna'dan gelmektedir.
Kuşçuluk faaliyetleri kuşların biyolojisine göre bir yıllık bir çevrim izler. Çevrim Ekimin ortasıyla Kasım sonu arasında kuşların yakalanmasıyla başlar. 1950'lere kadar en çok ökseyle kuş tutulurdu. Ökseotu {Viscum album) ağaçların dal ve gövdelerinde biten ve üzerinde bulunduğu ağacın özsuyunu emerek beslenen, çalı biçiminde asalak bir bitkidir. Ökseotunun tohumlarının kaynatılmasıyla elde edilen son derece yapışkan maddeye de ökse denir. İstanbul kuşçularına göre ökse kahverengi ökse ve yeşil ökse olarak ikiye ayrılır. Türkiye'de bulunanı kahverengi ökse olup kalitesizdir. Yeşil ökse ise geleneksel olarak Yunanistan'dan gelmektedir. Limon ağacının Türkiye'de yaygınlaşmasına kadar Türkiye'ye Yunanistan'ın Ege adalarından, özellikle de Sakız Adasından limon gelirdi. Gemilerle gelen limon Haliç'te Yemiş İskelesine indirilirdi. İstanbul kuşçularına yeşil ökseyi de Sakızlı Rumlar limon gemilerinde getirirmiş Beyrut'ta da yeşil ökse olduğu söyleniyor.
Ökseyle kuş tutmak için önce ökse kuru kızılcık çubuklarına sürülür. Çubuklar yaş olursa ökse kesilir, yani yapışkanlığı ortadan kalkar. Ökse sürülen çubuklar "dikse" denen yapraklı bir dala ya da çalıya raptedilir. Dikse yapraksız olursa ökseli çubuklar güneşte parladığı için dikseye konan kuşlar ürküp kaçabilir. Dikse kuşların geçit yapmasına uygun, daha iyisi kuşların geçit yaptığı bilinen bir açık araziye, tercihan bir tümseğin ya da tepeciğin üzerine dikilir. Diksenin etrafına kafesler içinde yakalanmak istenen türden 3-4 kuş yerleştirilir. Güz ve kış aylarında sürüler halinde yaşayan sakakuşu ve benzerleri sürünün toplu halde hareket etmesi sırasında dağılmamasını sağlamak için sürekli olarak kısa bir ötüşle birbirleriyle haberleşirler. Diksenin etrafına yerleştirilen ve "çığırtkan" denen bu kuşlar uzaktan yaklaşan sürüyü işitince öterek hemcinslerine cevap vermeye başlarlar. Bunu duyan sürü de güvenli bir yer olduğunu zannederek dikseye iner. Yalnız çığırtkanların insana alışmış "eski" kuşlar olmaları gerekir; eğer henüz insana alışmamış kuşlar kullanılırsa bunlar uyarı ötüşü vererek sürüyü kaçırırlar. Kuşlar dikseye kondukdan sonra bir bölümü ökseli çubuklara yakalanır. Ökseye tutulan kuş başaşağı döner. Kuşçular da ökseyi tükürükle veya suyla çözerek kuşları birer birer toplarlar. Ökseli kızılcık çubukları 7-8 yıl kullanılabilir. Fazla nemde bozulur. Ökse kurursa şekerli su veya rakıyla ıslatılır.
1950'lerde Yunanistan'dan ökse getirmenin artık mümkün olmaması üzerine (muhtemelen Yunanistan'dan limon ithaline gerek kalmamasından dolayı) ağla kuş tutmak yaygınlaştı. Bu yöntemde yine diğer usuldeki gibi yer seçimi yapılır. Ortaya saka tutulacaksa sakadikeni, florya tutulacaksa sap ayçiçeği konur. Bu bitkinin tohumları bu kuşların doğada en severek yedikleri besinlerdir. Yanına ''patalya (veya petelye) değneği" denen, çatal uçlu bir değnek dikilir. Her çatala "patalya" denen bir kuş, kanatlarının altından ve sırtından geçen ve "gömlek" adı verilen bir bez kuşaktan bağlanır. Gergi ipleriyle gerili olan ağ ise çekilince bu bölgenin üzerine kapanacak biçimde yere kurulur. Ağın etrafına yine kafesler içinde çığırtkanlar yerleştirilir. Uzaktan sürü görününce patalya değneği ipinden çekilerek patalyaların çırpınması sağlanır. Amaç sürünün dikkatini çekmek ve onlarda içgüdüsel olarak mevcut bulunan hemcinslerinin yanma konma isteğini uyandırmaktır. Sürü dikenlere konduğu zaman çeki ipiyle ağ çekilerek kuşlar yakalanır.
Kuş tutmada en çok toprağa çakılan dokuz kazıkla raptedilip gerildiği için "dokuz kazık" denen dikdörtgen ağ kullanılır. Bu ağın kurulmasının mümkün olmadığı dar yerlerde ise dört veya beş kazıkla tutturulan, üçgen şeklindeki "muska ağ" kullanılır. Kuş ağları sardalya gözü balık ağından torlu olarak yapılır.
İstanbul'da eskiden kuş tutulan yerlerin başında Yenibahçe bölgesi geliyordu. Bugün adı bile unutulmak üzere olan Yenibahçe, Bayrampaşa (Likos) Deresinin Edirnekapı ile Topkapı arasında surlardan içeri girdiği kesimden dere yatağı boyunca Aksaray'a doğru uzanan ve büyük bölümü bahçe ve bostanlarla kaplı olan bir bölgeydi. Bu yeşil örtünün arsasına serpiştirilmiş, çoğu bostancı Arnavutlara ait evler de vardı. 1955'te Vatan Caddesi'nin açılması sırasında dere yatağı ve bostanlar büyük ölçüde tahrip edilerek Yenibahçe ortadan kaldırıldı. Bugün o bostanların yerleri Vatan Caddesi, Emlâk Bankası apartmanları, Karayolları Lojmanları, Emniyet Müdürlüğü vs. tarafından işgal ediliyor. 1930'lar-50'ler arasında Kuşçu Yakup'un Yenibahçe'deki bahçesinde baharda ve yazın kuş öttürülür, güzün kuş tutulurmuş. Yenibahçe dışında sur içinde Altımermer ve Sultanselim'deki çukurbostanlarda, yani eski Bizans sarnıçlarında, sur dışında Mevlânakapı ilerisinde Anastos'un bostanında, Edirnekapı'dan Yedikule'ye uzanan mezarlıklarda, Çırpıcı Çayırı yakınında Cevizlibağ'da kuş tutulurmuş. Üsküdar tarafında ise Seyidahmet Deresi, Çamlıca, Toygartepe, Karacaahmet başlıca kuş tutma yerleriydi.

Kus Evleri

Bir vakitler İstanbulda ahşap yapılarda, saçaklar altında oyma kuş kafeslerini andıran kuş evleri bulunurdu. Bunlara türlü sanat biçimleri verilir, yapıların süsleri olurdu. Bu gün artık İstanbulun o korkunç yangınlarından sonra bu eserciklere veda etmiş bulunuyoruz. Yalnız yangınların erişemediği taş ve tuğla yapılarda pek azı sağlam kalmak üzere kuş evlerine rastlıyoruz. Bunlar hem yapının süsü hem de kuşlara yapılmış bir hayır eseridir.
Türk yapılarında heykel kabartmalarının yerini alan bu küçük süs evler, yapının en görünür bir yerine konur, bu oyuncak yapı oya ve dantel gibi işlenirdi. Eskiden duvarlarda görülen bu küçük kabartma yapılar büyük yapının küçük bir örneği, planı sanılırdı. Halbuki yapı ile ilişiği olmayan bu güzel motiflerin Türk Sanatına mahsus bir hayal mimarisi olduğu unutulmamalıdır.
Yer çekimi hesaba katılmadan üstü geniş altı dar köşkler, camiler, şadırvanlar, sebiller yahut bunların karışımı biçimler, resme kaçan özellikler de alırlar. Böylece mimarlıkla hayal ve fantazinin son basamaklarına ulaşılır, baş aşağı kubbeler (Kimyager Derviş Paşa sokağında Hasan Paşa Medresesinde olduğu gibi) daha nice alışılmış biçimler bunlarda görünürdü. Eski hayır sahipleri kuşlara mahsus taş, tuğla yuvalar yapmakla yetinmeyip bunların bir de zarif ve güzel olmasına önem verirlerdi.
Ahmet Haşim, Gurabahane-i Laklakan kitabında, Bursada Haffaflar Çarşısının (YN1) ortasında bir meydan var. Bu meydan malul hayvanların düşkünler yurdudur. Kanadı bacağı kırık leylekler, bunamış kargalar, halkın sadakası ile yaşarlar. Haffaf esnafının aylıkla tuttuğu belki yüz yaşında, baktığı leylekler kadar amelimanda bir ihtiyar toplanan sadaka parası ile her gün işkembeler alır, onları bu zavallı kuşlara dağıtırdı diyor.
Müslüman dini, kuşlara özel bir yer ve değer vermiş, hatta Kuranda Nur Suresinde kuşların Tanrıya dua ve tesbih eyledikleri zikr edilmiştir. Efsanelere karışmış Tekke-i Murganı Süleyman Peygamber yapmış, dünyanın her tarafından gelen kuşlar bir hafta burada yiyip içip bu peygambere dua ederler, diye bir inanç ta vardır. İstanbul halkı, cami avlularında kuşlara mısır ve buğday verirken bunların, hu ! hu ! diye ses çıkartmalarını Allah adını zikr etmeleri manasında aldıklarından güvercinlere dokunulmazdı. Kumru da böyledir.
Masallarımızda bir genç kız hayvan olma bahtsızlığına düştüğü zaman seçeceği bir yaratık kumrudur. Öyle ki, genç kız üvey anasına yağ götürürken şişesini kırıyor, korkusundan Tanrıya yalvarıyor, kumru olmasını diliyor. Duası kabul olunuyor, kumru oluyor. Nuh Tufanının sona ermesinin müjdecisi ağzında zeytin dalı tutan güvercindir. Şark edebiyatında geçen gül ile bülbül efsanesi, hayat ağacı ile can kuşu efsanesinin değişmiş bir şekli olabilir.
Türk Sanatının bir özelliği de dağ gibi büyük eserler yanında gözle görülemeyecek küçük eserlerin bulunuşudur. Bir pirinç tanesi üzerine Euzübesmele yazmak ne ise, dev eserlerin duvarları üzerine bir karış büyüklüğünde kapıları, pencereleri, kafesleri, şehnişleri ile birlikte kuş evleri, köşkleri yapmak ta böyledir. Kuşlar yer çekimine karşı geldikleri, yükseklerde dolaştıkları için Tanrıya yakın varlıklar olarak düşünülmüşler, kanat takmış güzel kızlar şeklinde göründükleri için de Cennet Kuşu veya Melek adını almışlardır.
Bir vakıtlar günahlarını affettirmek veya sevap kazanmak isteyenler esir azat ederlerdi. Böylece köleler efendilerinin azatlı köleleri olurlardı. Hatta bunlar içinde mevki ve makama geçenler de bulunurdu. (1) Esir azat edemeyenler ise kuş pazarlarından kuş satın alarak azat ederlerdi. Bunlara adak kuşları denirdi. Tuttuğu niyetin yerine geldiğini görenler adadığı sayıda kuş satın alıp, bunları elleri ile havaya salarak Azat mezat beni Cennet Kapısında gözet diye bir çeşit celcelutiyeler tekrarlarlardı ki, bunlar çocuk oyunlarına geçmiştir.
Kuşlara ait eserler düşünülecek olunursa, ilkin onların özgürlüğüne engel olan kafesleri hatırlamak gerekir. Bunların gümüşten cami, köşk, sebil, ev biçiminde olanları pek çoktur. Kafes denilince sadece kuşların değil, kadınların da kuşlar gibi kafesler arkasında oldukları unutulamaz. Bir devir kadınlar günahkar gibi saklanır, boyunu bosunu belli eder diye elbisesi bile bile ortaya konulmazdı. Bununla beraber her kuşun bulunduğu yerde kafes olmasa da, her kadının bulunduğu yerde kafes vardı. Kadınların gittiği tekkede, camide, muhallebicide, hatta ortaoyununda...
Asıl burada üzerinde durulması gereken Türk Mimarlığının bugün yüzüstü bırakılan bir yanı kuş evleri veya köşkleridir. Tarihi yapıtlarımızın ciniler ve yazıtlardan sonra akla gelen bir süsü de budur. Hatta tek kabartma süs kuşlara iyilik etmek, sevap kazanmak için yapılmıştır. Bu düşünce bu eserlerde açıkça belirdiği gibi, bu zarif, fakat o nispette dayanıksız bu minyatür köşkler, evcikler, bu yapılarda her şeyden önce yıpranmaktadır. Eski ahşap evlerin bütünü kuşlar için barınak halini aldığı kadar insanlar küçük, büyük yaratıklar, adeta akraba idiler. Evlerin üst kısımlarında hafif yaratıklar, alt kısımlarında ağır yaratıklar. Bu tıpkı Süleyman Peygamberin resimlerine bakıldığı zaman üstte ervah-ı latife nin, uçan meleklerin; altta ervah-ı sakilenin, dev ifrit ve zebanilerin göründüğü gibidir.
Evlerde sade görünenler değil görünmeyenler de bulunurdu. Bunlara iyi saatte olsunlar denirdi. Bunlar bazen izbe yerlerde kendi kılıklarını alırlar, bazen hayvan veya insan kılıklarına girerlerdi. Bu yüzden eskiler hayvanlara kötü davranmaktan sakınırlardı. Artık modern yapılarda ne görünen ne de görünmeyen yaratıklar yer almak istiyor. Sadece köşe minderde uyuşuk bir kedi, bir kafese hapsolmuş sıkıntıdan çırpınıp feryat eden bir kanarya, bir iskete, bir ispinoz veya flürya...(YN2) İnsanlar apartmanlarda yalnızlıklarıyla başbaşa kaldıklarından o eskiden adından korkup şeker şerbeti döktükleri cinlerin, perilerin dahi hasretini duyuyor. Eskiden cin çarpmış, peri tutmuş insanlara ne çok rastlanırdı. Bugün bunlar artık masalların konuları olmaktan pek ileri gidemiyorlar.
Modern yapılardan kuş evleri kaldırıldığı gibi modern şehirlerden de kuşlar uzaklaştı. Bir zamanlar halkın hayvanlara karşı sevgi ve merhameti bugünkünden daha doğrusu hayvanları koruma kurumlarının kurulmasından önce daha güçlü idi. Üsküdardaki kediler hastanesi belki de bu saha da dünyanın biricik hastanesiydi. Güzün halk güzel sesli kuşları dinlemek için kuşları bol, manzarası güzel yerlere giderdi. Aslında kuşlar o devrin insanları gibi bahçeli köşkleri, çağlayanları eğlence ve cıvıltı yeri olarak seçerlerdi.
Padişah Sultan Aziz dahi Hidiv Abbas Hilmi Paşanın Kanlıcadaki korusuna şafakta bülbül sesi dinlemek üzere giderdi. Böyle bülbülü meşhur yerler olduğu gibi, halk ağaçlar ve kaynak suları ile bezenmiş Flüryede, Fülürye kuşlarının sesini dinlerdi. O vakıtlar çınarlarla süslü mesire yerinin adı da çıplaklar diyarı olduktan sonra değişti. Florya oldu. Kuş deyince onu dünyamızın üstünde gösteren kanatlar akla gelir. Hatta melekler, kanatlı güzel kızlar şeklinde düşünülürler. Halk geleneklerine göre yemek sofrası açık kaldığı zaman, melekler üzerine kanat gererler, denilirdi. Bu sebepten melekler yorulmasınlar diye sofra yemek yenir yenmez toplanır. Böylece kuşlar ile meleklere arasında bağlantı kurulurdu.
Kuşlar müjdeleyici haber getiren varlıklardır. Hazreti Süleymanın Saba Melikesi Belkıs ile haberleşmesi Hut Hut Kuşu (YN3) sayesinde olmuştur. Bu yüzden bir çok yerde kuş resim ve işaretlerine suret gözüyle bakılmazdı. Eski kartpostallarda gagasında mektup ve üzerinde yürek işareti bulunan bir kuş resmi görülürdü. Kuşların her davranışlarına bir mana verildiğinden uçarken insanın üzerine pislemesi dahi uğura, talihe yorulurdu. Kısmete işaret sayılırdı. Hastalıktan kurtulanlar, hasretlisine kavuşanlar, kuşlara yem dağıtırlar, hatta çocuğunun yürümesi, abdestini söylemesi için adaklarda dahi bulunulurdu.
Yine bir vakıtlar Bayezıt Camii meşrutasında o derece kuşlar türemişti ki, İstanbulun en eski ahşap evine kuşlar evi denmişti. Yakın tarihimizde Ahmet Ziya Akbulut tarafından bu binanın ince ince resimleri yapılmamış olsaydı, bunun da diğer bir çok eski eser gibi unutulacağı muhakkaktı. Daha doğrusu güvercinler bu tarihi binayı köhne bir kuş kafesine çevirdikten, çökecek bir hale soktuktan sonra yıktırılmasına karar verilmiş... Kuş hücumuna uğrayan bu evden sonra kuşlar cami avlusuna taşınmışlardır. Sahaflar çarşısı yanınca kitapçılar kitaplarını Beyazıt Camii iç avlusuna yaymışlardır. Güvercin pislikleriyle lekelenmiş kitaplar işte bu vaktın eserleridir.
İnsanların zaman zaman kuşlara benzemek istemelerinin tarihi pek eskidir. Uçma özenci her milletin masallarında yer alır. Şehnameye göre kuşlar gibi insanların da uçtukları görülür. Keykavusun uçtuğunu ve sonra düşerek Rüstem tarafından kurtarıldığını yine Şehnamede buluruz. Hele Efrasyap ordusunda cadıların varlığı, yağmur yağdırdıkları ve havalandıkları esatiri olaylardır. Kuşlar masallarda daha doğrusu folklorda yer aldığı gibi tarihte ve sanatta da yer alır. Selçuklarda çifte kartal, Konya Kalesinin sembolü, ayrıca atmaca denen çakır cinsinden kuş ta böyledir.
Bugün Osmanlı mimarlığı içinde kuşlara mahsus ilk evcikler yahut kabartmalar Bursada görülmekle beraber, bunlar bazan maşallah, kane, ya hıfız, tebarekallah yazılarıyla birleşirler. Yine Bursada Beşikciler caddesinde tahtadan dilimli veya çadırımsı, üzerinde yüksek bir alem görülen kuş evi vardır. Bu evcik pencereler sevri kemeriyle Türk Uslubunu belirttiği gibi dilimli bir feneri de hatırlatır. Yine Bursanın doğusunda Umurbey mahallesinde Çıngıltı sokağında görülen eski bir konağın ön kısmında saçağa yakın bir yerde bulunan kuş evi, bu şehrin en güzel kuş evlerinden biridir. Bunu İstanbul Enstitüsü mecmuasının 5. sayısındaki yazımızda görmek mümkündür.
İstanbulun hemen her semtinde kuş evleri bulunmakla beraber bunların çoğunluğu bozulmuş harap olmuştur. Perşembe Pazarında bulunan hanlarda görünenlerin çoğu böyledir. Fermeneciler Yokuşunde hele Sandalyacılar sokağında, Büyük Yeni Valide Hanı çevresinde yine böyle harap pek çok yıkık dökük evcikler var. Laleli camii çevresi de büyük küçük harap kuşevleriyle doludur. Eski Balık Pazarı, Yemiş iskelesi ve tahmiste kuş evlerinin türlü biçimlerine rastlanır. Pek çok kuş evleri arasında eşine az rastlanan güzel eserlerden biri de Müftü Hoca Feyzullah Efendi Medresesinde görülen nispeten sağlam kalmış bir kuş evidir. Bu medrese kitabesinde 1112 de tamamlandığına dair bir kayıt var. Bu eser Millet kütüphanesi adıyla anılan Ali Emiri Kütüphanesidir. Duvar üzerinde iki karış büyüklüğünde bir hayal mimariye neler sığdırılmıştır. Türk mimarlığının yer çekimi zorunluluğu ortadan kalkınca, erişilemez özelliklere varmış olduğu kolaylıkla anlaşılıyor.
Kuş evleri içinde sülüs Maşallah yazısı, çiçek ve resimlerle bezenmiş harap bir kuş evi Yeni valide Hanındadır. Ne yazık ki burada görülenler bu eserin son kalıntılarıdır. Bu muhteşem eser kuş evi kendinden pek çok şeyler kaybetmiştir. Üzerinde 1177 tarihi okunan bu kuş evinde kuşlara, güvercinlere ayrı ayrı yerler, yuvalar yapılmıştır. Aynı medresenin diğer duvarlarında görünen kuş evleri yıpranmış, bunlardan bir şey kalmamıştır.
Bir de Darphani-i Amire binasında görünen ve yüksek bir şatoyu andıran zarif kuş evi de örnek eser olabilir. Bu kat kat iç içe ve olağanüstü bir mimari kompozisyonudur. Belki de bu çeşitlerin en kıymetli örneğidir. Bu eserde klasik mimarinin ötesinde romantizme vuran bir hayal, bir masal mimari buluruz. Basamak basamak yükselen bu yapıda başlangıç ve bitiş diğer kuş evlerinden ayrı bir özelliktedir. Bu eser kuşlar için düşünülen ve yapılan eserlerin onlara en yakını, en uygunu da denebilir. Bunları yapan sanatçılar bilinmiyor. Aslında halk eserlerinin hemen pek çoğunda imza yoktur. Bunlar da böyle. Adsız, fakat gerçek sanatçıların eserleri. Alçak gönüllülüğü sanattan üstün tutan kimselerin eserleri...
(1) Her ne kadar kölelikten yükselenler olmuşsa da latife yoluyla da olsa bunlara takılanlar bulunurdu. Nitekim; Kölelikten müezzin olmaz minareyi yıkar sesiyle, Halayıktan kadın olmaz kurnayı kırar tasıyla denilirdi.

Güvercin yemi cesitleri

Güvercin yetiştirmeye ilk kez 12 yaşımda başlamıştım. O dönemde kuşlarıma yem olarak sadece buğday veriyordum. Başlangıç yıllarımda zavallı kuşlarım buğdaydan başka bir yem tanımadan ömürlerini geçirdiler. Bu olay bir insanın ömür boyu sadece ekmek yemesi gibi bir şeydir. Buğday diğer yemlere göre kısmen daha ucuz olduğu için yetiştiriciler tarafından çok tercih edilen yemlerin başında gelmektedir. Ancak sağlıklı bir yemleme de buğdayın yanı sıra bir çok yem çeşidine de ihtiyaç duyulmaktadır. Şimdi anlıyorum ki, profesyonel anlamda yetiştiricilik çok bilinçli ve eğitimli olmayı gerektiriyor. Ülkemizde özellikle son yıllarda profesyonel yetiş

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4926
favori
like
share