"VE LÂ HAVFUN ALEYHİM , VE LÂ HUM YAHZENÛN "

Köle , zalımına köle ... Zulmun kölesi olan UTBE'nin kölesi ... Allaha , karşılıksız yardım edenlerin ilklerinden ... Kölelikten başka bildiği bir mesleği olduğu kayıtlarda geçmemektedir, bizim tabirimizle vasıfsız (!) yani .

Allah rasulünün çağrısını işitmiş ve vicdanında bulunan hakikate uygun bir çağrı olduğunu tespit ettiği için gönülden tabi olmuştur efendiler efendisine bu güzel, bu içli, bu vefâkar ve bu azim sahibi insan.

Niçin gönül vermişti islama acaba ? Hem işittiği çağrı da ne buyruluyordu bir köleyi ( insanlığını elden bırakmamış bir köle ! ) cezbedebilecek ? Vicdanlardaki hakikat ne ise O' da onu duymuştur diyebiliriz herhalde! Peki vicdanlardaki hakikat nedir denilirse ne deriz ! Elbette ki : " FE ELHEME HÂ FUCÛRA HÂ VE TAGVÂ HÂ " Buyruğunun içeriği... Tek kelime ile ; ADL !

Adalet ; kimsenin içinden söküp atamayacağı, sadece O'nu bile bile, onun hilafına davranabileceği ilahi bir simgedir. ( Bu arada KÜFR ' de ; bir gerçeği örtmek, görmezden gelmek, reddetmek değilmidir ?)

Kırk kişi bile değildirler henüz Mekke'de . Ol rasulün emriyle buyruk verilir , O satın alınacaktır, işkence edilmektedir. Sen nasıl olurda efendinin izni olmadan fikir beyan edersin ! Sen kim oluyorsun da Muhammed'in (a.s) sözlerini tasdik edersin ! " Bakın şu kölenin yaptıklarına ! Bakın şu haddini bilmeze ! Öyleyse , gereğini yapalım da haddini bilsin o zaman" denildi ve O güzide insana zalimliğin gereğini yaptılar . Nedense; kaya parçaları altında "AHAD, AHAD" diyerek işkence gördüğü göz önüne getirilir hep , oysa ki daha ne zulumler görmüştü O. Tavrı belli idi , çünkü gönlünü vermişti duyduğu mesaja ve şah çekmişti karşısındakilere, mat olacaklarını anlayanların dediği gibi ;mat olmaktansa , oyunu bozalım en azından dediler, karar çıktı; öldürülecekti...

Belki kaç gündür yemek yememiş ve o kızgın güneşin altında su verilmemişti kendisine.Belki de aylardır "AHAD" için, nelere tahammül ediyordu Allah bilir? Son kere talimat verildi kendisine ; reddet onu ( KAFİR'i ol O'nun ) denildi . O da ; belli belirsiz bir şekilde "AHAD, AHAD" demeye devam etti . Neydi bu"AHAD" veya ne kastediliyordu bununla, ki karşısındakiler o derece hiddetleniyorlardı bu söze ? Şu bizim sıradan , her gün söyleyip geçtiğimiz; "BİR'DİR, ALLAH BİR'DİR " ne var ki bu sözde o kadar hiddetleniliyor! Ve ne vardı ki bu sözde ölmek pahasına , ısrarla , inatla söylenip duruyordu O'nun tarafından ?! Tam o esnada O'nu satın almak için geldiler ( takdirin önüne geçilemez ki ! ) ve uzun bir uğraş ve iyi bir bedel karşılığında satın aldılar. Efendiler efendisi kim bilir ne kadar ağlamıştır O'nun için. Ve azad edildi ...

Sayıları Kırkı bulmayan müslümanlar demiştik , neredeyse hepsi de fakir ellerinde avuclarında ne varsa getirdiler rasuluün önüne koydular, bedel'in kalanını Hz. Ebu Bekr tamamladı ve böylece satın alındı . Ve hiç kimse verdiği parayı ömür boyu bu adamdan geri istemedi ( bedel, yekün tutan bir miktardı ; takriben 100 ila 250 milyar lira olduğu kanısındayım ), çünkü borcu O'na değil Allah'a vermişlerdi.

Bizim gözümüzle ölü bir yatırım yapılmıştır, getirisi olmayan , geri dönmeyecek olan bir yatırım, hem de hiç bir vasfı olmayan biri için. ( bazen düşünürüm de ; rasulün zamanında orada olsaydım ve bana ;" elinde ne kadar birikmişin varsa getir , O'nu kurtaracağız ! " buyrulsa idi , bu buyruk karşısında nasıl bir tavır takınırdım acaba !? ) İslam nedir ki bu insanlar varını yokunu bu yola sermişler. Acaba İslam olabilmek için daha çok mu yol katetmemiz gerekiyor ?

Tarihin seyrine baktığımızda bu vasıfsız (!) şahsiyyetin , Allah Rasulü tarafından Ordu Komutanı olarak atandığını görüyoruz, Allah Rasulünün sözcüsü olduğunu görüyoruz. Her bir ayet topluluğunu bir sebebi nuzulü olduğu gibi , her bir Hadisi Şerifin de bir sebebi Vurud'u vardır. ASHABIMA KÖTÜ SÖZ İSNAT ETMEYİNİZ , VALLAHİ SİZ UHUD DAĞI KADAR SADAKA VERSENİZ ONLARIN VERDİĞİ BİR AVUÇ SADAKAYA TEKABÜL ETMEZ " hadisi ve bu varyantla rivayet edilen diğer hadisler işte bu büyük insan üzerine söylenilmiştir. Halid B. Velid tarafından "SEN SUS KARA KADININ OĞLU " denilmesi üzerine bu büyük insan, hüzünlenmiş ve bu durumu duyan Rasulullah; ashabına gösterdiği itinayı gözler önüne sermiştir. Ol buyruktan sonra Hz. Halid yüzünü onun eşiğine koymuş ve ; " VALLAHİ O YÜZÜME BASIP GEÇMEDİKÇE KENDİMİ BAĞIŞLANMIŞ SAYMAYACAĞIM" demiştir.

Dört Halife devrinden sonra bu büyük şahsiyyet, bu ordu komutanı , bu islamın sözcüsü ( bir nevi rasulullahın genel sekreteri ) acaba kime kızdı veya küstü de Medineyi terketti hiç düşündünüz mü ?

O'nu hakkıyla anlatmaya bu kirli dudaklar elverişli değil , O'nun ruhaniyyeti karşısında saygıyla eğiliyor ve ellerinde öpüyor ve O'nunla haşrolmayı rabbimden diliyorum. ( O GÜN , O'NA VE ONUN GİBİLERE KORKU YOKTUR , VE ONLAR HÜZÜNLENMEYECEKLERDİR )

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 860
favori
like
share
matrakSsS Tarih: 12.05.2007 10:21
Allah razı olsun
bilinmez Tarih: 03.05.2006 11:30
[COLOR=burlywood]Emek ve zahmetlerinden dolayı teşekkür ederim arkadaşım. Ellerine sağlık