Hayata gözlerini açmıştı ama uçmak için henüz izin verilmemişti

kendisine.

Günlerini kovan içinde,kendisine benzeyen minik arılarla, sürekli dışarı

çıkıp gelen daha büyük işçi arılarla geçiriyordu.

Günler günleri kovalamıştı.Artık uçma; ağabeyleri gibi kırlara çıkma

zamanı gelmişti. onun için de&

Heyecandan içi içine sığmıyordu. Kovanın ucuna kadar gelip bırakmıştı

kendisini sıcak rüzgara doğru.

Hemen ilk gördüğü çiçeğe hem dinlenmek ve hem de geriye bir iş

çıkarmadan dönmemek için büyük bir hevesle kondu.

Hepsini içti bitirdi ilk çiçeğinde ne varsa..

Dönüş zamanı gelmiş, kısa bir uçuştan sonra geri dönmüşlerdi.

Herkese göstermek istiyordu ilk seferinde yaptıklarını.

Büyük bir gururla boşalttı ağzında taşıdığı özü peteklerin içine.

Günler geçtikçe kendine güveni oturmuş, yetişkin bir arı olmuş,

tek başına çıkar olmuştu artık kırlara bal için.

Ama bir gün aşırı güveninin ona ne getireceğini hesaplayamamıştı.

Yine o günlerden biriydi,yine tek başınaydı, yine daldan dala konuyordu.

Tepedeki güneş uçtukça uçma isteği veriyordu ona o gün.

Kovandan ve her zaman uçtukları yerden uzaklaştığını farkedememiş,

kırları,dağları tüketmiş betonlarla kaplı,insan kalabalığının birbirini ezdiği

şehrin kıyılarına kadar gelmişti.

Kalbini; yolunu kaybetmiş olmanın telaşı sardı. Daha da hızlı uçmaya

başladı bunun üzerine.

Dakikalarca uçtuktan sonra duyduğu bir sesle ürperdi.. Sesin geldiği

tarafa doğru uçtu.

Yaşasın dedi gördükleri karşısında. Aşağıda kocaman bir çiçek tarlası

vardı.

Hem de o bir defasında gördüğü kırmızı çiçeklerdendi burası.

Ortada da kocaman yemyeşil bir alan vardı.

O kırmızı çiçeklerin; yeşil alanın üzerinde aynı kendileri gibi kırmızı ama

sayıca kendilerinden az olan ve üzerlerinde

TURUNCUYA ÇALAN TOK BİR SARI VE VİŞNE RENGİNE YAKIN KIRMIZI

desenler olan çiçeklerle bir bağı vardı.

Ama neydi?

Her neyse bu çok büyük bir bağ olmalıydı.

Çünkü arılar giderdi çiçeklere ama ÇİÇEKLERİN ÇİÇEKLERE

KOŞTUĞU' nu daha önce hiç görmemişti.

Sonra seslerini duydu o en çok kırmızılı çiçeklerin.

Gök gürültüsünü andıran bir haykırış

RE RE RE RA RA RA GALATASARAY GALATASARAY CİM BOM BOM diye

içinden geçip gitti minik arının.

Konuşan, ses veren çiçek olur mu dedi kendi kendine. Eğer sesleri

varsa bu çiçeklerin özü kimbilir nasıldır diye düşündü bir an.

Hemen inip konmalıydı o kırmızı çiçeklere. Kovana o kadar çiçeğin özüyle

dönmek onu hem kovanın en itibarlı arısı yapardı ve hem de

böyle bir bal müthiş olurdu.

Alçaldı minik arı, alçaldı alçaldı alçaldı..Tam ulaşmak üzereydi ki o

kıpkırmızı çiçeklere ani bir içgüdüyle durdu.

Acaba doğru mu yapıyorum dedi. Aralarındaki bağın büyüklüğüne

bakınca bu yaptığım doğru mu? Onlar TURUNCUYA ÇALAN TOK BİR SARI

VE VİŞNE RENGİNE YAKIN KIRMIZI desenler olan çiçeklerin arılarıydı.

Geç kaldım dedi, çok geç..

Onlar çoktan BALLAR BALI'nı bulmuşlar, adını hep birlikte

bağırıyorlar bile dedi.

Böyle düşünürken o ses yine yeri göğü yıkarcasına çınladı kulaklarında.:

RE RE RE RA RA RA GALATASARAY GALATASARAY CİM BOM BOM

&

Bu nasıl bir BAL'dı, nasıl bir TAT'tı ? En tatlısı buydu, emindi artık buna.

Kovanına hiç bu kadar mutlu dönmemişti minik arı...

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 2832
favori
like
share
cristiana Tarih: 12.05.2006 14:11
Gercekten guzel bir masal bu... :3:
Paylasan yuregine saglik
Tesekkurler...
GS2004 Tarih: 12.05.2006 10:45
@sparky Tesekkürler Kardes
kurtjara Tarih: 11.05.2006 10:58
Tatmayan Bilemez Bu tadı :3:
Çok Güzel Bir Masal Bu...
Teşekkürler sparky :23: