ingilizce ve türkçe fıkralar - ingilizce fıkralar ve türkçe anlamı - ingilizce fıkralar ve türkçe çevirileri - ingilizce fıkralar ve anlamları
A Lesson About Blood Circulation

A teacher was giving a lesson on the circulation of the blood. Trying to make the matter clearer, he said: “Now, students, if I stood on my head the blood, as you know, would run into it, and I should turn red in the face.”

“Yes, sir,” the boys said.

“Then why is it that while I am standing upright in the ordinary position the blood doesn’t run into my feet?”

A little fellow shouted, “‘It’s because yer feet ain’t empty.”

Kan Dolaşımı Hakkında Bir Ders

Öğretmen kan dolaşımı hakkında bir ders anlatıyordu. Konuyu biraz daha açık hala getirmek için “Şimdi, çocuklar,eğer başımın üstünde dursaydım bildiğiniz gibi kan başıma doğru akar ve yüzüm kıpkırmızı kesilirdi.” dedi.

“Evet, efendim” diye onayladı çocuklar.

“Öyleyse ben ayakta normal pozisyonda dikilirken neden kan ayaklarıma dolmuyor?

Oradan ufaklığın teki bağırır, “Çünkü ayaklarınızın içi boş değil.”


Professional Advice

A doctor and a lawyer were talking at a party.

Their conversation was constantly interrupted by people describing their ailments and asking the doctor for free medical advice.

After an hour of this, the exasperated doctor asked the lawyer, “What do you do to stop people from asking you for legal advice when you’re out of the office?”

“I give it to them,” replied the lawyer, “and then I send them a bill.”

The doctor was shocked, but agreed to give it a try.

The next day, still feeling slightly guilty, the doctor prepared the bills.

When he went to place them in his mailbox, he found a bill from the lawyer

Profesyonel Tavsiye

Bir doktor ve bir avukat bir partide konuşuyorlardı.

Muhabbetleri, şikayetlerini anlatan ve doktordan ücretsiz tavsiye isteyen insanlar tarafından sürekli kesiliyordu.

Bu şekilde süren bir saat sonra sabrı taşan doktor avukata sordu, “İnsanların ofis dışındayken senden hukuki tavsiye istemelerini durdurmak için ne yapıyorsun?”

Onlara istediklerini veriyorum ve daha sonrada onlara bir fatura yolluyorum, diye cevapladı avukat.

Doktor çok şaşırmıştı ama bunu denemeye karar verdi.

Ertesi gün, hala biraz kendini suçlu hissederek faturaları hazırladı.

Faturaları posta kutusuna atmaya gittiğinde ise, avukattan gelen bir faturayla karşılaştı.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 6593
favori
like
share
musap.47 Tarih: 03.05.2011 15:47
ingilizce karikatürler yollaya biliir misiniz?
musap.47 Tarih: 03.05.2011 15:46
PİANO
Arogones: Doctor, will I be able to play the piano after the operation?
Doktor bey, ameliyattan sonra piyano çalabilecekmiyim?

Bosque: Yes, of course.
Evet, Tabiki

Arogones: Great! I never could before!
Harika! Daha önceden hiç çalamıyordum !!!
musap.47 Tarih: 03.05.2011 15:44
PİANO
Arogones: Doctor, will I be able to play the piano after the operation?
Doktor bey, ameliyattan sonra piyano çalabilecekmiyim?

Bosque: Yes, of course.
Evet, Tabiki

Arogones: Great! I never could before!
Harika! Daha önceden hiç çalamıyordum !!!
musap.47 Tarih: 03.05.2011 15:42
Ashly: I’m in a big trouble!
Başım büyük belada

Jason: Why is that?
Nedenmiş o?

Ashly: I saw a mouse in my house!
Evimde bir fare gördüm

Jason: Oh, well, all you need to do is use a mouse trap.Kaynakwh webhatti.com:
Öylemi tüm yapman gereken bir kapan kullanman.

Ashly: I don’t have one.
Yokki kapan

Jason: Well then, buy one.
O zaman bir tane al

Ashly: Can’t afford one.
Param yok alacak.
Jason: I can give you mine if you want.
İstersen benimkini sana verebilirim.

Ashly: That sounds good.
İyi fikir

Jason: All you need to do is just use some cheese in order to make the mouse come to the trap.
Farenin kapana gelmesini sağlamak için tüm yapman gereken sadece biraz peynir kullanman.
Ashly: I don’t have any cheese.
Peynir yokki

Jason: Okay then, take a piece of bread and put a bit of oil in it and put it in the trap.
Taman o zaman bir parça ekmek al ve üstüne biraz yağ dök ve bunu kapana yerleştir.

Ashly: I don’t have oil.
Yağ yokki.

Jason: Well, then put only a small piece of bread.
O zaman sadece bir parça ekmek kullan.

Ashly: I don’t have bread.
Ekmekte yok

Jason: Then what is the mouse doing at your house?!
O zaman farenin evinde ne işi var.