Varis, yüzeyel venlerin genişleyerek uzaması, kıvrımlı bir görünüm alması ve ciltten dışarıya doğru belirginleşmesi olarak tanımlanır. Daha çok kadınlarda görülen bu hastalığın tedavi edilmediği durumlarda ortaya çıkma süreleri değişmekle birlikte, 'kronik venöz yetmezlik' dediğimiz belirtilere kadar gidebilir.

International Hospital doktorlarından Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Ata Genç, insanların korkulu rüyası haline gelen varis hastalığı hakkında bilgiler verdi. Genç, varisin ya ven sistemindeki kapak fonksiyon bozukluğuna bağlı olarak ya da derin ven sistemindeki tıkanıklığa bağlı olarak kendini gösterebileceğini belirterek, "Örneğin küçük çapta olanlar telenjiektazi, retiküler varisler bunlar birkaç milimetre çapındaki damarlar olarak bilinir. Varisin kökeninde genetik etkisinin olduğundan bahsedilebilir. En son kabul edilen CEAP sınıflamasına göre klinik olarak C1'den C6'ya kadar kabul edilen varis çeşitleri var. C1 dediğimiz çok ince çaplı olan telenjiektazi ve retiküler varikozitelerdir. C2 sınıfı gözle görülür varislere işaret eder. C3, ödemli varisler, C4 tipi varislerde deride kalınlaşma, hiperpigmantasyon ve kronik venöz yetmezlik durumundadır. C5, iyileşmiş ülser (yara) anlamına gelir ve son olarak C6, aktif ülserli hastalardır" dedi.

VARİSLER EN ÇOK BACAKLARDA GÖRÜLÜR

Genç, varis hastalığının çok ince varikozitelerde, popülasyonun yüzde 40-70 kadarında rastlanabilen, klinik olarak çok fazla rahatsızlığa neden olmayan ve daha çok estetik rahatsızlıkların ön planda olduğu varislerden, ayakta yara açılmasına kadar giden varisleri kapsadığını belirterek, en son evrelerinde ciltte koyulaşma, kaşıntı, kızarık cilt lezyonları ile yaralar görülebileceğini kaydetti.

Varislerin daha çok bacaklarda görüldüğünü dile getiren Prf. Dr. Genç, "Daha genel bir bölgeden söz edecek olursak, 'Yüzeyel venlerin kasık bölgesinden başlayarak uyluktan geçerek, ayak bileğinin iç tarafına kadar uzanan bölümde kendini gösterir' demek daha doğru olur. Yüzeyel ve derin ven sistemini birbirine bağlayan 'Perforan venler' dediğimiz venler de vardır. Bazı varis türlerinde yüzeyel ve derin yetersizliklerle beraber perforan yetersizliklerine de rastlanabilir. Diz altı bölgesindeki varislerin bir kısmı buradadır" diye konuştu.

Doktor Genç, iyi bir fizik muayeneyle kişide varis olup olmadığı belirleneceğini, muayene sırasında uygulanan özel testlerin olduğunu söyledi. Bu konuda tecrübeli kişilerce çok güvenilir olarak yapılabilen doppler muayenesinin kullanılan tekniklerden biri olduğunu vurgulayan Genç, "Varis belirlendikten sonra daha ileri görüntüleme tekniklerine ihtiyaç duyulabilir. Tanıda daha ileri aşamaya gitmeyi düşündüğümüz varislerde ve daha önce tedavi edilmiş olan hastalarda doopler ultrasanografi tekniğini kullanılıyor. Derin venleri ve yüzeyel venleri görüntülemek için çok eskiden beri kullanılan bir yöntem de, 'filebografilerdir'. Burada damar içine kontrast madde enjekte edilerek radyoloji departmanından bir takım veriler elde edilir. Çok az sayıda hastada bu yönteme ihtiyaç duyuyoruz. Genelde klinik muayene ve doppler incelemeleri yeterli oluyor" ifadelerini kullandı.

Varisin, tedavi edilmediği taktirde kötü sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Genç, "Varis yetersizliğin derecesine göre değişir. Örneğin bir hastada sadece yüzeyel ven yetersizliği olabilir. Başka bir hastada yüzeyel ve derin ven sisteminde yetersizliğe rastlanabilir. Bazı hastalardaysa yüzeyel, derin ve perforan venlerde yetersizlik olabilir. Birbirinden farklı bu üç aşamanın kliniğe yansımaları da farklı olacaktır. Bunların tedavi edilmediği durumlarda ortaya çıkma süreleri değişmekle birlikte, kronik venöz yetmezlik dediğimiz belirtilere kadar gider" açıklamalarında bulundu.

VARİSİN TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Varis teşhis ve tedavisine yönelik kullanılan teknolojik ortam hakkında bilgi veren Genç, sözlerine şöyle devam etti:
"Teknolojinin gelişmesi, özellikle tarama yöntemlerinin hem tanıya hem de tedaviye yönelik biçimde birlikte kullanılması son yıllarda büyük değişiklikler meydana getirdi. Varis tedavisinde günümüzde cerrahi tedaviler, radyo frekans lazer ve ultrasnografi eşliğinde yapılan ve ameliyat alternatifi olarak kullanılan skleroterapi yöntemleri uygulanabilmektedir. C1 ve bazı C2 tipindeki ince çaplı varislerde RH termokoagülasyon dediğimiz cihazı tercih etmekteyiz.

Yetmezliğin derecesine göre kullanılan çeşitli basınçlarda dinlendirici çoraplarını da hastalara öneririz. Bayanlarda estetik kaygılar ön planda olduğu için C1 tipi varisler göz önüne alındığında yüzde 40- 70 arası popülasyonda ortaya çıkıyor. Bayanlarda hamilelik sırasında karın içi basıncın artmasına bağlı olarak karın içindeki ana toplar damarlarda fetusün yaptığı etkiyle bir basınç oluşturmaktadır. Ve bu da, venöz basınç yüksekliğin daha da artırmaktadır.

Hastalığın yeniden tekrarlanması karşılaştığımız en büyük sorunlardan bir tanesi. Tedavi öncesi hastalardaki bozukluğun nerede olduğu hangi damarlarda olduğu net biçimde görüntülenerek bilinirse o zaman doğru işlemler yapılabilir"

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 602
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 03.06.2006 14:31
paylaşımların için teşekkürler özlemcigim