SUÇ ORTAĞI
iki arkadaştık.
iki patlamamış kurşun.
koyakların buluşturduğu iki dağ.
iki yürek çarpıntısı.
su içerken biri,
diğerinin kolladığı iki serçe.
hani, derler ya;
ayrı gitmez yedikleri, içtikleri
işte, bizimki de böyle bir şeydi.
Pertekliydi.
İstanbula yeni gelmişlerdi.
babası kaçakta vurulmuş,
tam yirmi bir kurşun yemişti.
annesi kanserliydi.
kendisinden büyük iki bacısı vardı,
evin tek erkeğiydi.
 aynı benim gibiydi 
evden ve ailesinden konuşmayı istemezdi,
zaten konuşmayı sevmezdi,
hep susardı.
kara burçak rengindeki gözleri
hüzünle bakar
ve hep uzakları seyrederdi.
eve dair anlattığı tek şey, kedisiydi.
çok sigara içerdi.
 aynı benim gibiydi 
*
bir mitingde tanıdım onu,
kortejin en önündeydi.
boynunda bir kızıl atkı,
başı bereliydi.
bir yandan,
havaya kaldırdığı sol yumruğu sıkılı
heyecanla bağırıyor,
bir yandan, sağ koltuk altına
sıkı sıkıya kıstırdığı kitaplarını kolluyordu.
kısa boylu, zayıf, kara-kuru bir şeydi.
 aynı benim gibiydi 
ama,
kirli sakalının okşadığı güzel yüzüyle,
coşkusuyla, heyecanıyla sanki bir devdi.
anlamların tümünü yüklenen gözleri
hayata öfkeyle bakıyordu.
bağırıyordu.
sesini bir yerlere duyurmaya çalışıyordu.
özgürlük diyordu,
kardeşlik diyordu.
sesi caddeleri, sokakları aşıp
kalabalığımıza çatılanan gökyüzünde dağılıyordu.
üniversitedeydi.
hem okuyor, hem çalışıyordu.
küçücük elleri,
ve incecik parmakları nasır içindeydi.
sanayide, yarım günlüğüne demircideydi.
hem okumalı, hem de evi geçindirmeliydi.
zaten annesi de kötülemişti.
doktor gerekliydi, ilaç gerekliydi,
belki okuması bile tehlikedeydi.
yılmıyordu.
ve yılmamalıydı,
bunu biliyordu.
gece-gündüz çalışıyordu.
bir araya gelip de,
koltuğunun altına kıstırdığı kitaplarla
ve konuştuğumuz,
ve tehlikeli şiirler okuduğumuz
küçücük zaman dilimleri
yaşamının tek lüks şeyiydi.
gerçi, benim için de durum
bundan farklı değildi.
çoğu kez bizde buluşur,
sabahlara kadar otururduk.
Marksı, Engelsi, Hegelsi anlamaya çalışır,
sosyalizm, materyalizm, deneycilik,
ya da rasyonalizm hakkında hararetle konuşurduk.
birbirimizin kafasını karıştırır dururduk.
yani;
bu köhne dünyada birbirimizi avuturduk.
*
bir gece;
polis baskınıyla gelip beni aldılar.
uzunca bir zaman takipteymişim,
suçum da sabit görülmüş
apar-topar hüküm verip
parmaklıklar ardına attılar.
sonradan duydum ki,
ihbar etmişler.
evinde suçlu saklıyor,
yataklık ediyor demişler.
aynı gece,
arkadaşımı da alıp götürmüşler,
aynı suçu söylemişler.
işkence etmişler,
dövmüşler.
ve o gece,
evlerimizde sakladığımız
ve yataklık yaptığımız suçluları
sakladığımız yerlerden bulup
yakmışlar, yok etmişler.
*
iki arkadaştık.
iki ayrılmaz barbataydık.
iki ucu keskin Zülfikar,
ayrı diyarlardan gelip,
aynı denize dökülen iki ırmaktık.
ispiyonların, ihbarların ikiyüzlülüklerince
füzyonlanan hışmıyla parçalandık.
külelenmemiş acılara
ve sevdalara bilenmiştik oysa,
çok işler yapacaktık.
ne hayallerimiz vardı büyüttüğümüz
kını kılıçtan keskin aşklarımız vardı
fitil tutmamacasına
ve kangren olurcasına yaralandık.

onu doğuda bir hapishaneye göndermişler.
Kürt olduğunu dosyasına şerh etmişler
ve Alevi olduğunu,
ve suçluya yataklık ettiğini,
 siyasi yani  demişler.
ve o günden sonra üstüne
alıcı kuşlar gibi üşüşmüşler.
incecik gövdesinde,
işkencelerin açtığı yaraların her birine
çürükçüller gibi birikmişler.
yunmuş öfkesinin can suyuyla
 of  dememiş.
başıbozuk rüzgarlar gibi esmişler, gürlemişler,
açlıkla ıslah etmişler,
yoklukla üstüne gitmişler,
 aman  dedirtemedikleri dilini
ve bükemedikleri bileğini kahpece kesmişler.
ama, zayıf vücuduyla
direnmiş her türlü acıya,
haksızlığa, zorbalığa,
devirememişler.
*
bir gün duydum ki;
ölmüş.
ince hastalık kuşatmış körpe ciğerlerini.
birkaç gün kan tükürmüş,
birkaç gün acı çekmiş,
sonra da;
ciğerlerini pelte pelte ağzından getiren
bu kahpe dünyayı bırakıp da ardında,
başka diyarlara göçmüş.
İstanbuldan gelen bir mektup
sonunun başlangıcı olmuş.
anacığı dayanamamış oğlunun mapusluğuna,
hemen ardından ölmüş.
saklamışlar.
küçük ablası bir serseriye kaçmış,
büyüğü de kötü yola düşmüş.
kahpeliğin, kalleşliğin, acının her türlüsünü
baldıran acısıyla otayan,
ve kanayan yarasına yiğitçe dayanan
koca çınarın köklerine
asitli sular gibi,
çaresizlik düşmüş.
gözyaşı düşmüş.
ve musallat olup ciğerlerine
yaftalanıp sağ ayak baş parmağına
ölüm;
sarmalayıp birkaç metre amerikana
sahipsiz bir mezara düşmüş.

şimdi;
onun ardından,
yakama yapışan anılarımızla
acı içinde de olsa yaşıyorum.
bir mektubu var bende;
..bana yazılmamış.
ölümünden kısa bir süre önce
yaşadığını sandığı annesine yazılmış.
-sana,
istediğin gibi bir evlat olamadım
kızma anne...
hani,
ütülü pantolon, kolalı gömlek giydirdiğin
ve bunu hergün,
ve ölümcül hasta halinle yaptığın,
erinip, üşenmediğin,
taralı saç ve sinekkaydı tıraş için
dil döktüğün, ısrar ettiğin
serserini bağışla anne.
ve doğum günümde
alnımdan öpüp de
babandan kalma kurmalı kol saatini
kendi ellerinle taktığın bileklerimdeki
kelepçe izlerine bakıp da
sakın gönül koyma anne.
..biliyor musun, o saat hala bende
ve hala çalışıyor,
saklıyorum anne...
ve mektubunun sonunda,
bir cümle ile benden söz etmiş.
o ne yapıyor, köpeği iyi mi? demiş.
*
kedisi artık bende,
yokluğunu hissettirmemeye çalışıyorum.
yataklık yaptığımız dostlarımızla
eski günlerimizi yad etme adına,
sık sık görüşüyorum.
hatıralardan söz ediyoruz hep.
ve ağlamamaya çalışıyorum.
beraber katıldığımız coşkulu mitinglerden,
sabahlara taşan sohbetlerimizden
sosyalizmden, komünizmden,
ve hapishane günlerinden söz ediyoruz.
bol bol sigara içiyoruz.
kedin sütünü içti,
şimdi uyuyor.
köpeğim başucunda, onu bekliyor.
göreceksin, onlar çok iyi birer arkadaş,
aynı bizim gibi.
..aydınlık içinde yat yoldaş...
*
ha;
suç ortaklarımız mı
hani yataklık yaptığımız,
kim olabilir ki?
elbette,
kitaplarımız...

GÜRKAL GENÇAY
17.Haziran.2000.Cumartesi-15:00
İstanbul

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 392
favori
like
share
gecelerx Tarih: 11.06.2006 03:24
Bir dönemin tüm gerçekleri yansımış şiirin satırlarına..ne acıdırki birçok cana mal olan kitaplar şimdi vitrinlerde,yasaklı sözcükler herkesin dilinde rahatca telaffuz edilebiliyor,Sağ yada sol bizim çocuklarımızdı yitirdiklerimiz, Bu ülkenin evlatlarıydı..

sizin yorumunuzda en az şiir kadar degerli ve güzel..
_Sehzade_ Tarih: 10.06.2006 19:32
uzun ama hoş bişi güzelmiş yaaa saolasın
stormysea Tarih: 10.06.2006 18:26
Bir dönemin tüm gerçekleri yansımış şiirin satırlarına..
ne acıdırki birçok cana mal olan kitaplar şimdi vitrinlerde,yasaklı sözcükler herkesin dilinde rahatca telaffuz edilebiliyor,Sağ yada sol bizim çocuklarımızdı yitirdiklerimiz, Bu ülkenin evlatlarıydı..:79:

Teşekkürler gecelerx,
Paylaşan yüreğinize sağlık.
trakya_kartal Tarih: 10.06.2006 16:45
ellerine emeğine sağlık