Yine eylül geliyor.

Eylül, devranı devretmiş geliyor.

Ve eylül dallardan, yapraklardan, günlerden önce gönlüme geliyor.

Son günden önceki gün müsün Eylül?

İstersem, son demde gönlüme bir gül müsün?

İstemez miyim? İsterim elbet, isterim ve beklerim.

Aslında hep sonumu, sonumda güle güle, güle ermeyi beklerim.

Ve sonuma giderim. Beklerken de, başlarken de sonuma giderim.

Bugün, bu an yalan gelir, bu devr yalan.

Yalan ve yaban gelir.

Sonumun hayrını isterim.

...

Sonu var ettiğin için, hamdediyorum.

Bir sonu olduğu için.

Biliyorum ki bildirdiklerinden sonu olanın ilki de vardı ve olacak.

Ve yine biliyorum ki bildirdiklerinden başlıyor ve bitiyor, bitiyor ve başlıyor.

Bildirdiğin için hamdediyorum.

Bildirdiğin ve gösterdiğin için ilki ve sonu.

Sarı ve yeşil yaprakları, kuru ve canlı dalları, gidenleri ve gelenleri, rengi ve renksizliği...

Öyle acılar oluyor ki ve öyle zulümler, insan insana öyle neler yapıyor. Birileri içlerindeki karanlığı dünyayı yakarak aydınlatmaya çalışıyor. Bilmiyorlar ki yaktıkları ateşlerde kendileri ateş olacaklar. Bildirdiğin için hamdediyorum.

Yetemediğimde, yetişemediğimde, yutkunup da sözlerimi içime haykırdığım, yaşlarımı içime akıttığımda, idrakim durduğunda biteceğini bilmek ferahlatıyor.

Biteceği ve dineceği için hamdediyorum.

Gönlüme ne kadar yakın olsa da günlerimin dışında kalıyor acılar.

Eylül, gel iklimime.

Uzakları yakın istiyorum.

...

Eylül devranı devretmiş geliyorsun.

Geliyor ve hatırlatıyorsun.

İçimde sessizce çağlayan, kâh susuz kâh yolsuz kalan, sonsuz bir nehir oluyorsun.

İçimde boynu bükük, dallarını ve yapraklarını kaybetmiş, gözü yaşlı, naif bir çocuk oluyorsun.

Hâlâ kanayan, hep kanayan, kanadıkça benim olan ve beni ben kılan yaram oluyorsun.

Hatırlatıyorsun.

Kolum kanadımsın.

Seni unuttuğumda ben beni unuturum.

Öteleri ve uzakları, başı ve sonu unuturum.

Seninle nehrim coşar, sular sesine ve yönüne erer.

Seninle bir el bir yetimin başını okşar.

Seninle acılar şenlenir, sahiplenilir. Hüzünler neşelenir.

Karanlıklar aydınlık olur.

Yollar beklediği adımlara kavuşur.

Gitmeler ve gelmeler anlamını bulur.

Bir şehrin boynu bükülür, bir şehir şereflenir.

Mekke ayrılırken Medine kavuşur.

Acıları şen istiyorum.

...

Günleri tutabilir miyim? Devrden bir an koparabilir miyim?

Günleri tutmak adına günlük tutuyorum. Heyecanlarımı, sevinçlerimi, ümitlerimi, öfkelerimi, gelenleri, gelmeyenleri günlük yapraklarına düşüyorum. Hayallerimi belki de o sayfalarda tutuyorum/ tutamıyorum.

Hayat soluyor, sayfalar doluyor.

Kaç sayfalık bir defter aldım? Kaç sayfası dolacak, kaçıncı sayfada kalem susacak?

Bir gün o sayfaları koparıp teker teker rüzgara salıversem, ömrümün yaprakları eylül yaprakları gibi sürüklenir gider. Rüzgar yaprakları nasıl da alır götürür, ne kadar da uzaklara götürür. Bir de haşin eser ki.. ağaçları kökünden söküp götürecek sanırım. Şehri alıp götürecek; ve devranı.

Fakat ne kadar güçlü eserse essin, bir yerde durur. Bir yerde teslim olur, bırakır yaprakları.

Toprağa karışır gider Eylül yaprakları, ömrümün yaprakları.

Rüzgarı tutmak istiyorum.

...

Çağırıyorum, gelir misin son demde imdada?

Son demde gülümser, güllerle gelir misin?

Uzakları yakın eyler, acıları şen kılar gelir misin?

Artık rüzgarım alacakken beni, alıp götürecekken, sarı yapraklar gibi haşyetle tir tir titrerken bir nevbahar müjdesi gibi gelir misin?

Sen, hazana uğramış bahçelerden sarı eteklerini toplayıp en son ayrılansın.

Beklerim gelirsin. Özlerim gelirsin.

Bilirim de geleceğini, sonbaharlarda ondan gülümserim.

Yanımda olasın istiyorum.

Sonumun hayrını, uzakları yakın istiyorum.

Anlarımı tesbih taneleri gibi avucumda istiyorum.

Acılar şen olsun, sonum kavuşma olsun istiyorum

SEMERKAND ... ZEHRA KORKMAZ

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 517
favori
like
share
CADIKIZ Tarih: 21.07.2006 02:40
[COLOR=coral]Yuregine,emegine ve bu harika paylasimi bizimle paylastigin icin kaplten tesekkurler..