1- Giyinişi

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in “Sehab=Bulut” adında bir sarığı vardı. Sarığını sarar sarığının altına da fes, takke, başlık giyerdi. Zaman zaman sarıksız, fes, takke, başlık takar, zaman zaman da bunları giymeden sarık takardı. Sarığı sardığı zaman sarığını omuzlarının arasına sarkıtırdı. Nitekim Müslim, Sahihi’nde Amr b. Haris’in şöyle dediğini rivayet eder:

“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i minberde hutbe okurken gördüm. Başında siyah bir sarığı vardı. Sarığının ucunu omuzlarının arasına sarkıtmıştı.” (Müslim, 1359)

Yine Müslim’de geçtiği üzere Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Fetih Günü Mekke’ye başında siyah bir sarıkla girdi. (Müslim, 1357) Bu hadiste sarığını omuzlarının arasına sarkıttığı zikredilmemiştir. Sonuç olarak Rasulullah sarığının ucunu daima omuzlarının arasına sarkıtmayıp, her yerde münasip olanı yapmıştır.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gömlek giymiştir. En sevdiği elbise gömlektir. Gömleğinin kolları bileğine kadar uzanırdı. Yine bununla beraber cübbe, kaftan, ferrace (kaftana benzer ense tarafından yırtmaçlı bir elbise)

Kırmızı bir hulle giymiştir. Hulle izar ve ridadan oluşan takıma denir. Bu iki giyecek birlikte olursa ancak buna hulle denir. İbn-i Kayyim bu hullenin sade kırmızı olmadığını içine başka bir renk karışmış kırmızı olduğunu iddia etmiş ve sade kırmızı olur diyenlerin büyük bir yanılgıya düştüğünü söylemiştir. Ancak Şevkani buna itiraz etmiş rivayette geçen hullenin bizzat kırmızı olarak nitelendirildiğini söylemiştir. İbn-i Kayyim burada kırmızı giymenin caizliği konusunda şüphenin olduğunu ancak mekruhluğunun ise çok kuvvetli olduğunu söylemiş ve kırmızı giymekten sakınmanın gerektiğini özellikle vurgulamıştır.

Sahih rivayetlerde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şalvar, geniş pantolon giydiği rivayet edilmiştir. Mest ve tasume adlı ayakkabı giymiş, yüzük takmıştır. Ancak yüzüğü sağ eline mi yoksa sol eline mi taktığı konusunda ihtilaf vardır ve bu konuda gelen bütün rivayetler sahihtir.

İki yeşil abası, bir siyah elbisesi, yine yün bir elbisesi vardı. Gömleği pamuktan olup boyu kısa idi. Heybe gibi sarkan uzun geniş enli elbise giymemiştir. Bu tip elbiseler sünnete aykırı olup caizliğine şüphe ile bakılır. Çünkü bunlar kibir cinsindendir.

Rasulullah’ın en çok hoşlandığı renk beyaz idi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Elbiselerinizin en hayırlısı beyaz olandır. Beyaz giyinin ve ölülerinizi beyaz ile kefenleyin.” (Ebu Davud 3878, Tirmizi, 994)

Altın yüzük takmış, sonra onu çıkarıp atmış ve gümüş yüzük takmış, altın takmayı ise yasaklamıştır.

Yüzüğünü kaşı avucunun içine gelecek şekilde takmıştır. Tirmizi, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in tuvalete girdiği zaman yüzüğünü çıkardığını rivayet etmiş ve hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Ancak Ebu Davud bu hadisin münker olduğunu belirtmiştir. Gerçekten hadis zayıftır ve Tirmizi’nin sözünü İmam Nevevi’de reddetmiştir.

Ne Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de ashabı şal ve pelerin giymemiştir. Bilakis Hayber Yahudilerine benzeme sebebiyle bunu kerih görmüşlerdir. Bu yüzden selef ve halef alimleri şal ve pelerin giymeyi mekruh addetmişlerdir. Çok sıcaklarda ve ihtiyaca binaen başına maske gibi bir bürgü çektiği sahih rivayetlerde geçmektedir. Ancak başına bürgü bürünmek genel adeti değildir.

Bir takım insanların iddia ettiği gibi tek tip elbise giymek aska Rasulullah’ın adeti değildir. Kimileri sadece yün elbise giymenin daha faziletli olduğunu iddia etmektedirler. İbn-i Kayyim şöyle demektedir:

“Kimileri aynı şekilde tek tip elbise giymenin daha iyi olacağını düşünüyorlar ve bir takım şekiller, kalıplar ve görünümler arıyorlar, bunun dışına çıkmayı ise kötülük sayıyorlar. Halbuki asıl kötülük bunlarla şartlanmak; devamlı bu şekiller, kalıplar ve görünümler içinde olmaktır. Doğrusu yolların en üstünü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in teşvik ettiği ve izlediği yoldur. O’nun giyecekler hususunda tutumu kolayına geleni giymektir. Bu yüzden kimi zaman yün, kimi zaman pamuk, kimi zamanda keten giyinmiştir.”

Yeni bir elbise giyindiği zaman şu duaları okurdu:

"Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) elbiseyi yenilediği zaman şu duayı okurdu: “Allahım! Hamd sanadır. -(giydiği şey ne ise) ismen söyleyerek- Bunu bana sen giydirdin. Bunun hayırlı olmasını, yapılış gayesine uygun olmasını diliyor, şerrinden ve yapılış gayesine uygun olmamasından da sana sığınıyorum." (Ebû Dâvud, Libas 1, (4020); Tirmizî, Libâs 29, (1767))

Gömleğini giyinirken sağından başlardı.

Kimileri kendilerini ibadete vermek amacıyla zahidlik yapma adına giyeceklerden, yiyeceklerden ve kadınlardan yüz çevirenlerin zıddına en kıymetli yiyecekleri ve giyecekleri kullanmaktadırlar. Her iki gurubun davranışı da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in tutum ve davranışı değildir. Eskiler lüks ve adi elbiseleri hoş görmemişlerdir. Sünen’de İbn-i Ömer’den rivayet edildiğini göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim şöhret elbisesi giyerse, Allah ona kıyamet gününde zillet elbisesi giydirecektir. Sonra da onun içinde ateşe atılır.” (Ebu Davud, 4029)

Şöhret elbisesi renginin insanların giydiği elbiselerin renginden farklı oluşu sebebiyle halk arasında dikkat çekip, göze çarpan, insanların başlarını çevirip baktıkları, kendini beğenmişlik hissi uyandıran elbisedir. Kişinin bu şekilde cezalandırılmasının sebebi, onun elbise giyinmekle kibir ve böbürlenme kastını taşımasıdır. İşte bu yüzden Allah tersi ile cezalandıracak, onu küçük düşürecektir. Nitekim elbisesini kibirden dolayı uzatan kimseyi de yere geçirmiş, şimdi o kıyamet gününe kadar yerin dibine inmektedir. Sahihayn’de İbn-i Ömer’den gelen rivayette Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse çalım satarak eteklerini yerde sürürse Allah kıyamet gününde onun yüzüne bakmaz.” (Buhari-Müslim)

Aynı şekilde adi elbise giymekte bir yerde kınanmış bir yerde ise övülmüştür. Şöhret ve çalım satmak amacıyla adi elbise giymek yerilmiş ancak tevazu ve alçak gönüllü adına giyinme ise övülmüştür. Nitekim pahalı elbise giymekte aynı şekildedir. Şayet böbürlenme ve çalım satma adına giyilirse yerilmiş ancak güzelleşmek ve Allah’ın nimetini göstermek amacıyla olursa övülmüştür. Müslim’in Sahihin de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan kimse cennete giremez. Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan kimse de cehenneme girmez.” Bunun üzerine bir adam “Ey Allah’ın Rasulü! Ben elbisemin ve ayakkabılarımın güzel olmasını severim. Bu da mı kibirdir?” diye sormuş Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cevaben şöyle demiştir:

“Hayır. Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir hakkı tanımamak ve insanları hakir görmektir.” (Yakın ifadelerle Müslim, Ebu Davud, 4091)



2- Yemek yemesi:

Rasulullah’ın yemek yemesi de, giyimi gibi mutedildi. Var olanı reddetmezdi, bulunmayanı ise araştırmazdı. Önüne hoş olarak getirilen yemeklerden ne olursa yerdi. Tiksindiği bir şey olursa yemezdi. Başkalarına da haram kılmazdı. Hiçbir yemeğe kusur bulmamıştır. İştahı olursa yer, olmazsa yemezdi. Nitekim alışık olmadığı keler eti getirilmiş, ancak Rasulullah bunu yememiş, ümmetine de yasaklamamıştır.

Lezzetli ve has olanı geri çevirmez, onu elde etmek içinde çabalamazdı. Şayet yemek bulamazsa sabrederdi. Hatta açlıktan karnına taş bağladığı olurdu. Aylar geçerdi de evinde ateş yandığı olmazdı. Genellikle yemeğini yere serdiği meşin bir sofra üzerine koyardı.

Üç parmağıyla yemek yer, yemeği bitince parmaklarını yalardı. Bu tutum yemek yiyenlerin takınacağı en uygun tutumdur. Çünkü kibirli kimse tek parmağı ile yemek yer, açgözlü ve hırslı kimse de beş parmağı ile yemek yer ve avucuyla ağzına basar.

Dayanarak yemek yemezdi. Dayanmak üç türlüdür. Yana dayanmak, bağdaş kurmak, bir eliyle dayanıp diğeriyle yemek yemek. Bu her üç türü de kötülemiştir.

Yemeğin başlangıcında besmele çeker, sonunda da hamd ederdi. Yemeğini bitirince şu duayı okurdu:

“Ey Rabbimiz! Hoş, mübarek, kifayet olunmamış, talebinden vaz geçilmemiş, ve müstağni kılınmayan bir hamd ile sana çokça hamdederim.”

Çoğunlukla oturarak su içerdi. Hatta ayakta su içmekten men etmiştir. Bir keresinde kendisi ayakta su içmiştir. Bazı alimler bu duruma, ayakta içmenin kerahetini kaldırmak için ayakta içti demişlerdir. Bir kısmı da her ikisini yapmak da caizdir demiştir. Bu konuda İbn-i Kayyim şöyle demektedir:

“Allah daha iyi bilir ya, Rasulullah’ın ayakta su içmesi bir ihtiyaca binaendir. Özel bir durumdur. Ve özürden dolayı ayakta su içmiştir. Anlatılan hikayenin gelişi de bunu göstermektedir. Zira Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), zemzem kuyusuna geldiğinde oradan su çekiyorlardı. Kovayı aldı ve ayakta su içti. Bu konuda en doğru olan ayakta su içmek yasaklanmış, oturmaya bir engel olursa cazi görülmüştür.”

Hattabi ve İbn-i Battal ayakta içmeyi yasaklayan hadisleri mekruh olmaya, ayakta içmekle ilgili hadisleri ise haram olmadığını belirtmeye bağlayarak hadislerin arasını uzlaştırmışlardır. Taberi “önce ayakta su içmek haram idi sonra ise serbest bırakıldı” diyenlerin görüşlerine itiraz ederek, eğer böyle olsa idi, “Rasulullah bunu belirtirdi” demiştir.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisi su içtiği zaman, solunda daha büyük birisi olsa bile, bardağı sağındakine uzatırdı. Enes b. Malik şöyle bir olayı rivayet etmiştir:

“Allah rasulü süt içti ve evine geldi. Bir koyunun sütü sağıldı. Ben de Rasulullah için kuyudan su çektim ve sütü su ile karıştırdım Allah rasulü bardağı eline aldı ve içti. Solunda Hz. Ebu Bekir vardı. Sağında ise arap bir bedevi vardı. Artığını bedevi araba verdi ve “Sağı takip edin sağı” dedi. (Buhari, 74/13)

Konu üzerine hadisler

* Huzeyfe (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Biz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında yemeğe oturunca, Resûlullah yemeye başlamadıkça, kesinlikle elimizi yemeğe vurmazdık. Bir seferinde yine O'nunla yemeğe oturmuştuk. Derksen bir cariye (küçük kız çocuğu) geldi, sanki arkasından bir iteni var gibi hemen elini yemeğe soktu. Resûlullah elinden tuttu. Arkadan bir bedevi geldi, sanki onun da arkasından iten biri vardı, alelacele o da elini yemeğe soktu. Rasulullah onun da elinden tuttu. Ve şunu söyledi:

"Şeytan, üzerine Allah'ın ismi zikredilmeyen yemeği kendine helâl addeder. Nitekim, sayesinde yemeğimizi kendine helal kılmak için bu cariyeyi getirdi. Ben de elinden tuttum. Bunun üzerine şu bedeviyi getirip onunla yemeği kendine helal kılmak istedi, ben onun da elinden tuttum. Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun şeytanın eli o ikisinin eliyle birlikte avucumdadır." "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bunları söyledikten sonra besmele çekip yemeye başladı." (Müslim, Eşribe 102, (2017); Ebu Davud, Et'ime 16, (3766).)

* Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:

"Sizden kim bir şey yerse "Bismillah (Allah'ın adıyla)" desin. Bidayette söylemeyi unutmuşsa, sonunda şöyle söylesin: "Bismillahi fi evvelihi ve âhirihi (başında da sonunda da Bismillah)." (Ebu Davud, Et'ime 16, (3767); Tirmizi, Et'ime 47, (1859).)

* Yine Hz. Aişe demiştir ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabından altı kişi içerisinde yemek yiyordu. Derken bir bedevi geldi. (Besmele çekmeksizin) iki lokmada yutuverdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Eğer bu adam besmele çekseydi yemek hepinize yeterdi! buyurdu." (Tirmizi, Et'ime 47, (1859).)

* İbnu Ömer (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Sizden kimse sakın sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan soluyla yer içer." (Müslim, Eşribe 106, (2020); Muvatta, Sıfatu'n-Nebi 5, (2, 922, 923))

* Ömer İbnu Ebi Seleme anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in terbiyesinde bir çocuktum. Yemekte elim, tabağın her tarafında dolaşıyordu. Resûlullah bana ikazda bulundu:

"Evlat! Allah'ın ismini an, sağınla ye, önünden ye!" Bundan sonra hep böyle yedim." (Buhari, Et'ime 2, 3, Müslim, Eşribe 108, (2022))

* İbnu Abbas anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Bereket yemeğin ortasına iner. Öyleyse kenarlardan yiyin, ortadan yemeyin." (Tirmizi, Et'ime 12, (1806); Ebu Davud, Et'ime 18, (3772).)

* Ebu Cuhayfe (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Ben dayanarak yemem." (Buhari, Et'ime 13; Tirmizi, Et'ime 28, (1831)

* Ebu Hüreyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Şeytan muhakkak ki hassastır, cidden pek hassastır. Kendinizi ondan sakındırın. Kim elinde et kokusu olduğu halde geceler, sonra da kendisine bir fenalık ulaşırsa sakın ha nefsinden başkasını suçlamasın." (Tirmizi, Et'ime 48, (1861); Ebu Davud, Et'ime 54, (3852).)

* Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kâfir bir misafir ağırlamıştı. Derhal onun için bir keçinin sağılmasını emretti. Keçi sağıldı. Kâfir sütünü içti. Sonra diğer bir keçinin daha sağılmasını emretti. (Adam doymadı). Bu sûretle tam yedi keçinin sütünü içti.

Adam yatıp, sabah olunca müslüman oldu. Resûlullah bir keçi sağılmasını emretti. Sütünü adam içti, sonra ikinci bir başka keçi daha sağıldı. Fakat bunun sütünü tamamen içemedi. Bunun üzerine Resûlullah: "Mü'min bir mideye içer, kâfir ise yedi mideye içer" buyurdular." (Buhari, Et'ime 12; Müslim, Eşribe 186, (2063))

* Ebu Hüreyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: " Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "İki kişinin yiyeceği üç kişiye de yeter. Üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter." (Buhari, Et'ime 11; Müslim, Eşribe 178, (2058))

* Mikdam İbnu Ma'dikerb (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Ademoğlu, mideden daha şerli bir kap doldurmaz. Ademoğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeterlidir. Ancak (nefsinin galebesiyle) illa da (mideyi doldurma işini) yapacaksa bari onu üçe ayırsın: Üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine (tahsis etsin, üçte birden fazlasına yemek koymasın)." (Tirmizi, Zühd 47, (2381); İbnu Mace, Et'ime 50, (3349))

* Hz. Enes (radıyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Bir avuç çürük hurma ile de olsa akşam yemeği yeyin. Zira akşam yemeğinin terki ihtiyarlık sebebidir." (Tirmizi, Et'ime 46, (1857).)

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 600
favori
like
share