Not: Umarım okumayı seviyorsunuzdur. yazmak boşa sallamak kolay iş okumak en hayırlısı...

12 Haziran seçimleriyle ilgili geriye sayım sürüyor. Milletvekili adaylarının neredeyse tamamı seçim bölgelerinde mevzilenerek seçmenlerine proje üstüne proje açıklıyorlar. Türkiye'de gelinen noktaya bakıldığında son 40 yılda çok şey gibi seçmene yönelik vaatlerin de değiştiği gözleniyor. Geçmişin, ağır sanayi hamlesi, toprak işleyenin, su kullananın, aş iş, fabrika, yatırım gibi temel sorunlara işaret eden slogan ve vaatlerin yerini bugün kısa yoldan rant dağıtmak biçiminde özetlenebilecek vaatler aldı.

Siyasi partilerin en çok beklenti yarattığı konuların başında orman alanlarıyla ilgili 2B düzenlemesi geliyor. AKP seçimlerden önce bitirmeyi planladığı 2B tasarısını seçimlerden sonraya erteledi. CHP ise, Kılıçdaroğlu'nun '2B Barışı' olarak açıkladığı projeyle iktidara gelmeleri durumunda 2B sorununu çözeceğini açıkladı...

Türkiye'de ormanlar üzerinden yaratılan beklentinin genel durumu kısaca böyle. Ancak şu günlerde çok da dillendirilmeyen bir başka konu da seçimlerin ardından, 2013 yılında Türkiye'de yapılması planlanan '10. BM Dünya Ormancılık Forumu.' Geçtiğimiz Şubat ayında forumun Türkiye'de yapılacağı müjdesini veren Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “Şimdiye kadar düzenlenen 9 toplantı hep New York'ta yapılmış. Biz ilk defa 2013 yılında yapılacak 10. toplantının Türkiye'de yapılması konusunda teklifte bulunduk. Bütün ülkelerin onayıyla 10. BM Dünya Ormancılık Forumu'nun Türkiye'de yapılması kararlaştırıldı” şeklinde bir açıklama yapmış, "Şu anda biz ağaçlandırma ve erozyon kontrolü konusunda dünya lideriyiz. Oran itibariyle baktığımızda ıslah ettiğimiz, ağaçlandırdığımız alana baktığımızda dünya birincisiyiz" iddiasında bulunmuştu.

İki yıl önce İstanbul'da gerçekleştirilen Dünya Su Forumu için 2007 Eylül'ünde bir çağrı yapan Başbakan Tayyip Erdoğan, "Su alanındaki tüm konular üzerinde mümkün olan en büyük etkiyi yapacak yeni düşünceleri geliştirmek üzere tüm hükümetler, parlamenterler, uluslararası kuruluşlar, yerel idareciler, enstitüler, özel sektör mensupları, belli başlı oluşumlar, hükümet dışı kuruluşlar ve akademisyenler İstanbul'da bir araya gelecektir. Bunu çok önemli bir buluşma olarak görüyoruz" ifadelerine yer vermişti.

'ALLAH'IN VERDİĞİ ENERJİYİ PARAYA ÇEVİRİYORUZ'

16-22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul'da yapılan Dünya Su Forumu'nun ardından Türkiye'nin su kaynakları üzerinde geliştirilen HES ve diğer projelerin ayrıntılarını artık tüm kamuoyu zeberlemeye başladı. İki yıldır Türkiye'nin kırsal coğrafyası yangın yerine dönmüş durumda. Başbakan Erdoğan, forumun ardından başlayan HES'lerle ilgili tepkiler üzerine 29 Ekim 2010'da Çankaya'da düzenlenen resepsiyonda, "hidroelektrik santralleri kurarken ''Allah'ın verdiği enerjiyi paraya çevirdiklerini'' belirterek, ''Rusya'dan alacağımıza biz üretiyoruz. Eskiden 'Su akar Türk bakar' derlerdi, şimdi su akar Türk yapar'' sözleriyle gelinen durumu özetleyecekti.

Dünya Su Forumu sonrasında, ancak kendi kendine yetebilecek, hatta su fakiri sayılabilecek Türkiye'nin su kaynakları üzerindeki ağır ve tahrip edici saldırı şöyle özetlenebilir; yedi yaşında cılız bir kaleci ve karşısında dünyanın en ünlü golcüleri şut çekmek için sıraya girmiş durumda!

Yerli şirketlerin yanında dünyanın dev su ve enerji tekelleri de Türkiye'nin sularına 'el koyma' sürecinin aktörleri haline geldi.

Peki ormanları akibeti de sular gibi mi olacak?

CHP'NİN ORMAN VAATLERİ

Bu soru, ülke coğrafyasının varsıllıkları konusundaki gelişmelerden endişe duyan hemen herkesin bugünlerde en çok üzerinde durduğu konuların başında geliyor. Başta değindiğimiz, siyasi partilerin seçim bildirgeleri ve vaatlere bakıldığında ormanlarla ilgili beklentinin yalnızca Türk halkının yaşam alanlarıyla sınırlı olduğu sonucuna varmak zor. CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun ağırlıklı olarak 2B'leri ele alan açıklamasında dile getirdiği, “CHP iktidarında orman sınırlarını ve kadastro işlemlerini tamamlayacağız. Orman eko-sistemini koruyacak, yeni orman alanları oluşturacağız. Çevre ve Orman Bakanlığı’nı yeniden yapılandıracak, İklim Değişimi ve Gelişimi Araştırma Merkezi kuracağız. Üreten, alın terine saygı duyan, hakça paylaşan, 85 bin köy ve köy altı yerleşmelerimizde, kasabalarımızda 17,5 milyon yurttaşımızın yaşadığı kırsal alan kalkınmasına özel önem vereceğiz. Bir atasözümüzü hatırlatmak isterim, ‘Yaş kesen, baş keser’ hiç kimse ormanlarımızı yok ederek, kendi siyasal geleceğini korumaya kalkmasın, burada Türkiye’nin geleceği yatıyor, vatandaşlarım üzülmesinler; AKP’ye ormanlarımızı sattırmayacağız. Çünkü CHP iktidara gelecek ve herkes rahat bir nefes alacak” sözleri seçmenin gönlünü okşasa da daha ötesini görebilmek için daha somut adımlara ihtiyaç olduğu kesin.

AKP'NİN ORMAN BEYANI

Türkiye ormancılığı konusunda yaptığı saygın çalışmalarla bilinen Doç Dr. Yücel Çağlar, AKP'nin, 'Türkiye Hazır: Hedef 2023' başlığıyla kamuoyuna açıkladığı “12 Haziran 2011 Genel Seçimleri Seçim Beyannamesi'nde ormanlarla ilgili projeleri değerlendirdi. Çağlar, AKP'nin seçim beyannamesinde yer alan, "Orman alanlarımız ülke topraklarımızın % 30’u olan 23,3 milyon hektara ulaştırılacaktır, Milli parklarımızın sayısını 50’ye tabiat parkı sayısını ise 55’e çıkaracağız. Kent ormanı sayısı iki katına çıkarılacaktır ve Ormanlarımızın tamamının tapu ve tescil işlemleri tamamlanacaktır” şeklindeki hedeflerinin ormancılığımızın içinde bulunduğu yaşamsal önemdeki sorunlarla hiçbir ilgisi olmadığını öne sürüyor ve 'beyannamede bu hedeflerin nasıl gerçekleştirilebileceğine de hiçbir biçimde açıklama getirilmemiştir" diyor.

Çağlar, AKP'nin 160 sayfalık seçim beyannamesinde Cumhuriyet'İn 100. yılında hedeflenen Türkiye görüntüsünün Nasreddin Hoca'nın, "Ya tutarsa" sözünü akla getirdiğini söylüyor ve "Türkiye neye hazır duruma getirildi acaba?" sorusunu yöneltiyor. AKP'nin seçim beyannamesinde Türkiye ormancılığını doğrudan ilgilendiren 'beyanları' değerlendiren Çağlar, şu görüşleri dile getiriyor:

YALANDAN KİM ÖLMÜŞ

AKP: 'Orman varlığını zenginleştirerek 21,6 milyon hektara çıkardık.'

Doç. Dr. Yücel Çağlar: Bu açıklama tümüyle aldatmacadır: Çünkü ülkemizde 'orman' sayılan yerlerdeki artış, 1970’li yılların başından 2000’li yılların başına değin gerçekleştirile ormancılık çalışmalarının sonuçlarını yansıtmaktadır. Kaldı ki, bu artışın çoğunluğu da terk edilen arazilerin doğal olarak yeniden orman ekosistemleriyle kaplanmasıyla gerçekleşmiştir. Çünkü, AKP döneminde de “orman” sayılmayan yerlerde hemen hemen hiçbir yeni orman oluşturma çalışması yapılmamıştır. Öte yandan, azıcık ormancılık ve orman ekolojisi bilgisine sahip olanlar da bilir ki 'orman varlığının zenginleşmesi' ile 'orman' sayılan yerlerin genişlemesi birbirinden tümüyle farklı olgulardır. AKP döneminde orman ekosistemlerimiz ağaç ve ağaç türü çeşitliliği bakımından yoksullaştırılmıştır. Dahası, AKP döneminde “özel ağaçlandırma” uygulamalarıyla, özel kişi ve kuruluşların 'bozuk' sayılan 'devlet ormanlarını' fıstıkçamı, ceviz, badem, kestane vb meyveli ağaç bahçelerine dönüştürme çalışmalarına da hız kazandırılmıştır. Anayasanın yanı sıra 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 57. maddesine de aykırı olan Ağaçlandırma Yönetmeliği’yle sürdürülen bu uygulamalarla 2010 yılı sonuna değin, 'bozuk' ya da 'verimsiz' sayılan 75 bin hektar orman ekosistemi özel meyve bahçelerine dönüştürülmüştür.

AKP'NİN KENT ORMANI YALANI VE YEŞİL ÇİRKİNLİKLER

AKP Seçim Beyannamesinden: '2003 yılında başlattığımız kent ormanları projesiyle bugüne kadar 69 ‘u il merkezlerinde ve 20 ilçe merkezi olmak üzere 89 yeni kent ormanı kurduk.'

Çağlar: Hayır; bu bu açıklama da kesinlikle doğru değildir: AKP döneminde hiçbir 'kent ormanı' kurulmamıştır. AKP döneminde yapılan, kentsel yerleşmelere en yakın yerlerdeki orman ekosistemlerinin, bu kapsamda ağaçlandırma alanlarının, dahası, milli parkların bir kısmı da 'kent ormanı' olarak kullanılmaya açılmasıdır. Kimilerinin kullanımı yandaş belediyelere devredilen bu orman ekosistemlerinde çeşitli tesislerin yapılmasına izin verilerek bu orman ekosistemleri üzerindeki insan baskısı daha da artırılmıştır.

AKP: 'Halen bütün alanlar değerlendirilmekte, karayolları kenarları, okul bahçeleri, hastane ve cami avluları ile mezarlıklar ağaçlandırılmaktadır.'

Çağlar: Bu doğrudur; ancak nasıl ve ne pahasına? Özellikle karayollarının kenarlarında yapılan ağaçlandırma çalışmaları hemen hemen tümüyle başarısızdır: Müteahhitlere yaptırılan bu çalışmalar sırasında ne ekolojik koşullara ve karayolu ağaçlandırmalarına uygun türler kullanılmakta ne de dikimler sırasında teknik gerekler yeterince yerine getirilmektedir. Dolayısıyla, dikilen fidanların çoğunluğunu ya kurumakta ve bu yolla da göz ardı edilemeyecek boyutta kamusal kaynağın savurganlığına yol açılmakta ya da karayolları çevresinde 'yeşil çirkinlikler' üretilmektedir.

AKP DÖNEMİNDE ORMAN YANGINLARI AZALMADI, ARTTI!

AKP: Türkiye’yi orman yangınları ile mücadelede çevre ülkelere de her an yardım edebilecek güçlü yangın söndürme sistemine kavuşturduk.'

Çağlar: AP iktidarı döneminde de orman yangınlarıyla savaşım yangın söndürme çalışmalarına indirgenmiş; öncelik ve ağırlık çıkan orman yangınlarının olabildiğince daha az yıkımla söndürülmesine verilmiş; ancak 2008 yılından sonra Serik-Taşağıl’da çıkan büyük orman yangınından sonra 'yangınlara dirençli' orman yapılarının oluşturulmasına kalkışılmıştır. Bu nedenledir ki, AKP döneminde her yıl çıkan orman yangınlarının sayısı azalmamış, artmıştır. Sözgelimi, ülkemizde 1996-2002 döneminde yılda ortalama 1920 orman yangını çıkarken 2003-2009 döneminde 2065 yangın çıkmıştır. Oysa, ülkemizde orman yangınlarının çıkma olası artıran nedenlerden ormanların içinde ve bitişiğinde yaşayan nüfus hızla azalmaktadır; orman-köylü ilişkilerinin niteliğinin değişmiştir, halkın bilgi ve bilinç düzeyi artmıştır, orman yangınlarıyla savaşım amacıyla kullanılabilecek kaynak artırılmıştır. Bu gelişmelere, özellikle de genel bütçeden sağlanan parasal kaynakların olağan dışı boyutlarda artırılmasına karşın yangın başına düşen ortalama yanan orman ekosistemi genişliği 1996-2002 döneminde ortalama 5,7 hektar iken AKP döneminde ancak 4,5 hektara düşürülebilmiştir.

AKP: '1992-2002 yıları arasında senelik ortalama olarak 75 000 hektar ağaçlandırma ve bozuk ormanların ıslahı yapılırken 2003-2009 yılları arasında bu rakam 7 misli artırılarak 501 387 hektarda ağaçlandırma ve bozuk ormanların ıslahı gerçekleştirildi.'

Çağlar: AKP öncesi yedi yıllık dönemde yılda ortalama 90 bin hektar olmak üzere toplam 655 bin hektarda 'orman yetiştirme ve iyileştirme' çalışması yapılmıştır. AKP döneminde ise bu miktar 2,2 milyon hektara çıkmıştır. Başka bir söyleyişle AKP döneminde gerçekleştirilebilen çalışmalar 7 değil 3,5 kat artmıştır (!). Bu bilgi bu alanda olup bitenleri tüm boyutlarıyla yansıtsa yine de “başarı” sayılabilir. Ancak, söz konusu çalışmaların yüzde 64’ü ağaçlandırma değildir, 'bozuk/verimsiz' sayılan ormanlarda öteden beri yürütülen 'iyileştirme' çalışmasıdır.

AKP: 2008, 2009 ve 2010 yıllarında toplam 1448274 hektarlık alanda çalışma yapılarak 814 milyon fidanı toprakla buluşturduk.'

Çağlar: Hayır, sözü edilen 1 448 274 hektar alanın yalnızca; yüzde 9’u 'orman' sayılan yerlerdeki ağaçsız sayılan yerlerde, yüzde 3’ü gençleştirilecek yaşlı orman ekosistemlerinde, yüzde 2,5’i de 'bozuk devlet ormanı' sayılan alanlarda yapılan ağaçlandırma çalışmalarını kapsamaktadır. Buna karşılık yüzde 73’ü ise var olan orman ekosistemlerinin niteliklerinin 'iyileştirilmesi' amacıyla yapılan teknik iş ve işlemlerdir. Ki, daha önce de belirtildiği gibi bu çalışmalar ülkemizde öteden beri yapılmaktadır. Bu çalışmaların hangi orman ekosistemlerinde ve nasıl yapıldığı, yol açtığı ekolojik, ekonomik ve toplumsal sorunların ise ayrıca tartışılması gerekiyor.

AKP’NİN BEYANNAMESİNDE NELER YOK?

AKP döneminde ormanlarımızda ve devlet ormancılığı düzeninde son derece köktenci değişiklikler gerçekleştirildiğini ve bu kapsamda Anayasanın bile değiştirilmeye kalkışıldığının altını çizen Çağlar, “ancak bildirgede bunlardan nedense hiç söz edilmemektedir. Sözgelimi, ilgili bakan ve genel müdürlerin her fırsatta övünçle açıkladıkları; henüz iktidarının ilk aylarında ‘2B arazilerinin’ işgalcilerine satılmasının gündeme getirilmesi, hiçbir gereği yokken Dünya Bankası, AB ve BM gibi kuruluşlardan sağlanan parasal desteklerle yürütülen yabancı kaynaklı projelerin hızla yaygınlaştırılması, ne amaçları ne hedefleri ne de kapsamları yönünden birbirileriyle ilgisi bulunmayan Ulusal Ormancılık Stratejisi ve programı vb AB yönlendirmeli ‘ulusal’ belgelerin hazırlanması ve gerçekleşmelere 160 sayfalık beyannamede hiç yer verilmemiştir. Neden acaba?”

Yusuf Yavuz

Odatv.com

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 383
favori
like
share