Şöhretin 'sıradan' insanlarla yüz yüze gelmemek anlamına geldiği bir piyasada, ünlü olmayı insanlarla konuşabildiği için seven, "Bir aktörün başına gelebilecek en kötü şey, hakkında yaratılan efsaneye inanmasıdır" sözünü şiar edinen bir oyuncu Halit Ergenç



İki büyük tutkusu vardı genç adamın: Biri müzik, diğeri deniz... Babası müzisyen ve oyuncuydu, ama o annesine daha yakındı ve anne tarafındaki erkeklerin hepsi ya işletmeciydi, ya mühendis... Mademki "Deniz benim için hayat" diyordu; İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi tam aradığı yerdi... Fena halde yanıldığını anlaması bir sene bile sürmedi. Gizlice konservatuvar sınavlarına girdi ve Mimar Sinan Üniversitesi'nin Opera Bölümünü kazandı. Oyunculuk yoktu hesapta. Ama konservatuvarda Müzikal Oyunculuğu Bölümü açılınca oraya geçiverdi. Müzik ve oyunculuk beraber gidecekti artık hayatında. Babası gibi tıpkı...
Şehir Tiyatroları'ndan emekli oyuncu-besteci-söz yazarı Mehmet Sait Ergenç'in oğlu Halit Ergenç. Müslüm Gürses'e, İbrahim Tatlıses'e verdiği şarkıları var Sait Ergenç'in; en ünlüsü "Ben İnsan Değil miyim?"... 30 Nisan 1970'te dünyaya gelen Halit Ergenç, annesinin ilk, babasının üçüncü çocuğu. Kendisinden üç yıl sonra büyük bir sevgiyle bağlı olduğu zihinsel özürlü kız kardeşi doğar. Vaktinden önce büyümesini gerektirecektir bu.
İstanbul ve Avşa'da geçen çocukluğunu, evdeki tartışmalarla gölgelense de çok güzel hatırlıyor... Sokaklarda, ağaç tepelerinde, kuzularla, ineklerle koşturarak, çingenelerle, kalaycılarla ahbaplık ederek geçen bir çocukluk... Annesi ile babası ayrıldıktan sonra baba üçüncü kez evlenerek iki erkek evlada daha sahip olur. Beş kardeşinin hiçbirini diğerinden ayırmaz, Halit Ergenç. Anne babasıyla hesaplaşmasını 30'undan sonra tamamlasa da, bir tek ilişkilerde tartışma korkusu kalır o günlerden yadigâr.

Ajda Pekkan'ın vokalisti
Şarkı söylemeye Beşiktaş Atatürk Lisesi'nde başlar. Sibel Tüzün ve Selen Gülün ile aynı dönemde okur, okul orkestrasında solisttir, iyi caz söyler. Konservatuvar süresince çeşitli işlerle uğraşır; pazarlamacılık, bilgisayar operatörlüğü yapar. İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın teknik departmanında çalışır, tırdan malları indirip stadyum konserlerine sahne hazırlamaktan büyük zevk alır. Bu dönemde edindiği arkadaşları, "Hiçbir işten yüksünmezdi, çok çalışkandı" diye anlatıyorlar Ergenç'i.
Üç yıl Ajda Pekkan'a ve Leman Sam'a vokalistlik yapar. Bu arada hayatına dans girmiştir. Başlarken 105 kilodur, dansla beraber kiloları onu terk eder. Rumba, çaça, samba, vals derken tango dersleri vermeye başlar. Ajda Pekkan'ın Günay'daki konserlerinde dans eden genç adam da Halit Ergenç'tir.


Tam da 'prens' olacakken
1996'da Dormen Tiyatrosu'nda sahneye çıkar. Onun için verimli bir yıldır, AKM'deki "Kral ve Ben" müzikalinde ilk başrolünü oynarken, nice star yetiştiren "Kara Melek" ile de televizyona adımını atar. Yükselen bir müzikal oyuncusuyken, 2000 yılında her şeyi bırakıp New York'a gider. Niyeti kariyerini orada sürdürmektir. Bir çocuk müzikalinde oynar ama sevemez bir türlü oraları. İki yılın sonunda sıfırdan başlamayı göze alıp döner yurda.
Talihi "Zerda" ile dönmüş görünse de bu işin bizim bildiğimiz yanı. Oysa bundan önce yapım şirketi TMC, onu "Bir İstanbul Masalı" için düşünmüştür... O sırada "Baba"da oynuyor olmasa, belki onu modern bir beyaz atlı prens olarak tanıyacak ve televizyon piyasasının yafta yapıştırma sevdası yüzünden son derece zengin bir oyuncudan mahrum kalacaktık. Ne var ki bu 'fırsatı' kaçırır Halit Ergenç ve Yavuz Bingöl'ün diziden ayrılmasıyla da "Zerda" macerası başlar.

Çok sevilen 'kötü adam'
"Aliye"de şansı bir kez daha 'döner' ve gönlünde Doktor Deniz yattığı halde Sinan rolü onun olur. Romantik prens gene kaçmış, ortaya televizyonda görüp göreceğimiz belki de en sahici, kızıldığı kadar çok sevilen 'kötü adam' çıkmıştır. Bu, senaryo yazarlarıyla konuşup rolüne büyük bir titizlikle hazırlanan Halit Ergenç'in başarısıdır. Nitekim, özellikle son bölümlerde dizinin lokomotifi Sinan olur. Ayrıca setin alçakgönüllü, efendi çocuğudur.
Eski-yeni tüm dostlarının onun hakkındaki kanısı, şöhretin hayatına değmeden geçtiği. Şimdi "Büyük Teklif"te kendi deyimiyle 'hain bankaya karşı' insanlara para kazandırıyor. Ama sunuculuğa devam etmek gibi bir niyeti yok. Kafasındaki senaryoyu yazmak istiyor. Bir de kız kardeşinden öğrendikleriyle bir özürlüyü canlandırmayı. En büyük tutkuları hâlâ deniz ve müzik. Ünlü olmayı 'eğlenceli' buluyor. "Benim onlara adım atmamı beklemeden, insanlar bana adım atıyorlar artık" diyor.
Şöhretin 'sıradan' insanlarla hiç yüz yüze gelmemek anlamına geldiği bir piyasada, insanlarla konuşabildiği için ünlü olmayı seven, kendisine Marlon Brando'nun "Bir aktörün başına gelebilecek en kötü şey, kendi hakkında yaratılan efsaneye inanmasıdır" sözünü şiar edinmiş bir oyuncu, Halit Ergenç... Evinin duvarında Chet Baker'ın fotoğrafı var ve onun sesini şöyle tanımlıyor: "Çok naif ve ego yok. Altta bu kadar bir yürek var! Kocaman bir yürek!" Tıpkı tanıyanların onu tanımladığı gibi...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 346
favori
like
share
tozkoparan Tarih: 20.08.2007 20:34
Paylaşım İçin Teşekkürler Ellerine Sağlık...
ozlems_o Tarih: 20.07.2006 13:38
gerçekten çok efendi biri dizilerde oynadığı kötü adam rollerinden sıyrılabiliyor

haber için sağol abi
aviatör Tarih: 20.07.2006 12:35
Aliye dizisi süperdi Onu süper yapanlardan biride sinandı ..paylaşım için saol