UEFA Ligi'nde üçüncü sezonun başlamasına üç aydan az bir zaman kaldı ve Avrupa'da Beşiktaş'la birlikte sadece 5 takım daha, üç sezon üst üste bu ligde yer alma şansını sürdürüyor

Geçtiğimiz sezon içinde İlhan Cavcav'ın bir maç sonrası, "Bizim hedefimiz dördüncülük" şeklindeki beyanatı çok ilgimi çekmiş, NTV'de Taktik'te de bahsetmiştim bu mevzudan... Türkiye Kupası'nda yarı finaller oynanacaktı ve Cavcav, muhtemel bir Fenerbahçe-Beşiktaş finali tahminiyle, lig dördüncülüğünün UEFA biletine yeteceğini ifade etmişti açıklamasında... Ya da bir başka seçeneği, Intertoto biletini de kâfi görmüş olabilir. Son hafta mağlubiyetiyle kaçırdılar Avrupa trenini, ama önlerine gerçekleştirebilecekleri ve kalıcı olabilecekleri hedefler koydukları için kutlamak gerek Gençlerbirliği'ni...
Tabii, Şampiyonlar Ligi'nde kalıcı olmak ve bu kupada üst üste mücadele etmek de önemli bir hedef, ama kulüpler ancak, bütçeleri nispetinde realize edilebilecek hedefler belirlerlerse istikrarı yakalarlar. Türkiye Süper Ligi takımları için Şampiyonlar Ligi'nde her yıl üst sıraları zorlamak hiç de kolay ulaşılabilir bir hedef gibi durmuyor...
Türk takımlarının hedefi, Manchester United, Liverpool, R.Madrid, Barcelona, Bayern gibi kıtada birinci halkayı oluşturan, bütçeleri Şampiyonlar Ligi'nde kalıcı olmaya yeter düzeydeki takımlardan sonra gelen ikinci halkada süreklilik sağlamak olmalı... O grupta İspanya, İtalya, İngiltere gibi ülkelerin orta düzey takımlarıyla birlikte, Portekiz, Belçika, Yunanistan, İskoçya ve Türkiye'nin üst düzey ekipleri var...
Geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı final oynayan 4 takımın üçü, Milan, Villarreal ve Arsenal, önemli bütçelerine rağmen, şampiyonluk yarışından erken kopmak durumunda kaldılar... Yani Şampiyonlar Ligi ile ulusal lig ve kupayı birinci halka ekipler bile bir arada zorlukla götürebilir durumda iken, ikinci halkanın hedefi ancak UEFA-Lig-Kupa üçlemesi olabilir. Şampiyonlar Ligi başlayana kadar futbol tarihinde bunu başarabilen tek bir takım vardı: Göteborg (1982)... Son 6 sezondaysa tam üç takım UEFA-Lig-Kupa üçlemesini yapmayı başardılar: Galatasaray (2000), Porto (2003) ve CSKA Moskova (2005)... Valencia'nın da 2004'te UEFA-Lig dublesi yaptığını bu tabloya eklersek dört takımın ortak özelliğinin doğru hedefler belirleyen ikinci halka ekipleri olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım...
***
Tabii UEFA Kupası'nda şampiyon olmanın yolu, bu kupada mücadele edebilmekten geçiyor. Mesela Belçika ekibi Brugge, tam 10 yıldır bir şekilde UEFA Kupası'nda yer alıyor. PAOK 9, Celtic, Kızılyıldız, CSKA Sofya, Graz AK, Slavia Prag ve Shakhtar Donetsk de 8 sezondur üst üste varlar Kupa 2'de... Hatta Shakhtar Donetsk, son 6 yıldır Şampiyonlar Ligi'ni hak edip, her seferinde UEFA'ya gelen bir ekip... Beşiktaş da üç yıllık tarihi olan UEFA Ligi'nin temel taşlarından biri olma yolunda. Şu anda sadece 6 takım, UEFA Ligi'nde üçte üç yer alma şansını sürdürüyorlar: Steaua Bükreş, AZ Alkmaar, Basel, Heerenveen, Sevilla ve Beşiktaş...
Başarının basit sırrı istikrar... Beşiktaş, iki sezondur grubunda ilk üçe girip üst tura çıkamasa da kulüp puanını güçlendirdi. Şu anda 38.634 puanla UEFA Kupası ilk turunda seri başı olması garanti. Üstelik gruplara kalması halinde ikinci yıl üst üste birinci torbadan kuraya girme şansı da devam ediyor. Bu da gruplarda Sevilla, Newcastle, Schalke, Parma, Feyenoord gibi rakiplerle eşleşmemek demek...
Beşiktaş doğru yolda... İstikrara inanın. O, sizi başarıya götürecektir...

Bergkamp ve Tayfur

25 Ağustos 1995'te Arsenal formasını Boro karşısında Highbury'de ilk kez giydiğinde tribünlerde sadece 37 bin kişi, sahada ise önceki sezonun on ikincisi Arsenal formasını giyen 10 İngiliz arkadaşı vardı. Bergkamp'lı geçen 11 yılın ardından, Arsenal 14 Ocak 2006'da Highbury'de yine Boro karşısına çıktığında 60 bin taraftar önünde 11 yabancı oyuncu mücadele ediyordu. 7-0 biten maçta gollerin 4'ü Fransız, biri İsviçreli, biri Brezilyalı biri de Beyaz Rus oyunculardan gelmişti. Bergkamp'la birlikte, Arsenal'de çok şey değişti...
Geçtiğimiz Cumartesi, Arsenal'in yeni stadyumu Ashburton Grove, tüylerimizi diken diken eden muhteşem bir atmosfer içinde idi... Güvenlik nedeniyle 54 bin kişi ile sınırlanan şanslı azınlık, bu oyuna biraz fazla olan adama, Arsenal'in tarihini değiştirenlerden birine, belki de en önemlisine, Dennis Bergkamp'a elveda dedi. Başlama vuruşunu babasıyla birlikte yapan Bergkamp, resimde Patrick Vieira'nın omzunda, Rijkaard'la tokalaşıyor... Muazzam...
Bu sahneden sonra bizde yapılan (esasında yapılamayan) jübileleri düşünüyorum. Ve üzülüyorum sadece. Elveda Bergkamp. Elveda Tayfur...

Aslolan formadır

Oyun karakteri oturmuş bir oyuncuyu, uzak mesafeden sadece yürüyüşünden, veya topu durduruşundan tanıyabilirsiniz. Köklü gazetelerin yazı fontu hiç değişmez mesela, ya da çok az değişir. Köklü kulüplerin de formaları... Sadece yeni forma satabilmek uğruna, bir kulübün karakterini yansıtan formalarıyla aşırı biçimde oynanmaz. Takımlarımız Avrupa maçlarına çıktığında, yabancılar sadece formalarımıza bakarak bizleri tanıyabiliyorlar mı ben şüpheliyim...
Posta kutuma sevgili Buket Şenarıcı'dan, Avrupa'nın belli başlı kulüplerinin yeni sezon forma tasarımları düştü. Kıskandım doğrusu... Bu konuda da oturup düşünmek gerek ciddi biçimde... Çünkü, bir kulübü sahada temsil eden esas unsur forma... Aslolan forma...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 413
favori
like
share
corleoni Tarih: 25.07.2006 15:17
paylaşım için sağol