Bekarlık sultanlıktır" beylik bir laftır, ama umduğunu yüzde 50 bile bulamadığın bir evliliğin yanında; bekarlık gerçekten de sultanlıktır!

Selam

Tanışma, vedalaşma gibi merasimleri pek sevmem. O nedenle izninizle bu bölümü es geçmeyi tercih edeceğim. Keza; bundan böyle dertleşeceksek eğer, aramızdaki dostluk şifresinin "samimiyet" olmasını arzu ederim; ama buraya kadarki satırları okuyup da beni akıllı uslu, gözleri her dem sulu biri zannettiyseniz hemen düzelteyim; kesinlikle öyle biri değilim. Etik olarak ahlak bilgisi öğretmeni kıvamında da değilim. Göz pınarlarımdaki deltalara gelince... Onları kurutalı epey oldu. Kısacası; kaderimin kölesiyken, hayatımın efendisi olma yolunu seçtim erkenden. Yakın dostlarıma göre delilikle dahilik arasında sık sık gidip gelmekteyim; ama yakından bakınca kim normal ki zaten? Ben açık açık itiraf ediyorum, evet efendim deliyim! Hem de "zır" cinsinden! Ruh röntgenimi çekip, hüviyetimi huzurlarınıza sunduktan sonra şimdi izninizle esas yazıma
geçebilir miyim? :)
***


Hayat benim için her sabah yeniden başlar. Uykuyu her gece kafamda bin türlü muhakeme ile selamlasam da değişmez bu. Hangi andan sonra kapandığını bir türlü hatırlayamadığım gözlerime eşlik edip, aynı anda uykuya daldığını düşündürerek sinsice çalışmaya devam eden beynim, sabah gözlerimi yeniden açana dek verilmesi en zor kararları çoktan vermiş olur. Üstelik her seferinde böyle olur. 19 yaşımdan beri, 11 senedir hemen her gece ve her sabah... Matematiği iyi olmayanlar için hemen belirteyim; 30 yaşındayım! Yirmi ile başlayan rakamlı yaşlara bir kaç gün önce veda ettim. Her biri, bir 10 yılı simgelen üç mumlu pastayı üflerken, tahmin ettiğiniz boyutta bir erozyon yaşamadım. Yaşı 30'u benden önce geçmiş arkadaşlarımın söyledikleri kadar sarsıcı bir durum değilmiş anladım. Ya da en azından ben öyle sarsılmadım. 30. yaş günüm sadece takvimsel olarak artık değişmeyecek bir miladın başlangıcı benim için. Yoksa yaş dediğiniz şey yalnızca sayıdan ibaret değil mi?

Tabii ki hayatında 30 yılı tamamlamış genç bir kadın olarak benim de kaygılarım var. Kaygıdan sayarsanız eğer, mesela henüz evli değilim. Anne de değilim; ama bunlar da sırf çevremdeki insanlar sürekli olarak bir şeylere geç kalmakta olduğumu hatırlattığı için kaygı sayılıyorlar. Şimdilik hala boş duran parmağıma bakıp "Hala yok mu bir şey?" diye soruyorlar. Biliyorum günün birinde o parmağım bir alyans ile dolsa bu kez de içi boş duran karnıma bakıp "Hala yok mu bir şey?" diye soracak bu insanlar. Yok işte bir şey kardeşim!!!

Bana sorarsanız o rollere bürünmek zorunda da değilim. Elbette günün birinde anne olmayı çok isterim. Hatta ne yalan söyleyeyim; hormonlarım sanki şimdiden istiyor gibi. Bu da bir gerçek, ama sanki önce kendimi biraz daha büyütmem gerekiyor. Yoksa bir an önce torun sahibi olmak isteyen annemi - babamı mahçup etmek istemezdim, o başka; ama çok erken öğrendim ki; sevmek başka bir şey, sevişmek çok başka...

Konu evliliğe doğru uzanmışken, size "bekarlık, sultanlıktır" tezini doğrulayan canlı bir örnekten, arkadaşım Gülfem'den bahsetmek istiyorum. Arkadaşım dediğim evli ve iki çocuk annesi bir kadın oldu artık. Bu satırları yazmak için bilgisayarımın başına oturmadan birkaç saat önce beni ziyarete geldi Gülfem. Bu arada bakmayın siz onun adının Gülfem (gül yüzlü) olduğuna, yüzü evlilikten yana pek gülmedi!

Birbirimizi birkaç haftadır göremediğimizden epeyce sohbet edip, özlem giderdik. O bana zor giden evliliğinden, ben ona zor giden çalışma hayatından bahsedip, hangimizin daha şanslı olduğuna karar vermeye çalıştık. Ben her ne kadar kendisine genç yaşta anne olmanın güzelliklerini sayarak, içinde bulunduğu durumdan keyif almasını sağlamaya çalıştıysam da biliyordum ki; asıl şanslı olan bendim! Umduğunu yüzde 50 bile bulamadığın bir evliliğin yanında, bekarlık gerçekten de sultanlık gibi duruyordu; ama ona söylediklerimde de doğruluk payı yok değildi. Anlayacağınız, pembe bir yalandı benimkisi.
Sonra birlikte çıktık evden. O eve; okuldan gelecek olan çocuklarını karşılamaya, ben ise kuaföre saçlarıma fön çektirmeye doğru yollandık. Bu iki yol arasındaki ayrım, bizi sadece ev ya da kuaför adreslerine ulaştıran sokaklardan öte bir ayrımdı. Çocukluk arkadaşı olmamıza rağmen, hayata dair seçimlerimiz ne kadar farklı olmuştu. O artık karnını çekiyordu içine yürürken... Ben ise hala kendimi çekiyordum içime... O, bugüne dek üçüncü kez değiştirmek zorunda kaldığı evinden söz edip "Yeni eve yerleşmek çok zor oluyor" derken, ben "İnsanın kendine yerleşmesi bütün bir ömür alıyor" diyordum. Ayrımlarımız, yollar gibi uzayıp gidiyordu...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 643
favori
like
share
Garip07 Tarih: 26.07.2006 13:59
allah sana kolaylik versin