AK Parti hakkında 2008'de kapatma davası açıldığında, Balbay'ın milli irade hakkında ne yazdığını merak ettim. Acaba, % 47 oy alan bir partinin kapatılmak istenmesine milli irade adına direnmiş miydi? Beraber okuyalım, kararı siz verin. "Yargı da Milli İradedir!"


Nazlı Ilıcak'ın köşe yazısından ilgili bölüm:

Türkiye, seçimlerden yeni çıkmış bir ülke görünümünde değil. Hayati tartışmalarla yüz yüzeyiz. Hatip Dicle meselesi nasıl çözülecek? Mahkeme, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın tutukluluğuna devam kararı verdiğine göre, ana muhalefet partisi ne gibi önerilerle iktidarın karşısına çıkacak? TBMM, Anayasa'ya odaklanmak yerine, önce, milletvekilleriyle yargı arasındaki ihtilâfı çözmeye çalışacak.

Keşke, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nden "tutuksuz yargılanma" sonucu çıksaydı. Ama karar, 2'ye 1 "tutukluluğun devamı" istikametinde oldu. Daha önceki tahliye taleplerini, aynı mahkeme, zaten 2'ye 1, -Başkan Köksal Şengün'ün muhalefetiyle- reddediyordu. Değişen hiçbir şey yok.

Ben en fazla, "Yargı, milli iradeye karşı geliyor" sözüne takılıyorum. Oysa Ergenekon sanıklarını aday gösterme konusunda milli iradeden ziyade, CHP'nin iradesi ısrarlı davrandı. Ergenekon ve Balyoz sanıklarından (Çetin Doğan, Tuncay Özkan, Doğu Perinçek) "bağımsız" aday olanların toplam oyu, 100 bini (binde 2'yi) bile bulamadı.
***

"Milli iradeyi temsil eden Mustafa Balbay hapisten çıkmalıdır" deniliyor ya, AK Parti hakkında 2008'de kapatma davası açıldığında, Balbay'ın milli irade hakkında ne yazdığını merak ettim. Acaba, % 47 oy alan bir partinin kapatılmak istenmesine milli irade adına direnmiş miydi? Beraber okuyalım, kararı siz verin. Yazının başlığı: "Yargı da Milli İradedir!"

"AKP'ye yönelik kapatma davasının ardından ilk günkü iktidar kaynaklı tepkiler gösteriyor ki, önümüzdeki dönem en çok şu sözcük kullanılacak: Milli irade! Başbakan Erdoğan, açılan davanın milli iradeye yönelik bir adım olduğunu söyledi. Madem ki bundan böyle gündem siyasetle hukuk arasında gidip gelecek; yolun başında yürürlükteki anayasanın temel kurallarını anımsatalım. 6. madde şöyle diyor: 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Türk milleti egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır.' 7. madde: 'Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir.' 9. madde: 'Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.' Vurgulamak istediğimiz şu: Meclis kadar, yargı da yetkisini Türk milleti adına kullanıyor! Bu anlamda yargı da milli iradenin bir parçasıdır. Hiçbir kesim tek başına milli iradeyi ben temsil ediyorum, diyemez!"

(16 Mart 2008-Cumhuriyet)
Balbay'ın bir başka yazısı, "Yasama, Yargı, Yürütme" başlıklı.
"Hâkim ve savcılar 'Türk milleti' adına karar veriyor... İktidara göre, yargı kendilerine hiç dokunmayacak, kime dava açılması gerektiğine de kendileri karar verecek! AKP'nin kapatılması davasında yapılan tartışmanın özü budur. Kimse, AKP'nin ne yaptığına, ülkeyi nereye götürdüğüne bakmıyor. Varsa yoksa, böyle bir dava açılır mı? Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yetkisi yok da diyemiyorlar. Yasalar açık... Tek bildikleri şu: Yüzde 47 oy alan parti hakkında dava açılmaz! Hayır... Eğer ortada bir suç iddiası varsa, yargı gereğini yapar." (17 Mart 2008-Cumhuriyet)


Şimdi isterseniz, Balbay'ın bazı kelimelerini değiştirip yazıyı yeniden kaleme alalım: "Kimse Ergenekon'un ne yaptığına, ülkeyi nereye götürmek istediğine bakmıyor. Hâkimlerin yetkisi yok da diyemiyorlar. Yasalar açık. Tek bildikleri şu: Milletvekili seçilen biri nasıl tutuklu kalır! Hayır... Eğer ortada ciddi bir suç şüphesi varsa, yargı gereğini yapar."
***

Yanlış anlaşılmasın, konu, yargının takdirinde olmakla birlikte, özellikle meslektaşlarımızın tutuksuz yargılanmalarının gereğine inanıyorum. Çünkü onlar, olsa olsa, darbe teşebbüsüne geçenlerin psikolojik harekâtta kullandıkları bir vasıtadan ibaret. Ama "Milletvekili seçildikleri için tutuksuz yargılansın" demek ayrıcalıktır. CHP, Balbay yerine Tuncay Özkan'ı tercih etseydi, ya da MHP Engin Alan yerine, Çetin Doğan'ı aday gösterseydi, bu defa onlar mı serbest kalacaktı? Bu ne keyfilik! Veli Küçük veyahut İbrahim Şahin, bir partinin listesinden milletvekili seçilseydi, bugün "tutuklulukları sona ersin" diyenler çıkacak mıydı? Tutuksuz yargılamayı, milli irade bağlamında değil, "uzun tutukluluk süreleri, infaza dönüştüğü" için savunuyorum. Mahkemelerin, darbenin asli faili gibi görmediği kişilerin tümünü tahliye etmesinin doğru olacağını düşünüyorum.

Sabah

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 416
favori
like
share
kırıkkanat Tarih: 25.06.2011 21:45
Nazlı hanıma sorsalar en sevdiğiniz hayvan hangisi diye büyük bir ihtimalle cevabı bukalemun olacaktır

2008yılında açılan Akp yi kapama davasında Akp lilerle beraber
11 Anayasa Mahkemesi Üyesi milletin iradesine el koyamaz demişti
EE nazlı hanım söz uçar yazı kalır

Bu günlerde eleştirdiği lanetlediği ama o günlede yazdıkları okuduğunda
darbe şakşakcılığı yapmış



“12 Eylül bir darbe değildir diyen Orgeneral Kenan Evren’e tamamıyla katılıyoruz. 12 Eylül ne bir darbedir, ne de bir ihtilal. Zira ‘darbe’ de, beğenilmeyen yönetim devrildikten sonra, şahsen iktidara geçip hükümet etme hırsı galiptir ve kalıcı olma vasfı ağır basmaktadır. Halbuki 12 Eylül’de geriye dönük bir tasvib mevcuttur”. (Nazlı Ilıcak, 18 Eylül 1980)

“12 Eylül’ün gerekçesi haklıdır; 12 Eylül terörden bezen halkın meşru müdafaaya geçtiği gündür”. (Nazlı Ilıcak, 17 Ekim 1980, Tercüman)

Ümidimiz memleketimizin birlik ve beraberliğimizin son şansı olan Türk Silahlı Kuvvetleri harekâtının başarı ile neticelenmesidir”. (Nazlı Ilıcak, 16 Eylül 1980, Tercüman)

Türkiye’de demokrasi, demagoji ve anarşiye dönüşmüştür. Otorite ve hürriyet arasındaki denge birincisi aleyhine bozulmuş, bir otorite boşluğu doğmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri, bu boşluğu doldurdu
Hürriyet halk için değil, aydınlar için lüzumludur, belki kulağa hoş gelmeyen ama gerçeği aksettiren bir sözdür. Parlamentonun feshi ve demokrasinin bir süre askıya alınması, mutlaka geniş halk kitlelerini fazla etkilememiştir.” (Nazlı Ilıcak, 14 Eylül 1980, Tercüman)
“Huzur 1 Yaşında”. (12 Eylül 1981, Tercüman)


“Kızıl ahtapotların kolları ülkemizi yavaş yavaş sarıyor. Ve hala at gözlüğü takanlar, faşizmin tırmanışından söz ediyor. Faik Türün’ü faşistlikle mi suçluyorsun, MİT’e kontrgerilla damgasını mı vuruyorsun, devlet teröründen mi bahsediyorsun, işkence iddiaları ile yeri göğü inletiyor musun, faşizm geliyor diye yaygarayı mı basıyorsun... Geç kardeşim uzatma o eli bana, çünkü o el kızıl ahtapotu boğmak yerine onu besliyor. Ben o kirli eli sıkmam”. (Nazlı Ilıcak, 27 Temmuz 1980)“13 ilde sıkıyönetim yürürlüğü girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba Asker”. (Nazlı Ilıcak, 17 Aralık 1978, Tercüman)