Susma hakkı nasıl kullanılır - Susma hakkı ne zaman kullanılır - Susma hakkını kimler kullanabilir - Sorguda susma hakkı

Tarih sahnesinde yalınayak yürümeye başlayan insanlık, bugüne gelindiğinde artık sırf insan olmasının kendisine bahşettiği birçok hakla donatılmış durumdadır. Ancak insan bilmediği, kendisine öğretilmediği bir haktan faydalanmaya ne kadar uzak ise, bir devlet de vatandaşlarına öğretmediği, uygulamaya sokmadığı evrensel hakların niceliği ve niteliği orantısında demokratik bir hukuk devleti olmak hayalinden o kadar uzaktır.
Günümüzde pek çok milletlerarası antlaşma metninde kendine yer bulan ve artık evrenselliği tartışılmaz olan “Susma Hakkı”, bir devletin ulaştığı çağdaşlık seviyesinin ölçülerinden biri durumuna gelmiştir.
Bu çalışmada da, görüleceği üzere; özellikle Çağdaş Ceza Muhakemesi Hukukunda, kendisine suç isnat edilen bir kimse “matruşka” bebeklerini andırır gibi çok sayıda hak tarafından kuşatılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde şüpheli/sanıkların sahip oldukları bu çeşitli haklara değinildikten sonra ikinci bölümde; Savunma hakkı bünyesinde bulunan“Susma Hakkı”, gerek tarihsel gelişimi ve önemli dönemeçleri irdelenerek gerek bugün geldiği nokta itibariyle tanımı yapılmaya, sınırı çizilmeye, değişik ihtimallere göre sonuçları belirlenmeye çalışılarak incelenmiştir. Bu hususlar dışında, güncel ve susma hakkına farklı bir bakış katması nedeniyle bir Anayasa Mahkemesi kararı da çalışmaya dâhil edilmiştir.

BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL OLARAK SANIK/ŞÜPHELİ HAKLARI
Şüpheli ve sanığın haklarını aktif ve pasif olarak ikiye ayırmak mümkündür. Aktif haklar, bu süjelerin, muhakeme işlemlerine katılmaları halinde sahip oldukları haklardır. Pasif haklar ise somut herhangi bir muhakeme işlemiyle bağlantılı olmayan ve muhakemenin tümünü ilgilendiren haklardır1.
Aşağıda açıklanacak olan haklar, hem şüpheli hem de sanık hakkı olarak nitelendirilmeye elverişli olan haklardır. Bu haklardan, konumuna uygun olduğu ölçüde, hem sanıklar hem de şüpheli şahıslar faydalanabilecektir.

1) Adil yargılanma hakkı:
Sanığın, adil, dürüst ya da hakkaniyete uygun yargılanma hakkı vardır(İHAS m.6/1;İHEB m.10; Ay m. 36/1). Anayasa’ya göre, herkes adil yargılanma hakkına sahiptir(Ay m. 36/1). Adil yargılanma, insan hakları ile şüpheli, sanık ve mağdurun hakları ihlal edilmeksizin yapılan yargılamadır. Adil yargılanma hakkı, başlıca şu unsurları içerir(İHAS m.6/1) Davanın, 1]yasayla kurulan, 2]bağımsız ve tarafsız, 3]mahkeme önünde, 4]makul sürede, 5]açık duruşmada görülmesi(İHAS m.6/1).
Ancak. Altını çizmek gerekir ki, davanın “hakkaniyete uygun” surette dinlenmesine ilişkin bu hak, kendisini oluşturan ve sözleşme’nin 6. maddesinde sayılan unsurlardan bağımsız, genel bir haktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre, adil yargılanma kavramı, ayrıca ceza ve ceza muhakemesi hukukunun temel ilkelerinde ortaya çıkan unsurları da kapsar2. Mahkemenin içtihatlarında sıkça rastlanan “dava hakkı”, “taraflar arasında silahların eşitliği”, “ yargılamada yüze karşılık-doğrudan doğruyalık” gibi haklar, adil yargılanma hakkından türetilmiştir. Adil yargılanma hakkı, adalet sisteminin sadece işleyişini değil, aynı zamanda örgütlenmesini de ilgilendirir3. Bu hakkın içeriği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarıyla sürekli genişlemektedir.
Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin bir iç hukuk kuralı haline gelmesiyle, hukukumuzun bir parçası haline gelmiş ve Anayasa m.36’da doğrudan doğruya ifadesini bulmuştur4.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160/2 maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığıyla, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.

2) Bağımsız/tarafsız/olağan hâkim ilkesine uygun bir mahkemede aleni yargılanma hakkı:
Sanığın, mahkeme tarafından ve aleni olarak yargılanma hakkı vardır. Ancak, mahkeme, bağımsız, tarafsız ve olağan hâkim ilkesine uygun biçimde kurulmuş olmalıdır(İHAS m.6/1; İHEB m.10; Ay m.138,141; CMK m.3,22,182).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, mahkeme kavramı, yasayla kurulan, yürütme organı ve taraflar önünde bağımsız, tarafsız ve yargılama usulü güvencesine sahip bir makamı ifade eder5. Yasayla kurulan mahkeme koşulu, olağan(yasal veya doğal) hâkim güvencesini de beraberinde getirmektedir. Olağan hâkim ilkesi, gerek mahkemelerin kuruluş ve yetkilerinin, gerekse izleyecekleri muhakeme usulünün yasayla ve dava konusu uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce belirlenmesini ifade eder6.
Mahkemenin yasalara uygun karar verebilmesi için, öncelikle mahkeme dışı etkilere karşı korunması gerekir. Mahkemenin bağımsız olması, mahkeme hâkimlerinin başka bir kişi ya da organdan emir almaması, özellikle yürütme erki ile tarafların etki alanı dışında olması demektir7. Mahkemenin, somut olayı yargılarken, muhakeme içi etkilere karşı da korunması gerekir8. Bu da hâkimin tarafsızlığını güvence altına alan kurallarla sağlanır. Mahkemenin tarafsızlığı, davanın çözümünü etkileyecek herhangi bir önyargı bulunmamasını gerektirir. Bu ise özellikle mahkeme üyelerinin taraflara karşı onların leh ve aleyhinde bir duyguya ya da çıkara olmamasını ifade eder.

3)Hak arama(mahkemeye başvurma) hakkı:
Anayasa’ya göre, herkes, meşru araç ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı organları önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz(Ay m.36). Hak arama özgürlüğü, yetkili merciler önünde beyanda bulunma, derdini söyleme ve dinletme hakkı demektir10.
Hak arama özgürlüğü, ceza muhakemesinde, kişinin kendisine yüklenen suç hakkında karar verilmesini isteme hakkı olarak ifade edilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, “suçlanan kişi açısından mahkemeye başvurma hakkı, kişinin davasının devamını isteyebilme, suçlanan kişinin kendisine yöneltilen isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını talep etme hakkı anlamındadır”. Dolayısıyla, ceza davalarıyla ilgili olarak İHAS m. 6 çerçevesinde “mahkemeye başvurma hakkı”, bir kişinin bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemeye başvurma hakkını değil, kişiye yöneltilmiş olan suç işlendiğine dair iddianın bir hâkim tarafından karara bağlanmasını talep etme hakkını ifade etmektedir.

4)Makul sürede yargılanma hakkı:
Sanığın, makul süre içinde yargılanmayı isteme hakkı vardır(İHAS m.6/1; Ay m.19/6, 141/4; Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi m.14/3; CMK m.190).
Belirtmek gerekir ki, makul sürede yargılanma hakkı sadece kovuşturma evresi için değil, muhakemenin her aşamasında geçerli olan bir ilkedir. Bu nedenle de bu hakkı, makul süre içinde muhakeme edilme hakkı şeklinde ifade etmek daha yerinde olacaktır. Her bir muhakeme işlemi makul sürede yapılırsa, sonuçta ceza muhakemesi makul sürede yapılmış olur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, muhakemeyi bir bütün olarak değerlendirmekte ve makul sürede yargılanma hakkının zedelenip zedelenmediğine karar vermektedir11.
Davaları en az giderle ve süratle sonuçlandırmak yargının görevidir(Ay m. 141/4). Tutuklanan kişilerin makul süre içinde özgürlüklerine kavuşmaları, makul sürede yargılanma hakkının bir uzantısıdır(Ay m.19/6; CMK m.91).
Adil yargılanma, aynı zamanda sanığın uzun süre suçluluk şüphesi altında tutulmamasını gerektirir. Yargılamada gecikme, delillerin kaybolmasına neden olmakta, suç ile ceza arasındaki ilişki kurulmasını zorlaştırmakta ve yargı mekanizmasındaki masrafı arttırmaktadır12.
Cezanın verilmesiyle suç arasındaki mesafe ne kadar uzarsa, cezanın genel ve özel önleme işlevi de o kadar anlamını yitirir13. Geç kalan adalet, adalet değildir sözü bunu ifade eder. Kovuşturmanın, özellikle duruşmanın makul sürede bitirilmesi, aynı zamanda duruşmanın makul sürede bitirilmesi, aynı zamanda duruşmanın yoğunluğu ilkesinin de zorunlu bir uzantısıdır. Şüpheli, sanık açısından “makul sürede muhakeme edilme hakkından” ve adli makamlar açısından ise “makul sürede muhakeme yapma görevinden” söz etmek gerekir. Önödeme müessesinin kapsamı genişletilmeye çalışılmak da, bununla ise mahkemelerin önüne gelecek dava sayısını azaltarak anların daha hızlı çalışmaları amaçlanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, sürenin makul olup olmadığının tespitinde, her olayın özelliği önem kazanmak tadır. Soruşturma ve kovuşturmanın uzunluğu, sadece dosyanın kapsamlı olmasına bağlanamaz ve mahkemelerdeki iş yükü yoğunluğu yargılamadaki gecikmeyi haklı gösteremez.

5)Savunma hakkı:
Savunma hakkı, hak arama özgürlüğü kapsamında, anayasal güvence altında olan bir temel haktır(Ay m.36). Bir hakkın, temel hak olarak Anayasa’da yer almış bulunması, o hakkın değerini ve önemini vurgulayan bir düzenlemedir. Herhangi bir hak, açıkça “temel hak” sayılınca, saygınlığı ve güvencesi daha da artmış olur. Temel hak ve özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın, sadece Anayasanın ilgili hükümlerinde gösterilen nedenlere bağlı olarak ve ancak yasayla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülük ilkesine aykırı olamaz (Ay m.13)14. Temel haklar, dokunulmaz, devredilemez ve vazgeçilmezdir (Ay m.12/1).
Savunma hakkının temel hak niteliğine uygun olarak, sanığa savunma hakkının verilmemesi veya sanığın savunma hakkının kısıtlanması halinde hüküm daima hukuka aykırı sayılır (1412 sayılı eski CMUK m.308/8; 5271 sayılı yeni CMK m.280/1-b,289). Yargıtay’a göre de, “ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkıdır ve yargılamanın her aşamasında gündemde olmalıdır. Bu hak, Anayasa tarafından güvence altına alınan temel haklardandır”15.
Savunma hakkı, hukuki ve siyasi öneminden ötürü, uluslararası belgelerde de değerine uygun yerini almıştır. Savunma hakkının siyasi niteliği, siyasi görüşlerle olan bağlantısından ileri gelir. Her siyasi görüş, temel değerlerini her vesileyle ortaya koyar, yayar ve korumaya çalışır. Savunma hakkı da, söz hakkı, çağdaş bir siyasi dünya görüşünün, yani demokrasinin olmazsa olmaz değerlerindendir.
Uluslararası belgelerden, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi m.121/I’de, sanığın savunması için kendisine gerekli tüm güvencenin sağlandığı bir muhakemeden söz edilmiştir16. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Andlaşma m.14/3-b17 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6/3-b’de, bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan her kişinin, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklardan yararlanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Savunma hakkı, birçok başka hakkı da içinde barındırır. Bunlar arasında, müdafiden yararlanma hakkı, susma hakkı, soru sorma hakkı, kendi aleyhine işlemlere katılmama hakkı, tercümandan faydalanma hakkı, delillerin toplanmasını isteme hakkı, duruşmada hazır bulunma hakkı vb. sayılabilir.
Müdafiden yararlanma hakkı: Sanığın, muhakemenin her aşamasında, hatta infaz aşamasında veya muhakemenin iadesi söz konusu olduğunda, kendi seçtiği veya adli yardım koluyla atanan müdafiin ücretsiz yardımından yararlanma hakkı vardır (İHAS m.6/3A; CMK m.147/1-c,149,150).
Susma hakkı*: Sanığın, kendisine isnat edilen fiil veya sorulan bazı sorular hakkında soruşturma ve kovuşturma evrelerinde, kısmen veya tamamen susma hakkı vardır.
Susma hakkı, diğer haklar gibi, sanığa, yakalandığı anda, hemen anlatılmalıdır. Aksi durumda, bu hakların tanınmasından beklenen yarar elde edilemez18. Öte yandan, sanığın susma hakkını bilmesi veya müdafiin bulunması, bu hakkın açıklanmaması sonucunu doğurmamalıdır.

Susma hakkının temelinde, bireyin kendi kendini suçlamaya ve kendisi aleyhine aktif olarak muhakemeye katılmaya zorlanamaması (nemo-tentur se ipsum accusare ) ilkesi vardır. Bu hak sanığın aktif olarak muhakemeye katılma hakkı kadar önemli bir haktır; onun kişilik hakkının bir ifade biçimidir19. Bu hak, sanığın sadece kendisine isnat edilen fiil hakkında susmasına değil, tüm muhakeme işlemlerine katılmasına ilişkindir.
*Susma Hakkı’nın tarihi gelişimi, tanımı ve kapsamı, sınırları, çeşitleri ve sonuçları konuları bu çalışmanın asıl konusunu oluşturması sebebiyle, çalışmanın ikinci bölümünde detaylı olarak incelenecektir.
Soru sorma hakkı: Her sanık, iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının ise davet edilerek dinlenmesini sağlamak hakkına sahiptir ( İHAS m.6/3d ). Bu hak gereği, duruşmada doğrudan doğruyalık ilkesi uygulanmalı ve hâkim delillerle temas ederek vicdani kanaatini oluşturmalıdır. Yasa’da, bir olayın delilinin bir tanığın kişisel bilgisinden ibaret olması durumunda, bu tanığın duruşmada dinlenmesi gerekliliği düzenlenmiştir. Tanığın daha önceki tanıklıklarına ilişkin tutanakların okunması, istisnalar dışında, sözlü tanıklık yerine geçmez (CMK m.210/1, 212 ).
Tercümandan faydalanma hakkı: Duruşmada kullanılan dili anlamayan sanık, bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak hakkına sahiptir ( İHAS m.6/3c; CMK m.202 ). Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli/sanık/mağdur/tanık için görevlendirilen tercüman giderleri, yargılama gideri sayılmaz ve bu giderler Devlet Hazinesince karşılanır ( CMK m.324/5 )20.
Delillerin toplanmasını isteme hakkı: Sanığın savunmasını hazırlayabilmek için gerekli zamana ve kolaylığa sahip olma hakkı, onun kendi lehine olan delillerin toplanmasını isteme hakkını da içermektedir (İHAS m.63/b; CMK m.147/1-f,176/4,202 ).
Duruşmada hazır bulunma hakkı: Her sanık duruşmada hazır bulunma hakkına sahiptir ( CMK m.193). Bu hak sanığın hem hakkı hem de yükümlülüğüdür.
Savunmaya ilişkin diğer haklar: Her sanık, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylığa sahip olma ( İHAS m.6/3b; İHEB m.10 ), kanun yoluna başvurma ( CMK m.267,272,286 ), aynı fiilden tekrar yargılanmama ( CMK m. 223/7 ) ve çelişmeli muhakeme ( CMK m.177, 179, 278, 297/3 ) hakları çerçevesinde, isnadın tespiti açısından tam bir eşitlikle yargılanma hakkına sahiptir( İHEB m.10 ).


6)Masumluk karinesinden faydalanma hakkı:
Masumluk karinesi, sanığın mahkûmiyet hükmü kesinleşinceye kadar suçlu sayılmamasını ifade eder ( İHAS m.6/2; İHEB m.11; Ay m.38 ). Ancak, bu, zorlayıcı bir sonuçtur. Devlet, bireyin suçlu olduğunu ileri sürerek, ortaya bir ispat yükü çıkarmaktadır. Sanıklık kendine özgü bir statüdür. Sanık ne masum, ne de suçludur. Sanığın masum olduğu tahmin edilmektedir. Somut olaydaki birkaç aleyhe delil bile, sanığın suçlu olduğunun düşünülmesine neden olabilir.

Masumluk karinesi, sanığa karşı, muhtemel bir suçlu gibi davranılmamasını güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Şüphe ile orantılı tedbirlere başvurulması gerekir. Bu ilke, orantılılık ilkesiyle yakından alakalıdır

7)Suçta ve cezada kanunilik ilkesinden faydalanma hakkı:
Hiç kimse, işlediği sırada ulusal ve uluslararası hukuka göre suç olamayan fiillerden dolayı mahkûm edilemez (İHAS m.7; İHEB m.11/2; Ay m.38/1; TCK m.2 ). Ulusal yasada yer almasa bile, milletlerarası metinlerde yer alan fiillerden dolayı yargılama yapıldığında, bu durum suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olmayacaktır. Özellikle, savaş ve insanlığa karşı suçların faillerinin cezasız kalmaması için, suçta ve cezada kanunilik ilkesi milletlerarası hukuku da kapsar şekilde genişletilmiştir.

8)İşkence ve onur kırıcı ceza ve muamelelere tabi olmama hakkı:
Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir (İHAS m.3; İHEB m.5; İKBMS m.1; Ay m.17/3 ). Anayasa’da ve uluslararası sözleşmelerde, işkence ve onur kırıcı ceza ve muamele yasaklanmıştır. Anayasa’ya göre, “kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” (Ay m.17/3 ). İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde de “hiç kimseye işkence ya da zalimce, insanlık dışı ya da onur kırıcı davranış ve ceza uygulanamaz” denilmek suretiyle aynı hususun önemi tekrarlanmıştır(İHEB m.5).

9)Kişisel bilgileri üzerinde serbestçe karar verme hakkı:
Her yurttaş, şahsına ait bilgilerin kullanılması hususunda kendisi karar verme hakkına sahiptir22. Karar verme hakkının kısıtlanması, bu konuda resmi organların yasayla özel olarak yetkilendirilmesiyle mümkün olabilir. Ayrıca, şüphelinin teknik aletlerle gözetlenmesi, ses ve görüntü kaydının alınması belirli suçlar için kabul edilmiştir(CMK m.140 ). Aynı şekilde, şüpheli, sanık veya mağdurun vücudunun muayene edilmesi, örnek alınması ve örnekler üzerinde moleküler genetik inceleme yapılması mümkündür ( CMK m.75,76,78,80 ). Yine, belli ağırlıktaki suçlardan dolayı şüphelinin fotoğrafı, beden ölçüleri, parmak ve avuç içi izi, bedeninde yer almış olup teşhisini kolaylaştıracak diğer özellikleri ile sesi ve görüntüleri kayda alınarak, soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin dosyaya konulabilir ( CMK m.82 ).

10) Kişi güvenliği ile ilgili haklar:
Her bireyin özgürlük ve güvenlik hakkı vardır. Yasa’da gösterilen usuller dışında hiç kimse özgürlüğünden mahrum edilemez, keyfi olarak tutulamaz, alıkonamaz veya sürülemez (İHAS m.5/1; İHEB m.9; Ay m.19; CMK m. 90-100 ). Kişi güvenliğiyle ilgili haklardan en önemlileri aşağıdakilerdir;
Haklarını ve yapılan isnadı öğrenme hakkı: Amerikan Yüksek Mahkemesi, 1966’da Miranda v. Arizona kararında polise, sanığı yakaladığında haklarını bildirme yükümlülüğünü getirmiştir. Bu kararla, sanığın susma ve müdafiden yararlanma hakkı hatırlatılmadan elde edilecek beyanın, muhakemede kullanılamayacağına işaret edilmiştir.

Susma hakkının tarihi gelişimindeki önemi nedeniyle Miranda v. Arizona davası detaylı olarak çalışmanın ikinci bölümünde ele alınacaktır.
Yakalanan kişiye, suç ayrımı yapılmaksızın, öncelikle, yakalanma nedeni, yani isnadın neden ibaret olduğu, susma hakkı, müdafiden yararlanma hakkı ve yakalanmaya itiraz etme hakkı öğretilir. Bu hakların kendisine öğretildiğini gösteren bir tutanak imzalatılır ve tutanağın bir sureti yakalanan kişiye verilir ( CMK m.90/4; YGİY m.6/4 ).
Yakınlarına haber verilmesini isteme hakkı: Şüphelinin, yakınlarına haber verilmesini isteme hakkı vardır (Ay m.19/5; CMK m.95; YGİY m.8). Yakalanan veya tutuklanan kişinin durumu, suç ayrımı yapılmaksızın ve soruşturmanın açığa çıkması sakıncasının bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, Cumhuriyet savcısının kararıyla derhal yakınlarına veya belirlediği bir kişiye bildirilir ( Ay m.19/5; CMK m.95; YGİY m.8). İfade ve sorgu sırasında da, yakalanma hali saklı kalmak koşuluyla, şüphelinin yakınlarına derhal haber verilir (CMK m.147/1-d)23.
Hâkim veya adli makam önüne çıkma hakkı(Habeas Corpus): Habeas corpus ibaresinin tam olarak Türkçe karşılığı “vücut benim”dir. Ancak, bir evrensel hukuk kuralı olarak “kişinin huzura çıkmasına izin ver” anlamına gelmektedir. Bu kural, başkasını alıkoyan kişiye, alıkoyduğu kişiyi derhal serbest bırakmasını veya mahkemeye, alıkoyma için geçerli hukuki sebep göstermesini emreden ve alıkoymanın hukuka uygunluğunu araştırmayı hedefleyen bir kuraldır (İHAS m.5/3; CMK m.91/1,94)

Belirtmek gerekir ki, bu hak pasif bir haktır. Bu hak gereğince, sistemin, yakalanan kişinin, derhal bir hâkim veya adli bir makam önüne çıkartılacak şekilde yapılandırılması gerekir ( CMK m.90/5,94,98/4 ). Yakalanan, hâkim tarafından ya tutuklanarak, özgürlüğünün kaldırılması halinin devamına karar verilir ya da serbest bırakılır. Bu hak, yakalanmaya itirazdan farklıdır.




Kaynak

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 865
favori
like
share