Yazarı : Kanat GÜNER

İlk kez yayınlandığında: "Bir alt kültür yazını olarak bizdeki ilk örnek" iddiasıyla sunulmuştu okurlara. Aradan geçen zaman bu kitabın iddiasını doğruladı.
Hayatını yaşayarak yazan: 1970 doğumlu Kanat Güner. kısa yaşamına sığdırdığı bir çok şeyin yanında Eroin Güncesi adlı kitabı da sığdırarak tribünlere kendi dramını oynadı. Anadolu'nun saf değerleriyle yetişip kurtlar sofrasının ortasına savrulan ve bu sofrada kendi kişisel saflığından ötürü değerleri uğruna mücadele etmekten vazgeçmeyen Kanat, bunun bedelini de hayatıyla ödedi: Tıpkı yitik 80 kuşağının bir çok bireyi gibi. İçine itildikleri değer kavramlarının aslında biriyen silikleştiği, çarkların bir parçası olmaya zorlandığı ve adına Üniversite denen kurumların birinden; Tıp Fakültesi 4. sınıftan ayrılmak zorunda kalan Kanat Güner, gördüğü eğitimin en çok işlenen: yani insan hayatının biyolojik varlığını koruması adına yapmaması gerektiği bilincinde olduğu şeyi: H(eyç)'ij seçerek oynadı kendi dramını.
Elimde enjektör, öylece kalakaldım. Çok klasikti, ama ben de arkamda bir şeyler bırakmalıydım. En azından ölümü tercih ettiğimi bilmeliler, diye düşündüm.
Aslında hiç kimseye hiç bir şey borçlu değilim; alışverişi keseli çok oldu. Ama son kez bir iletişim denemesi yapabilirim. Uzaya gönderilen, hedefi yüz yıllarca ışık yılı uzakta olan sinyaller gibi.
Ne yazacağımı düşünürken yaşlanıp ecelimle ölmek istemiyorum, ama nasıl başlayacağımı da bilmiyorum. Şöyle başlasam mı mesela: "Hey millet, ben ölmeye karar verdim, niye biliyor musunuz, çünkü yaşım 27'ye geldi dayandı, benim gibiler daha fazla yaşamamalı. Allah korusun, ya ölmeye değil de üremeye karar verseydim! Neyse ki aklım hâlâ başımda, sahneye girmem gereken yeri ayarlayamadım ama çıkmam gereken yeri biliyorum. Kendinize iyi bakın, kötü alışkanlıklardan uzak durun." (sayfa 5)
* * *
En azından aileme (benden nefret etsinler diye) bir şeyler açıklamalıyım. Benim yüzümden mahvoldular, çöktüler. Benden beklenmeyen her şeyi yaptım, onları çok utandırdım. Çünkü onlar beni, çevredekiler aman ne iyi çocuk yetiştirmişsiniz desinler diye büyüttüler. Hele annem...
Beni çok geç farketti 0. 17 yaşıma kadar karnımı doyurduğu, öğrenimimle ilgilendiği için kendini yeterli buldu. Kendine göre en büyük fedakârlığı yapıyordu çünkü: Babama katlanıyordu. (...)
* * *
Genelde annemi pek görmezdim; o çalışan bir anneydi. Diğer çocukların anneleri gibi evde oturup yemek yapamıyor, örgü öremiyordu. Çalışmak zorundaydı. Hep şikâyet ediyor ama aslında işini çok seviyordu. Bacaklarında varis vardı. Sabahın köründe gider, akşamın karanlığında gelirdi.
Bizi hep Türkçe bilmeyen, kötü kokan, köylü bakıcılar büyüttü. Hiç birini sevmedim. Onlarla dalga geçer, kandırır, sokağa kaçar, oyun oynardım. Sokağı hep eve tercih ettim.
10 yaşındayken hem ülkede hem evde darbe kafamı bayağı karıştırdı. Sokağa çıkma yasağı, askerler, polisler vardı ve annemle babam boşanıyorlardı: O sene annemle babamın doğup büyüdükleri, anneannemlerin, babaannemlerin yaşadıkları o lânet olası küçük Anadolu şehrine taşınmıştık. Artık annemle babam kavga ettiklerinde şehrin yarısı kavgaya karışıyordu. Anormal bir dedikodu ağı vardı. Çürük dişli, kıllı çeneler habire çalışıyor, habire skandal üretiyorlardı. (sayfa 6)
* * *
Ergenlik çağım tam anlamıyla dengesiz geçti. Dedikoducu memleketimizin gözünden hiç bir şey kaçmıyordu. hiç bir ayıp affedilmiyordu. Göğüslerim epeyce irileşmiş oldukları için bisiklete binme zevkinden mahrum bırakılmıştım. Hiç unutamıyorum; bakkalda mahallenin piçleriyle atışırken dedeme yakalanmış; banyoda annemden dayak yemiştim. Ciyak ciyak bağırıyordu: "O...pu mu olacaksın?" Yoo, orospu olmak gibi bir niyetim yoktu. Ama bütün sülâle bunun paniğini yaşıyordu ve ben onları bir anda şaşkına uğrattım. Ne mi yaptım? Namaz kılmaya başladım! Yırtık kotlarla, posterlerin ortasında kılıyordum ama, beş vakit kusursuz kılıyordum. Çok sıkılıyordum o lânet şehirden. Bir an önce üniversiteye kaçmalıydım.
Annemle babam da bir yandan kültürlü ebeveyn takılıp, öte yandan habire "millet ne der?" paranoyası yapıp beni allak bullak ediyordu.
Sigaraya 15 yaşında başladım. İçkiyle tanışmam çok çok önce olmuştu, babam sağolsun! "İstanbul'a git" dediği için de, "bak burası Taksim, şurası Kadıköy, burda karşıya geçmek için arabaların durmasını bekleme; sen geç onlar dururlar" deyip bırakıp gittiği için de sağolsun.
17 yaşındaydım, İstanbul'da yapayalnızdım.
NİHAYET ÖZGÜRDÜM! Fakülteye başlar başlamaz tokat, tokat, tokat... (sayfa İstanbul'da özgürmüşüm, pöh! Dışarı çıkıyorsun, dolaşmak tek amacın ama itin biri anında keyfini kaçırıveriyor. Okula gidiyorsun; küçümseyip kaçıyorsun. Derslerden şimdiden tüymeye başladın. Bu özgürlük mü? Yok kızım yok! Sen özgür falan değilsin. Dört duvar arasında yıllanmış bir zavallının bile düşüncesinde, senin aciz fikirlerinden daha ileri bir özgürlük var. Tekrar okuldaki küçüklerin yanına da dönemezsin. İçmek istiyorum! Düşüncelerimden yorgun düşmek istemiyorum, yaşadıklarımdan mutlu olmak istiyorum. (sayfa
* * *
Bazen düşünüyorum da, ben annemle babamdan nefret ediyorum galiba. Onları en fazla üzen şeyin benim başıma gelen kötü şeyler olduğunu farkettiğimden beri, kendime zarar vererek onlardan intikam alıyorum. Evet, öylesine nefret ediyorum o gereksiz ikiliden. Kendime baktıkça o ikisinin biraraya gelmiş olmasına daha fazla sinirleniyorum. (...)
* * *
Çetin'le evlenmem de bu planın bir parçası olabilir ama o cinnet aşkları için geçerli midir ki? Evet cinneti de dibine kadar yaşıyorduk, aşkı da (seks hariç). (sayfa 29)
* * *
Normalde kocalar işten veya evden aranır değil mi? Biz birbirimizi kaybettik mi köprüaltına , Gitarcı'ya (sanırım Kemancı'yı kastediyor) gidip oturuyorduk. Diğeri muhakkak oraya geliyordu. Bu arada Gitarcı epeyce kalabalıklaşmış, rockerların yeri haline gelmişti. Yani alkoliklerin, yani uyuşturucu bağımlılarının, hapçıların; yani toplumla barışık olmamayı tercih eden, sert görünerek hassaslıklarını gizlemeye çalışan, biçimciliği yırtık kotlarla yıkmaya uğraşan, çoğunluğun kaka serseri deyip görmezden geldiği veya peşine takılıp dalga geçtiği bitli serserileriz ve hepimiz Gitarcı'dayız.
Demek ki sürü ruhu bizde de varmış. Bu yarı meyhane, yarı bar, kafeden bozma mekânda bir arada olmaya çalışıyoruz. Sorun bit'se, nasıl olsa bit hepimizde var. Daha iyisi, birbirimize hiç bir şey açıklamak zorunda değildik. Soner de öyle yaptı, hiç bir açıklamada bulunmadan gitti. (sayfa 31)

* * *
Ben kriz geçiriyordum, onlar muhabbet ediyorlardı. Dokuzuncu kattan yan dairenin balkonuna geçmeye kalkınca kapıyı açtılar. Gecenin dördünde Güneşli'den Cerrahpaşa'ya parasız pulsuz nasıl gittim, bilmiyorum. Psikiyatrideki nöbetçi doktoru hatırlıyorum: "Peki sana ne yapalım, ne istiyorsun? İlaç istemiyorsun, uyumak istemiyorsun, ne istiyorsun?" diyordu. "Altı sene sen okudun fakültede. Ben mi söyliycem sana ne yapacağını?" deyip çıktım. Geriye nasıl döndüğümü gene hatırlamıyorum. Kafayı yediğime eminim artık. (sayfa 35)
* * *
Oyuncudan çok devrimci insanlarla, ajite bir oyunda ne işim vardı bilemiyordum. Ama güzel bir oyun çıkarabilmek için elimden ne gelirse yapıyordum. Para yoktu, her şeyi yoktan var ediyorduk. Grubun içinde "Yalan Rüzgârı" nı ikiye katlayacak kadar adi entrikalar dönüyordu. Yönetmen karısının yanında oyuncusuyla aşk yaşıyor, kulis dedikodularla karışıp duruyordu. Zaten hemen iki ayrı taraf oluştu. İkili, üçlü kavgalar başladı.
Savundukları şeylere karşı değildim; ben de düzenden şikâyetçiydim. Deniz'in resmine bakıp "Aşkolsun çocuk, aşkolsun" derken benim de gözlerim doluyor, marş söylerken benim de yüreğim kabarıyordu. Ama daha kendi kişilikleriyle sorunları olan, kompleksleriyle başa çıkamayan bu insanların emek, halk, devrim derken süphanekeyi okuyan yedi yaşındaki bir veletten pek farkları kalmıyor, birbirlerinden özeleştiri falan istedikleri o ciddi tartışmalarda "benim babam-senin baban" kavgası yapan çocukları andırıyorlardı.
Ne kadar pembe bakmaya çalışırsam çalışayım, ne kadar görmemezlikten gelirsem geleyim onlar masturbasyon yapıyorlardı. Dişe dokunur bir şeyler yapamıyor, daha önemlisi yıkamıyorlardı. En çirkin durum ise onların da paraya tapması, onların da birbirlerini sömürmesiydi. (sayfa 58)
* * *
Sürekli pis pis kokarak terliyor, ilaçlarla uyutuluyordum. Serumlar sayesinde yüzüm kendine gelmişti. Krizi atlatmıştım, artık çıkmam gerektiğini düşünüyordum. Doktorum iki ay kalmam gerektiğini, daha tedaviye başlamadıklarını söyledi. Orada değil iki ay, bir gün bile kalamazdım.
Demirli pencereler ve deliler beni bunaltıyorlardı artık. Babamı çağırıp burdan çıkmalıydım. Evime gitmek, içki içmek, müzik dinlemek istiyordum. "H"ten uzak durmaya kararlıydım. Uslu uslu Çetin'i bekleyecek, o döndüğünde ise sessiz sakin evimde oturacaktım. Doktorluk yapmayacak olsam da okulu bitirecek, ailemi sevindirecektim.
Babam geldi, ona her şeyi anlattım. Her zamanki gibi anlayışlı, sıcak, sevecendi. Hemen çıkış işlemlerimi halledip beni eve götürdü. Evimi çok özlemiştim, babam gidene kadar evden hiç çıkmadım. Ama babam gidince...
* * *
Ali Kemal'in gözlerindeki kararlılığı hatırlıyorum...
Gülay, Soner, Kayhan, Ali Kemal, Garbis... Hepsi beni bekliyor...
Ne yapmam gerektiğini biliyorum...
Evde yine hiç kimse yok. Hiç olmadılar ki! Küçükken, aslında bir prenses olduğumu, kral babamın iyi yetişmem için bana kocaman bir oyun oynadığını, çevremdeki herkesin oyuncu, her şeyin dekor olduğunu, sıradan bir insan gibi yetişirsem daha akıllı bir prenses olacağımı düşündükleri için bu saçma sapan şeyleri bana yaşattıklarını hayâl ederdim. Değilmiş, hâlâ kimse gelip beni sarayıma götürmedi.
Hayâl kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor!
Yazacak bir şeyim de kalmadığına göre... Evet, artık bitti, perde!

Yayınevi : Stüdyo İmge Yayıncılık
Dizisi : Türkçe Edebiyat
Fiyatı : 8.50 YTL
Kapak / Resimleyen : Mithat ÇONAR
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / 1997 - Eylül

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1748
favori
like
share
URanium Tarih: 05.12.2007 18:44
çok tşk
VULKAN Tarih: 22.08.2007 21:26
teşekkürler
rep Tarih: 21.08.2007 20:48
adını hep duymustum,lısede hocalarım okumayın dedı dıye okumadım. sımdı tam zamanı...
casper Tarih: 29.11.2006 00:00
ben bu kitabı birkaçyıl önce okudum ,ders alınacak bir kitap tavsiye ederim
sweast Tarih: 28.11.2006 22:55
bu kitabın e-book unu nerden bulabilirim acaba ??
kalamış Tarih: 15.10.2006 12:57
kitaptan alıntılar kitap hakkında çok güzel bilgilendırmiş ,ben özellikle büyük şehirlerde yaşayan gençlerin,ama özelliklede anne ve babaların mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum kitap hakkındaki bilgi ve pasajlar için çok teşekkürler arkadaşım