"Boşanacakken benim kitaplarımı okuyup bir araya gelen çiftler oluyor"

Robin Sharma: "Sanki iyi yemek yemek, iyi araba sahibi olmak gibi hayatın zevklerinin yaşanmasına karşı çıktığımı düşünenler olabiliyor. Aksine beni okuduktan sonra multimilyoner olduğunu söyleyen de boşanacakken vazgeçip bir araya geldiğini anlatan çiftler de var"



Robin Sharma'yı büyük ihtimalle birçok kişi gibi "Ferrari'sini Satan Bilge" kitabıyla tanıyorsunuz. İşte zaten de bu kitap yüzünden herkes onun Ferrari'sini sattığını düşünüyor. Hem de binlerce kez hiç Ferrari'si olmadığını söylemesine rağmen. Ayrıca insanların mutlu ya da başarılı olması için arabalarını satmaları gerektiğine inanmıyor. Kitabının Ferrari satışlarına kötü bir etkisi olmadığını da söylüyor. Hatta buradaki bir Ferrari bayisinde kendi imzaladığı bir kitap duruyor. "Bu sadece bir kitap ismi. Ve ben başlık bulma konusunda yetenekliyimdir" diyor. Ama Ferrari'lere meraklı. Çekim için gelen Ferrari'yi uzun uzun inceliyor, çok beğendiğini söylüyor.
Türkiye ve dünya listelerinde yıllardır ilk sıraları kimselere bırakmayan Sharma, İstanbul'daydı. Kitaplarını okumadıysanız şöyle özetleyebiliriz... İnsanların kendi içlerine bakmaları gerektiği, daha iyi, mutlu, başarılı bir hayat için neler yapabilecekleri konusunda yazıyor. Basın toplantısında dans ettiren, meditasyon ve masaj yaptıran bir adam. Kitaplarındaki "mesajlarını" tekrar tekrar aynı heyecanla anlatabiliyor. Hatta öyle bir halde ki "Çocuklarınızla ne yaparsınız?" sorusunun da, "Nasıl eğlenirsiniz?" sorusunun da ucu bir şekilde odaklanmaya, daha iyi bir hayat yaşamaya geliyor. Bakıyorum yine "Ölüm döşeğinde pişman olmamak lazım"ı konuşuyoruz. Sakin, kibar, güler yüzlü, ufak tefek bu adam kitaplarından, yaptıklarından, hayatından çok memnun görünüyor.
Çok çalışkan. Tüm bu seminerler ve kitaplar arasında Microsoft gibi çok büyük şirketlere danışmanlık, Bill Gates gibi işadamlarına yaşam koçluğu yapıyor. Yetmiyor, 2007'de filme çekilecek olan, henüz yönetmeni ve oyuncuları belirlenmeyen "Ferrari'sini Satan Bilge"de rol alacak. "Ben insanlara risk almalarını, korkularıyla yüzleşmelerini söylüyorum. Bu da benim için öyle olacak" diyor.
Bu arada bir notum var: "10 yıl önce" dediğine göre tam da "Ferrari" kitabı çıkmadan hemen önce boşanmış. Bu konuda çok konuşmak istemiyor. Demek ki Sharma da böyle şeyler yaşayabiliyor. Zaten o da "Ben de insanım" diyor.

Bu İstanbul'a ikinci gelişiniz. İlk gelişinizde burayı çok sevdiğinizi biliyorum. Şimdi neler hissediyorsunuz?
İkinci gelişimle birlikte burayı daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Hele dün gece (perşembe) sihirli gibiydi. Boğaz'ın üstünde bir teknedeydim. Dolunay vardı. Bazen durup "Şu andan daha iyisi olamaz herhalde" demek lazım. İşte öyle anlardan biriydi. İstanbul bir Avrupa kenti ama bir yandan da çok doğuya özgü, bir şark şehri.

Atölye çalışmaları, konferanslar, imza günleri için tüm dünyayı dolaşıyorsunuz. Tüm bunların arasında o şehirleri gezecek zamanınız kalıyor mu?
Ne yazık ki çoğunlukla gittiğim şehirlerde çok sıkışık bir programım oluyor. Keşke daha çok vaktim olsa. Ama bazen bir gün boşluğum oluyor. Ben sanat galerilerinde dolaşmayı çok severim mesela. İstanbul Modern'i görmek isterim. Bir de iyi yemeği çok seviyorum. Geçen sefer buraya geldiğimde, hayatımın en güzel deniz ürünlerini, balıklarını yemiştim.

Kitaplarınızı okuyunca iyi yemeğe de düşkün olabileceğinizi düşünmüştüm zaten.
Nedense aksine, kitaplarımı okuyan bazı insanlar benim hayattan zevk almadığımı ya da böyle zevklere vakit ayrılmaması gerektiğini düşündüğümü sanıyorlar. Sanki "İyi yemek peşinde olmamalısınız", "İyi bir arabaya sahip olmamalısınız" diyormuşum gibi. İyi yemek yemekte, iyi bir hayat yaşamakta, çok para kazanmakta, başarılı olmakta bir sorun yok. Kitaplarımı okuyan birçok insan da işlerinde daha başarılı oluyor. Ya da daha çok paraları oluyor, daha mutlu bir hayatları oluyor.

Ama kitaplarınızda da maddiyat ön planda olmamalı diyorsunuz.
Evet, önemli olan öncelikleriniz. Neyle mutlu olacaksınız... Öncelikleriniz ilişkilerinizdir, iç mutluluğunuzdur. Dışarıdaki hayat için içsel mutluluğunuzdan, kendinizden feragat etmeyin. İyi, harika bir insan olun. Küçük mutluluklardan, güzelliklerden zevk almak için zaman ayırın. Yani dün gece benim yaşadığım dolunay zevki gibi. Ya da bir arkadaşınızla içtiğiniz iyi bir kahve gibi.

"İmza günlerime ev kadını da, CEO da geliyor"

Bunlar çok güzel şeyler de bazen bu ufak mutlulukların farkına varmak için, hatta bir arkadaşla dışarıda kahve içebilmek için zamana ve paraya ihtiyaç oluyor. Zaten size de galiba zenginler için kitaplar yazdığınız konusuda eleştiriler geliyor, değil mi?
Evet, bazen insanlar gelip bu kitapların ancak zengin insanlara hitap edeceğini söylüyor. Ama sonuçta görünen o değil. Eğer imza günlerime gelirseniz, demografik dağılımın ne kadar çeşitli olduğunu göreceksiniz. Ev kadınları, öğrenciler, anneler, yönetim kurulu başkanları, öğretmenler, şairler, atletler, politik liderler, film yıldızları... Bu insanlar her zaman çok daha iyi bir hayat yaşayabileceklerini bilen insanlar. Daha fazla mutluluk, daha fazla eğlence, daha fazla başarı isteyenler.

Demek istediğim; mutluluk için illa çok paraya ihtiyaç olmayabilir ama ailesine bakmak zorunda olan bir adam, belki de çocuğu da hasta olan biri gece bir de oturup bunlar üzerine düşünemeyebilir.
Enerji almak için en güzel yollardan biri kitap okumaktır. Kitaplar size ilham verir. İnsanlar bana "Bu kitapları bile okuyacak zamanım yok çünkü hayat mücadelesi içindeyim" diyor. Dışarıdaki mücadelede başarılı olmak için önce siz güçlü bir içsel dünyaya sahip olmalısınız. Şöyle düşünün, uçaklarda bile tehlike anında oksijen maskesi takacaksanız önce kendinize, sonra çocuğunuza takın diyorlar. Yani önce siz kendinizi garantiye alacak, kendiniz iyi olacaksınız ki etrafınızdakilere de yardım edebilesiniz, onlara karşı iyi olabilesiniz. Okumak, belki bir günlük tutmak, belki sabahları sadece 15 dakika kendinize zaman ayırıp hayat hakkında düşünmek... İşte bunlar önce kendinize oksijen maskesi takmanız gibi.

"Nasıl yaşayacaklarını düşünmek yerine yaz tatillerini planlamaya daha çok zaman ayırıyorlar"

Siz avukatlık yaparken işinizi bırakıyorsunuz. Şimdi daha meşgulsünüz, doğru mu?
Evet, daha meşgul olduğumu söyleyebilirim.

Ama sevdiğiniz şeyi yapıyorsunuz.
İşte anahtar bu. Yapmam gerekeni yapıyorum. Elbette yoruluyorum ama çok mutluyum. Çok çalışıyorum ama şimdi aileme, sevdiklerime daha çok vakit ayırabiliyorum. Ne istediğimi bildiğim için... Hayatımda istemediklerime de hayır diyebiliyorum. Konfiçyüs "İki tavşanı birden kovalayan adam hiçbirini yakalayamaz" der. Önemli olan odaklanmak. Biz birçok şeyi bir arada yapmaya çalışıyoruz.

Siz özetle insanlara ne yapmaları gerektiğini söylüyorsunuz?
Hayatları hakkında, kendileri hakkında düşünmeye başlamalılar. İnsanlar yaz tatillerini nerede geçireceklerine dair plan yapmak için daha çok zaman harcıyor. Böyle yaşayarak da aslında hayatlarındaki en önemli şeyin ne olduğunu anlama yolunda hiç adım atmadan yaşamış oluyorlar. Ve yaşlandıkları zaman, ölüm döşeklerinde "Keşke daha çok risk alsaydım, keşke şöyle bir insan olsaydım, keşke nasıl yaşamam gerek diye daha çok düşünseydim" diyorlar. Bence bir insan için en büyük suç başkalarının istediği hayatları yaşamak. Kendi doğrularınızı, hayatınızı, başarılarınızı yaşamalısınız.

Ve bu çok zor.
Ama liderlik de işte bu. Zaten liderlik kolay olanı değil, doğru olanı yapmaktır. Harika bir hayata sahip olmak zaten kolay bir şey değil ki. Sabahları erken kalkmak, insanların içindeki en iyiyi görmek, korkulardan kaçmak yerine korkularla yüzleşmek... Bunlar zor tabii. Ama bunları yapmazsanız ölürken "En değerli şeyimi, hayatımı kaçırdım" diye pişmanlık duyarsınız.

"İlk konuşmamda sadece 23 kişi vardı, 20'si de ailemdendi"

Aslında sizden önce de birçok kişisel gelişim kitabı yazıldı. Ya da hayatın anlamıyla ilgili yazanlar... Ayrıca filozoflar... Zaten siz de alıntılar yapıyorsunuz bol bol kitaplarınızda. Erich Fromm'un bir sözünü, Gandi'nin, sonra Platon'un söylediklerini görüyoruz. Siz onlardan daha fazla ne söylüyorsunuz ki? İş söyleyiş şeklinizde mi? Belki samimiyetinizde... Ya da yeni birine mi ihtiyaç vardı? Sonuçta söylediklerinizin çoğu aslında söylenmişti. Niye siz çok satıyorsunuz?
Bence ilk neden şu: İnsanlar hikayeleri seviyorlar. Ben de bir hikaye anlatır gibi yazıyorum. Hikayeler insanların içlerindeki çocuklarla konuşabilir. İkincisi de çok kişisel bir şekilde yazıyorum. Ve daha sonra konuştuğum insanlar, bir anne de bir CEO da aynı kitap için "Sanki bu kitabı benim için yazmışsınız" diyor. Böyle bir samimiyet olduğu zaman insanlar da o kitabı okumayı seviyor bence.

Okuyanlar bir de "Zaten bunu biliyordum", "Zaten bence de böyle" diyorlar. Peki o neden yapmıyordun da bu kitaplarla birlikte heyecanlandın?
Çünkü dediğim gibi kitaplar enerji verir, hatırlatır, ilham verir. İyi bir kitap okuduğunuzda mutlaka neyin önemli olduğunu hatırlarsınız. Hayatın içinde kolaylıkla aslında ne için yaşamak istediğinizi, neler yapmak istediğinizi unutabilirsiniz. Kitaplarla durup geri dönme şansını yakalıyorsunuz.

Şu anda bir bestseller yazarısınız ama başta yayıncı bulamamışsınız galiba.
İlk kitabımı ben kendim bastım.

Yani yayıncı arayışında da olmadınız.
Hayır. Annem de editörümdü. Babam da satmama yardım etti. Belki şimdi bir kerede 10 bin kişiye birden seminer veriyor olabilirim ama ilk konuşmamda karşımda sadece 23 kişi vardı. Bunlardan 20'si de benim ailemden insanlardı. Başta okuyanlar, dinleyenler tanıdıkları bir-iki kişiye anlatıyordu, onlar da anlattı, sonra bir kişi 10 kişiye anlatmaya başladı ve böyle böyle yayıldı. Aslında benim bütün kitaplarım böyle ünlü oldu.

Özellikle danışmanlık hizmeti vermek istediğiniz birileri var mı? Mesela "Ben Saddam'ın koçu olsaydım..." der misiniz?
Aklımda hiç politikacı ismi yok. Ben daha çok işadamlarıyla çalışıyorum. Ama gönlümden sanatçılara, film yıldızlarına, müzisyenlere danışmanlık yapmak geçiyor. Onlar çok renkli, ilginç insanlar. Babam bana hep "Her zaman çevreni senden daha ilginç insanlar sarsın" derdi.

"Ben de insanım, sinirleniyorum ama artık kontrol edebiliyorum"


Herkes sizinle hayatın anlamı, mutluluğun yolu konularını konuşuyor. Sizin başka bir hayatınız da yok mu?
Ben de normal bir insanım. Çocuklarımla kayağa giderim, iyi yemekten hoşlanırım, iyi şarap severim.

Belki arada sinirleniyorsunuzdur, hep böyle huzurlu değilsinizdir...
Tabii, kim hiç sinirlenmez ki.

"Çocuklarımı Türkiye'ye getirmeyi çok isterim"

Sanki hiç kimseyle tartışmaz, kavga etmezmişsiniz gibi...
Elbette sinirleniyorum ama söylemeliyim ki artık kızgınlığımı, sinirimi 10 yıl öncesine göre çok daha iyi kontrol edebiliyorum. Benim de iyi günlerim, kötü günlerim, çıldırdığım günler oluyor.

Çocuklarınızla kayağa gitmek dışında ne yapıyorsunuz ?
Birlikte okuyoruz, konuşuyoruz, film seyrediyoruz. Doğada yürüyüşlere çıkıyoruz. Starbucks'a gidiyoruz. Ben kahve içiyorum, onlar sıcak çikolata.

Onlar da sizinle seyahatlere geliyor mu arada sırada.
Kızım 10 yaşında, oğlum 12. Şimdi başladılar bazı seyahatlere katılmaya. Onları Türkiye'ye getirmek çok isterim.

Kayak gibi başka ne zevkleriniz var?
Sinemayı, film seyretmeyi çok severim. En son seyrettiğim "Devil Wears Prada" filmiydi. Okumayı tabii çok seviyorum. Anladığınız gibi iyi restoranlara gitmeyi, iyi yemek yemeyi, iyi şarap içmeyi seviyorum.

Yemek de yapıyor musunuz bari?
İyi yemek yapmayı çok isterdim ama yapamıyorum. Ama çok iyi hamur işleri, makarna yaparım. Zaten İtalyan yemeklerini de çok severim. Balık severim. Bir de burada beni bir yere götürdüler, kebapçıydı. Şiş kebaba bayıldım.

Ama gayet incesiniz, sağlıklı görünüyorsunuz. Hamur işi ve et seviyorsunuz. Kahveye bayılıyorsunuz.
Çikolataya da bayılırım. Ama bunları her gün yemiyorum ki. Aslında çok düzenli bir diyet uyguluyorum. Haftada bir kez belki hamurişi yiyorum. Çok iyi bir restorana gidersem belki bir çikolatalı pasta istiyorum. Günde sadece bir fincan kahve içiyorum.

"Kadınlar benim gibi anlayışlı erkekleri beğenir"

Sizinle bir ilişkiye girmek zor olabilir. Sürekli mükemmel bir adam portresi çiziyorsunuz. Öfkelenmeyen, anlayışlı, güler yüzlü. Bu bazen çok sinir bozucu da olabilir. Karşınızdaki kavga etmek, kapris yapmak, isteyebilir.
Ben de mükemmel biri değilim, elbette tartışmalarımız olur. Ama çok anlayışlı olduğumu biliyorum. Çoğu kadın da buna değer verir, bence hoşlarına gider. Ayrıca benim de eğlenceli yanlarım vardır bir erkek olarak, çoğu kişi bilmiyor olabilir. Ve hiç beklenmeyen jestlerim, hareketlerim olabilir.

Ve kadınlar da sürprizlerden hoşlanır diyorsunuz.
Evet, hoşlanırlar. Bu özelliğime de güveniyorum.


"Bir çocuk kitabı yazacağım, bir albüm çıkaracağım"


Siz avukatken işinizi bırakıp bugünlere geliyorsunuz. Avukat olmanızı anneniz istemiş. Avukatlığı bırakıp bu işlere dalınca tepkisi ne oldu?
Aslında gayet de destekleyiciydi. Ama bir yandan da her anne gibi yanlış yapmamı istemiyordu. Çünkü ben aslında çok başarılı bir avukattım. Aslında büyük bir risk aldım.

Ama şimdi mutludur. Daha başarılı, mutlu, paralı ve ünlüsünüz.
Çok mutlu tabii. Benimle gurur duyuyor.

Bir müzik albümü yapacakmışsınız...
Evet. Biraz gitar çalıyorum. Daha elektronik, chill out bir müzik olacak albümümüzde.

"Tarkan hoşuma gitti"

Hoş, sizden klasik müzik bekler ya...
Olur mu canım, elektronik müziği, rock'ı çok severim. Hatta biraz Türk müziği duydum ve hoşuma gitti. Tarkan'ı beğendim. Albümde grubumla beraber müziği yapacağız ama ben konuşacağım. Yani aslında anlatmak istediklerimi o CD'lere anlatacağım.

Çocuk kitabı da yazacakmışsınız..
Evet, yazacağım. Daha küçüklükten mutluluğu bulmanın önemini, nasıl başarılı olabileceklerini, nasıl iyi ilişkiler kurabileceklerini öğrenirlerse büyüdüklerinde çok daha mutlu olacaktır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 674
favori
like
share