Osteoporoz, ortalama yaşam süresinin uzaması ve yaşlı nüfusun artmasıyla, birlikte günümüzde en sık görülen hastalıklardan biri haline gelmiştir.



Yapılan çalışmalar; 50 yaş üzerindeki her 3 kadından 1&inin ve her 5 erkekten 1inin, hayatının bir döneminde kırık yaşayacağını gösterirken, uzmanlar en iyi tedavinin korunma olduğunun altını çiziyor.

Osteoporoz, vücudumuzdaki kemiklerin sertliklerinin azalıp, kalitelerinin bozulması sonucunda daha zayıf ve kırılabilir hale gelmeleri ile ortaya çıkan ve tüm iskeletimizi etkileyen sistemik bir hastalıktır. En önemli sonucu ise vücutta oluşan kırıklardır. Osteoporoz, daha çok kadınların yaşadığı maruz kaldığı bir hastalık olarak bilinse de, aslında erkekleri de etkileyen önemli bir sağlık problemi. Yapılan çalışmalar, 50 yaş üzerindeki her 3 kadından 1i ve her 5 erkekten 1inin hayatının bir döneminde kırık yaşayacağını gösteriyor.

Osteoporozun bilinen en önemli risk faktörü ise yaşlanma. İçinde bulunduğumuz yüzyılda hastalıkların tanı ve tedavisinde yaşanan olumlu gelişmeler, insanların ortalama yaşam sürelerini uzatsa da, yaşla birlikte artan pek çok hastalık gibi osteoporozu da sağlık gündeminin ilk sıralarına oturtuyor. Çünkü, tüm dünyada yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte osteoporoz ve osteoporoza bağlı kırıkların görülme sıklığında da önemli bir artış yaşanıyor. Günümüzde, kalça kırıklarından ölüm, kalp ve kanser hastalıklarına bağlı ölümlerden sonra üçüncü sırayı alıyor.

Osteoporozun, kadınlarda özellikle menopozdan sonra sık görülen bir kemik hastalığı olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, osteoporozun önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın, bu konudaki bilgi eksikliği yüzünden büyük kitlelerin kırık riski ile karşı karşıya olduğunu vurguluyor. Sağlık bilincinin en yüksek olduğu ABDde bile osteoporozlu veya düşük kemik yoğunluğu olan hastaların yarısının bu durumun farkında olmadıklarını ifade eden Prof. Dr. Akı, ABDde 10 milyon osteoporoz hastası bulunuyor. Yaklaşık 34 milyon kişi ise düşük kemik yoğunluğuna sahip. Bu hastaların yüzde 80ini kadınlar oluşturuyor. Ayrıca bu hastaların yarısı durumlarının farkında bile değil. Hastalar, kırıkla hekimin karşısına geldiklerinde ise artık çok geç oluyor. Oysa osteoporoz konusundaki en başarılı tedavi korunmadır diyor.

KEMİK KAYBI 30 YAŞINDAN SONRA BAŞLIYOR

Kemikler aslında olarak yapım ve yıkım faaliyetleriyle sürekli yenilenen canlı dokular. Bu yapım ve yıkım süreci, kadınlarda 30 yaşına kadar dengeli bir şekilde devam ederken, bu yaştan itibaren denge, yıkımın lehine değişiyor. Doruk kemik kütlesinin oluştuğu 30 yaşından sonra kadınlarda, yıllık yüzde 0.5'lik bir oranda geri dönüşümsüz kemik kaybı başlıyor. Bu kayıp, özellikle menopozdan itibaren daha da hızlanıyor ve menopozda olan bir kadın her yıl tüm vücut kemik dokusunun yüzde 1 ile 1.5'lik bir kısmını kaybediyor. Bu kayıplar, 10 ile 15 yıllık hızlı bir dönemden sonra oldukça azalıyor. Bu aşamaya kadar kaybedilen kemik dokusu miktarı, kadının ileride kemik kırığıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirleyen en önemli etkenlerden birini oluşturuyor. Osteoporoz en fazla, vücudun yükünü taşıyan omurları etkiliyor. Tüm osteoporoz olgularının yüzde 47'si omurlarda, yüzde 20'si kalçada, yüzde 13'ü bileklerde ve yüzde 20'si diğer kemiklerde görülüyor. Omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak, özellikle ileri yaşlarda boyda kısalma oluşabiliyor. Başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde de, hafif düşmeler sonucunda veya kendiliğinden, ölümcül olabilen kırıklar oluşuyor. Osteoporozun en önemli sonucunun kırık ve buna bağlı olarak gelişen sakatlıklar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akı, 50 yaşın üzerinde kalça, omur ve el bileği kırılma riski, kadınlarda yüzde 40, erkeklerde ise yüzde 13 olarak kabul ediliyor. Bu istatistiksel veriler, her 50 yaşın üzerindeki 10 hastadan 4 tanesinin kalça, omur ya da el bileği kırığı ile karşılaşma riskine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Kırığın maliyetlerini ve sosyal yönünü ortaya koyduğunuzda ise ortaya büyük problemler çıkıyor. Bugün ABD de yılda 1.5 milyon kırık meydana geliyor. Bunun 300 binini kalça, 700 binini omur, 250 binini el bileği, 300 binini ise diğer kırıklar oluşturuyor. Kalça kırığına maruz kalan hastaların yüzde 20si, ne yazık ki ilk 1 yıl içerisinde kaybedilirken, yüzde 30dan fazlası sakat kalıyor. 1990lı yılların başında 1.7 milyon olan kalça kırığı sayısının, 2050 yılında 6.5 milyona çıkacağı öngörülüyor.zannediliyor diyor.

KIRIKLARA DİKKAT!

Osteoporozun en önemli belirtisinin kırık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Akı, Kırık olmadığı sürece osteoporoz belirti vermez. Halk arasında osteoporozla ilgili yanlış bilinen şey, osteporozun ağrıya neden olabileceğidir. Kırık olmadığı sürece osteporoza bağlı ağrı olmaz oldukça nadirdir. Omurga üzerinde ortaya çıkan kırık sonucu; boy kısalır, duruş bozukluğu ve kamburluk ortaya çıkar. Kamburlaşma sonucunda kemikler, karın boşluğu ve göğse baskı yapar. Buradaki organlar olumsuz etkilenirken hastanın vücut imajı bozulur. Vücut imajının bozulması psikolojik sorunların ortaya çıkmasına, osteoporoz hastasının toplumdan uzaklaşmasına neden olur diye konuşuyor. Osteoporozun teşhisindeki ve tedavinin takibindeki altın standardın, kemik mineral yoğunluğu ölçümü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akı, Bunun yanı sıra kırık olup olmadığını anlamak için hastaların sırt ve bel filmlerini rutin olarak istiyoruz. Ayrıca menopoz dışında osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığını sorgulamak açısından kan ve idrar tahlilleri yaptırıyoruz. diyor.

EN İYİ TEDAVİ KORUNMA

Osteoporozdan korunma anne rahminde başlıyor. Bebeğin anne karnındaki beslenmesi kemik sağlığını yakından etkiliyor. Korunma, doruk kemik kütlesini maksimuma çıkarmak anlamına geliyor. Kemik kütlesi genellikle 30 yaş civarı maksimuma ulaşıyor. Bu nedenle 30 yaşından önce kemik kültesi dolayısıyla yoğunluğu ne kadar yükseltilirse, arttrılırsa kırık riski o kadar azalıyor. Korunmanın amaçlarından biri de menopozla hızlanan ve yaşlanma ile devam eden kemik kaybını minimuma düşürmek. Bu arada düşmeyi önlemek de, korunmanın bileşenlerinden birini oluşturuyor.

Doruk kemik kütlesini maksimuma çıkarmak için önemle üzerinde durulan konulardan biri egzersiz, diğeri de beslenmenin düzenlenmesi. Bu yüzden çocukların; basketbol, voleybol, ip atlamak, zıplamak ve dans etmek gibi kemik yoğunluğunu artırıcı fiziksel aktivite ve egzersizler yapmaya teşvik edilmesi gerekiyor.

NE KADAR KALSİYUM VE D VİTAMİNİ?

Kalsiyum ve D vitamini alımı her yaşta oldukça önemli. İleri yaşlarda bir kişinin günlük kalsiyum ihtiyacı 1500 mg. Bunun tamamını besinlerle almak mümkün olmadığı için mutlaka ilaçlarla desteklenmesi gerekiyor. Besinlerden yeterli miktarı alabilmek için ilave olarak, iki su bardağı yağsız süt ya da 200 gr. yoğurt tüketilmesi tavsiye ediliyor. Ayrıca salep, dondurma, muhallebi, sütlaç ve yeşil yapraklı sebzeler de kalsiyum açısından oldukça zengin. D vitaminin en önemli kaynağı ise güneş. Çünkü D vitamini alımının yüzde 90-95 i ciltten yapılıyor. Günde 10 ya da 15 dakika özellikle el, yüz, kollara, ve bacaklara ve sırta yaptırılan güneş banyosu, kalsiyumun emilimi için gerekli D vitamini kaynağını oluşturuyor. Ayrıca balık ve balık ürünleri de önemli bir D vitamini kaynağı.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 565
favori
like
share
corleoni Tarih: 03.10.2006 19:52
paylaşım içiçn sağol
drorhan Tarih: 03.10.2006 14:05
bu osteoporoz benim en sevmediğim hastalıklardandı.
çünkü hastanede bu hastalıktan dert eden bir çok teyzeme bazı utanmazların
"bu kadar kapanır güneş görmezsen tabii ki hasta olursun, biraz kolunu, bacağına güneş göster" diye azarladıklarını işitmişimdir.

bence direkt güneşle alakalı olamaz. bilmediğimiz şeyler varmış gibi geliyor bana.

paylaşım için teşekkürler.
recepm Tarih: 01.10.2006 11:52
benim büyük babam 98 yaşında
heybetli babayiğit adam çocuk gibi kaldı
belli yaştan sonra ilaçta fayda etmiyor
bilgiler için teşekkürler
BoardBeLasi Tarih: 23.09.2006 12:51
paylasim icin tskler
SU-PERISI Tarih: 23.09.2006 10:24
kadınlarda ve erkeklerde sıkca görülen bir hastalık.belli bir yaştan sonra kemik ölçümü yaptırılmalıdır sessizce ilerleyip kırılmalara neden oluyor,erken tanıyla önlenebilir ve tedavi edilebilir