Adam sersemlemiş, dağılmış bir haldedir.

Çünkü uzun zamandır aynı evi ve kalbini paylaştığı kadın ondan ayrılacağını söylemiştir.

Kadının sözleri alabildiğine soğuk ve açıktır:Sen şimdi işe git, ben de eşyalarımı toplayayım.

Hiç hesapta yoktur bu ayrılık.

İlk anda ne diyeceğini bilemez genç adam. İşine gider ama rahat edemez. Eve döner.

Bir köşeye saklanıp eşyalarını toplayan sevgilisini izler bir süre.

Sonra dayanamayıp ortaya çıkar ve sorar:Ne yaptım sana? Kötü bir insan mıyım? Çekilmez biri miyim? Seni aldattım mı hiç? Canını yaktım mı? Hayır.

Bu soruların hepsinin yanıtlarının ;Hayır! olduğunu bilir.

Asıl soru kadının kederli gözlerine bakarken gelir: Seni mutsuz mu ettim?

İşte o anda kadın sevdiği adamın gözlerinin içine bakar ve dudakları titreyerek şöyle bağırır: Hayır!.. Ama sen biraz olsun mutlu olabilirdin!



***

Nick Hornby nin çok tutulmuş romanı High Fidelity den uyarlanan filmin bir sahnesiydi bu.

İzleyeli 6 yıl oldu; yine de filmdeki ayrılık anını perçinleyen o söz ara ara kulaklarımda çınlar.

Çünkü o söz özellikle günümüz ilişkilerinin en hassas noktasına temas eder ve acıtır.

Nasıl mı?

Anlatayım.

Bir kere her ciddi beraberlik daha başta mutsuzlukları göze alır.

Hatta ilişkinin içinde aşk veya aşka benzer bir tutku varsa;acı ve mutsuzluk Allahın emri diye düşünenler çoğunluktadır.

Peki ya mutluluk?

Bir ilişkinin mutsuzlukları olabilir, tamam da mutlulukları hiç mi olmaz; asıl belirleyici olan mutluluk değil midir?

Taraflardan biri sürekli depresif, hep ekşi, hep hafifçe mutsuz kıvamdaysa karşısındaki yorulmaz mı?


***

İnsanlar elbette mutsuz olmak için bir araya gelmez, birlikte yaşamayı seçmezler.

Sadece dışarıya karşı ;yıkılmadık ayaktayız fotoğrafı vermek veya yalnızlık korkusundan aşk çıkmaz!

Asıl arayış, asıl hedef (öyle ya da böyle, saklı ya da açık) mutluluktur.

Birleşinceye kadar aşk gözlerde parlaklık, hareketlerde telaş ama dudak kenarlarında burukluk olarak yansır yüzlere.

Ama birleşince... Hele aşkın aşk olduğu birlikteliğin başlangıç günlerinde sevgililerin yüzlerinin mutluluğun resmine dönüştüğünü bilmeyen var mıdır?

Zaten mutlulukta tatlı tatlı esnemeyi andıran bir yan vardır. Biri mutlu hissetti mi kendini; yanındaki de uyar eninde sonunda...


***

Sonra... Tuhaf şey!

Günler, aylar, bazen de yıllar geçer ve mutsuzlukların paylaşılması devam eder de, nedense...

Mutluluklar paylaşılmaz olur.

Kritik nokta burasıdır.

Artık kadınlar kaygılı, erkekler kafaları dolu bir haldedirler ve ikisi de mutluluklarını arkadaşlarıyla yaşayıp paylaşmaktadırlar...

Nice düzgün ve düzenli modern ilişkiye yakından bakın; aslında tam bu noktada koptu kopacak bir halde durduklarını fark edersiniz.

Sanki ortalıkta birlikte mutsuz, başkalarıyla mutlu çiftler resmi geçidi yapılmaktadır.


***

Tabii High Fidelity; filminin sonlarına doğru genç kadının aylardır uzak kaldığı sevdiği adama şöyle dediğini de görürüz: Sensizlikten yorgun düştüm.

Bir deneyimi bu kadar çıplak anlatan kaç söz vardır?..

Hangisini tercih edersiniz; sevgilinin bir türlü mutlu olamayışını izleyerek bitip tükenmeyi mi; onsuzluğun ve özlemin yorgunluğunu mu?

haşmet babaoğlu'ndan.....

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 413
favori
like
share
ozlems_o Tarih: 27.09.2006 08:48
wawwwww bu ne kadar güzel bir yazı

mutluluk mutsuzluk ve aşkı bu kadar birbiriyle iç içe ve bu kadar bağımsız anlatılamazdı doğrusu :18:

teşekkürler ayşegül paylaştığın için çok saol