Zaten olmuyordu Ya benden az önce geçmişti, ya o geç geliyordu nefes arası sokaklara.

Şimdi hangi hesapların tutmadığı defterleri yeniden karıştırmanın ne anlamı vardı.

Ardından baktığım saatlerde değimliydi, radyolu kan arayışlarım? Yusuf ağlıyordu gece yarılarında, biz içiyorduk, nikotin yüklü arabalarda sesine benzer sesleri kovalıyorduk. Karakuş tesisleri ilçenin başıydı kimilerine, kimilerine sonu Yüksekçe bir yer tutup önümüze gelen ağaçlara çelme takıp gözetliyorduk halı sahada ışıklara koşuşarak ölen gece böceklerini.

Yahut yıldızlardaydı gözlerimiz, kimin kaçıncı dakikada attığı golle çınlayan sese aldırmadan. Zaten olmuyordu ya biz zorluyorduk.

Cevapsız sorular sormakta üstümüze yoktu. Onun kaşı karaydı, öteki ezelden sabıkalı söylemde, hele iki türkü duymayıversin beriki, iki gözü iki lal susmak ki, dağlar yıkılır sanırdınız üstüne Derken kar yağardı pencerelerinize, buz tutardı aşklar ağlayamazdınız. Her solukta eskimiş şiirler düşerdi yollarımıza. Düşlerdeki umutları saklardık dağlara. O dağlar ki bin yıllık eşkıyalığımıza sığınaktı her dar zamanda, biz bunu bildik. Bunu söyleyemedik ve fakat biz buyduk. Herkes kadar kahraman, herkes kadar korkak, herkes gibi cahil ve cesur.

Zaten olmuyordu, herkes gibi yaşayarak herkesten farklı olunmuyordu.
Bütün saatleri keşkelerle doldurup yeni bir başlangıç yapmak mümkün mü hayata dair?
Zaten olmuyordu da biz olduruyorduk yarı aydınlık sabahları , yarı karanlık duraklarda. Oysa o vardı apaçıktı, çıplaktı ay gibiydi, ay gibi çırılçıplak, ay gibi uzak benden. Saatler geçiyordu habire. Terliyorduk, tekliyordu kelimeler dudaklarımda. Hücreme girip en ayıp sözcüklerimi yazıyordum herkesten gizli. Ben bu ayıp sözcükleri seviyordum işte. Kime neydi, kim bileydi?

Tenhaları seviyordum en çok. Tenhalar soru sormuyordu, yargılamıyordu. Levhalar sokmuyordu gözüme, sesimi kesmiyordu. Sessizliği bu yüzden seviyordum, sensizlikle yıkıyordum sessizliği. Sessizlik sana bakıyordu, ben akıyordum dilsizliğe.
Zaten yoktu benimki delilikti. Ben deliliğimi seviyordum, delilik sınıyordu sabrımı. Ben her akşam bir kez daha öldürerek kendimi dağlara bakıyordum. Dağlar kızıla dönüyordu, donuyordu içimdeki ateşle. Ben dağa bakıyordum, dağ orda hiç usturubunu bozmadan öylece duruyordu.

De ki ölmek kolay değil, sulara dönmek toprak olmak, ama işte ölümü özleten gözlerin vardı, vakit dardı. Zaten yoktu ya ben var diyordum sorgucularıma .

Kirli tutanaklara geçiyordu adımız. Mürekkebi dağılmış sözcükleriydik vakitsiz aşkların. Sahipsiz dosyalara kilitlenecek unutulmaya mahkum edilecektik.

Kaç bin yıldır susuyorum olmuyor hep susmak. Değimli ki aç kalkıyoruz bütün sofralardan , değimli ki hep sonradan haklı buluyorlar sözlerimizi, bağırasım geliyor avaz avaz .

Zaten yoktu sararmış bir fotoğraf bile bırakmadan ardına gidenlerin sesleri ne kadar kalırsa o kadar vardı...

Gizil haberlerin ortasında küskün bir selamla anıyorum kucaklaşma saatlerini. Küskünlük sırası bende diyorum, susuyorum adamakıllı. Bu suskunluk beni öldürür biliyorum.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 455
favori
like
share
Serendipity Tarih: 05.10.2006 10:09
eline gönlüne sağlık özlem

sunumlarının hepsi birbirinden değerli
hepsini ayrı bir zevkle okuyorum
sağolasın
HaKoMaN Tarih: 04.10.2006 03:13
teşekkürler duygulu arkadasım...seni ayakta alkışlıyorum gercekten...
tuzla_buz Tarih: 27.09.2006 17:58
canım dostum paylaşımın için saol