Birlikteyken harikayız" diyerek anlatıyor genç adam. "Hiç sorun yok! Birbirimizi anlıyor, anlaşıyoruz. Birbirimizi sevdiğimizi, hiçbir problemin aramıza giremeyeceğini biliyoruz. Fakat..."

Meraklanıyorum: "Sorun ne o zaman?"

Sanki ezmek istermiş gibi avucunda sıkıştırdığı telefonuna bakarak yanıtlıyor beni...

"Telefonla konuşurken her şey değişiveriyor. En ufak şeylerden kavga çıkıyor. Neden böyle anlamıyorum? Ama bildiğim şu; telefondan ve onunla telefonla konuşur olmaktan korkar oldum."

Gülümsüyorum. İçimdense kahkaha atıyorum.

Çünkü genç adamın başına gelenleri anlıyorum.
Çünkü daha yarım saat önce benzer bir şey yaşadığımı biliyorum.

Çünkü o telefon konuşmasında sevdiğim insanın (sözleri değil, hayır, hayır!) ses tonundaki küçücük bir değişiklik beni allak bullak etmeye yetmiş ve durum toparlanıncaya kadar akla karayı seçmiştik.

Genç adamın bu sıkıntısında geçmiş travmalarının ne kadar etkisi vardır, bilmiyorum. Sevgilisiyle yaptığı her telefon konuşmasını cehenneme çeviren neden belki çok daha derinde yatıyordur, ayrı konu tabii! Ama şurası kesin: Konuşurkenki sesimize; sesimizin sözcüklerden bağımsız olarak taşıdığı mesajlara görüntümüz, duruşumuz, davranışlarımız, giysilerimiz, hatta kokumuz kadar bile önem vermiyoruz ya, yanlış yapıyoruz...

Telefon bu yüzden başımızın tatıı belası! Çünkü yaptığımız yanlışı yüzümüze vuruyor.

***



Sevilen ve fakat yorgun bir ses...

Telefondaki kayıtsızmış gibi, başka önemli tercihleri varmış gibi çıkan ses mesela...

Nasıl da sözcüklerden çok daha keskin mesajlar taşır sırtında!

Şimdi Roland Barthes'ın şu yakınmasını hatırlamamak mümkün mü?

"Sevilen ve yorgun bir sesten daha iç parçalayıcı bir şey yoktur: gücü tükenmiş, azalmış, neredeyse kanı çekilmiş ses, dünyanın ta öbür ucundaki soğuk sulara gömülecek ses; silinmek üzeredir bu ses... bu kısa mı kısa, zayıflığı yüzünden nerdeyse hoyrat ses, sevilen ve uzak sesin bu neredeyse hiçliği içimde canavarca bir tıkaç olur; bir cerrah kafamın içine kocaman bir pamuk tampon sokuyormuş gibidir." (Bir Aşk Söyleminden Parçalar.)

Haklıdır Barthes! Sevilenin sevgisinin ağır ağır solmasını sözlerinde değil sesinde hissettiğimiz konusunda haklıdır.

Çünkü sevilen varlığı bize taşıyan da alıp uzaklaştıran da sestir.

Mesafeyi var eden de yok eden de sestir.

O böylesine hınzır, muzır ve gizli bir güçtür.

Bakmayın siz; gözler kaçırılır, hareketler yanıltır, sözcükler zaten çoğu zaman yalan söylemek için vardır.

Ama ses öyle midir?..


***


Artık elimiz ayağımız kadar bizden kabul ettiğimiz telefonu bizim için aynı zamanda bu kadar ürkünç kılan da işte bu gerçektir.

Biz karşımızdakini görmüyor oluşumuza bağlarız rahatsızlığımızı. Bunun da payı vardır elbet!

Ama asıl sorun sesimizdedir; sesin örtülemez gerçekçiliğiyle hesaplaşmamızdaki güçlüktedir!

Sevilenin sesindeki küçücük bir cıvıltı sözcüklerle ilgisiz biçimde alıp bizi umutlara, hülyalara ve en önemlisi güvenlik duygusuna taşır.

Ancak baygın, bitkin, kayıtsız veya "aklı başka yerde" bir ses kullandığı sözcükler ne kadar ikna edici olursa olsun yüreği bulandırır, zihni kuruntulandırır.


***


Ne gariptir!

Bazı ayrılıklarda aşk gider, geriye sesi kalır...

Birkaç kahkaha, bir hıçkırık, bir daha asla öyle söylenmeyecek; sadece o sese yapışıp kalacak bir "seni seviyorum" belki..

Bazı ayrılıklarda ise gemiyi ilk önce sevgilinin sesi terk eder. Bir süre sonra da anılar sessiz film biçimi kazanır. Kocaman bir iç çekişten başka hiçbir şey kalmaz geriye!


Haşmet Babaoğlu'ndan.......

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 562
favori
like
share
hulya66 Tarih: 03.10.2006 19:54
yuregine saglik
by_pipo Tarih: 03.10.2006 00:50
:111:paylaşım için teşekkürler.
ozlems_o Tarih: 30.09.2006 08:22
canım gerçekten hayatımızda karşılaştığımız yaşadığımız şeyler

paylaştığın için sağol
hicbirsey2001 Tarih: 30.09.2006 01:34
Okurken çok keyif aldım, kendimden parçalar buldum


Özenli bir paylaşım, çok teşekkürler


:3:
BoardBeLasi Tarih: 29.09.2006 21:18
Paylasim icin tskler