Asıl iş anlamak kaçınılmazı,
Durdurulmaz çığı,sonsuz akımı
Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne,
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani
( A.Arif.)

Amaç çocuklarını kısa yoldan meslek sahibi etmekti.Onun için yollara düşülür,ucuz ve son derece sağlıksız bir ev bulunur,kenar mahallelerden.Sonra ince bir yatak-yorgan da rulo yapılıp getirildi mi köyden,yanına küçük bir piknik tüp ilavesiyle.Çoğunun ne sobası ne yakacağı olurdu..Artık o çocuk 4 yıl sonra hayata atılmaya hazır hale gelecektir, kendiliğinden,sahipsiz..

Burada göreve başladığımın ilk yıllarıydı.O kadar çok öğrencim vardı ki bu koşullarda yaşayan.Kötü öksürüyordu ,en arkada oturan öğrencim,sanki ciğerleri sökülecek gibiydi.Dersimi işlerken bir taraftan da onu düşünüyordum.Ailesinden uzaktı ve arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyordu.Teneffüste yanıma çağırdım. En yakındaki eczaneye gitmesini ve kendine ilaç almasını , özellikle rahatlaması için öksürük şurubu almasını sağladım.

Görev yaptığım okulun binası Kurtuluş Savaşı yıllarında karargah olarak kullanılmış tarihi bir binaydı.Çok eskiydi , sit olduğu için korunmaya alınmıştı.Arsası büyük diye yanına bir de ilkokul yapılmıştı.Yani ilkokul ve lise bir aradaydı.Onlar dersteyken biz teneffüste olurduk.Bunda bir anormallik olmazdı da,biz dersteyken onlar teneffüste olurdu.İşte o zaman şenlik başlardı.. İlkokul çocuklarının cıvıl cıvıl sesleri, ister istemez dikkatimizi dağıtırdı ama bu duruma alışmıştık. İşin esas komik tarafı; sınıflarımızın pencereleri çok alçak ve demirliydi.Her teneffüs üç- beş çocuk mutlaka bu demirlere tırmanır ve bizim sınıflarımıza başlarını uzatır,sarkarlardı.Bazısı usulca ve merakla dinler,bazısı da derslerimizi sesleri ve gürültüleriyle sabote etmekten müthiş keyif alırdı..

Camdan ,dışarıda koşturan bu küçük canavarları seyrederken ,öksüren öğrencim,beni o kadar eskilere götürmüştü ki , siyah- beyazdı hatırladığım filmin kareleri.Ben de bu yaşlardaydım ve yatılıydım.Geceleri uyutmuyordu öksürüğüm.Yatakhanede arkadaşlarımı rahatsız ediyorum diye düşünüyordum .Su içiyordum,boğazım yumuşuyordu ama Ankara ;nın kuru ayazında o kadar bir başımaydım ki öksürüğümle,ne yapabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu....

Elindeki paketi bana uzattığında arkadaşım; içinde ne olabileceğine dair hiçbir fikrim yoktu.Açtım,öksürük şurubuydu.Hasta olduğumu duymuş,bana şurup alıp ,göndermişti.Çok duygulanmıştım.Sesimi çıkarmadım,hiçbir şey demedim. Kullandım , çok da iyi geldi.Geçmişti öksürüğüm.
Sonraları bu öğrencim başka bir okula nakil oldu.Yıllarca arkadaşlarıyla selam gönderdi bana.Biliyordum,sadece kuru bir selam değildi o.İçinde sevgi,minnet,unutmamak vardı.
Yıllar sonra karşılaştığımda, bu anı geldi aklıma
Okul bitmişti ve hepimiz bir yerlere savrulmuştuk Gençlik çok uzaklarda kalmıştı .Rüzgarlara karşı yürümüyorduk,delice sevdalarla.Hem kır çiçekleri kadar da güzel değildik artık.Özgürlüğe savurduğumuz martılarımızın kanatları,düşlerimizdeki kadar beyaz da değildi
Gidemedim yanına..Yıllar sonra da olsa teşekkür edemedim, sevgi adına,minnet adına,unutmamak adına Hüznün rengi griydi çünkü
Sahi gözleri ne renkti ki?.....


Yazar : HaticeEngin

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3140
favori
like
share
ozlems_o Tarih: 05.10.2006 23:31
bir öksürük şurubunun bile insnaın içinde neler hiseetirewceğini okusum satırlarda :3:sevgi minnet tatlı hatıralar

serendipity çok teşekkür ediyorum sana gerçekten