SÖZDE SOYKIRIM YALANI

Pek çok batılı ülke ardı ardına Sözde Ermeni Soykırımını tanıyan kararlar alıyorlar.
Orhan Pamuk, Taner Akçam, Halil Berktay gibi Aydınlar (!) Soykırım yapıldığına dair yazılar yayınlıyor, demeçler veriyorlar.

Medya konuyu sürekli gündemde tutuyor.Sözde soykırımın tanınması yönünde Türkiyeye yönelik baskılar artıyor.Tazminat talepleri dillendiriliyor.

ABDde bir sigorta şirketi 1915de ölen Ermenilerin murislerine Türkiyeye rücû etmek üzere yüklü tazminatlar ödediği bir dönemde, Türk Ceza Kanununa soykırımla ilgili bir madde ekleniyor.

Ve İsviçrede Soykırım Yoktur dediği için Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu hakkında gıyabi tutuklama kararı alarak, Batının Demokrasi anlayışını sergilemekle kalmıyor, Türk Tezinin dünya kamuoyuna taşınmasını engellemek istiyor.

Soykırım gibi vahim bir insanlık suçunun işlenebilmesi için o milletin tarihinde bu suça yatkınlık olması gerekir. Bir şahıs için suça yatkınlık nasıl bir özellik ise, toplumlar için de öyledir. Türk tarihi incelendiğinde soykırıma ve asimilasyona rastlanamaz.

Avrupa mezhepler mücadelesinin kanlı soykırımlarını yaşarken, Osmanlı’da her din ve mezhebin ibadethanesinde rahatça ibadet ediliyordu.

Osmanlı çekildikten sonra, kan gölüne dönen Balkanları, Yugoslavyayı, Ortadoğuyu yüzlerce yıl barış içinde yönetmesi Türkün hoşgörü anlayışının göstergesi değil midir?

Fransa, İngiltere, İspanya, Hollanda vb ülkelerin sömürgelerinde halkın konuşma dili değiştirilirken, Osmanlıda her halk kendi diliyle konuşuyordu.

Kendi ülkelerinde soykırıma baskıya uğrayanlar Türkiyeye sığınıyorlardı.

Örneğin :

1469 yılında İspanya ve Portekiz'den kaçan onbinlerce Musevi ve Müslüman;
Avusturya-Macaristan imparatorluğundaki iç çatışmalar sonucu 1680 yılında Tökeli İmre ve adamları,

1711 yılında Rakoczi Ferençh ve adamları, 1849 yılında Layoş Kosuth ve 2000 kişilik Macar grubu;

İsveç Kralı Demirbaş Şarl ve 2000 dolayında adamı;

1841 ve 1856 yıllarında Polonya'lı Prens Chartorski;

135 bin kişilik ordusuyla Ekim 1917'de Rus komutan Vrangel ve diğer Beyaz Ruslar, Troçki başta olmak üzere Stalin muhalifleri,

Birinci dünya savaşı öncesi ve sonrası Balkanlardan ve Kafkaslardan farklı etnik ve dini gruplardan milyonlar Türkiyeye göçmüştür.

1930'lu yıllardan itibaren Polonya ve Almanya kökenli onbinlerce Musevi Türkiye'ye sığınmıştır. Sözde Ermeni soykırımının üzerinden 20-25 yıl gibi kısa bir süre geçmişken, soykırım yaptığı iddia edilen bir milletin, soykırımdan kaçanlar tarafından kurtarıcı olarak görülmesi bile soykırım iddiasının bir yalan olduğunu göstermeye kâfidir.

Türkiyenin Mülteci cenneti olma özelliği Cumhuriyette de devam etmiştir. Kırımda, Ahıskada,Kerkükde, Doğu Türkistanda soykırım tehdidiyle karşı karşıya kalanların, Bulgaristanda Jivkovun, Irakda Saddamın zulmüne uğrayanların sığınağı hep Türkiye olmuştur.

Türk devlet geleneğinde "adalet" vardır, "kültürlerin yaşatılması" vardır; ancak, "katliam" ya da "soykırım" yoktur.

Buna karşılık Batının tarihi soykırımlar tarihidir.

Batının Hıristiyanlık Adına Yaptığı Soykırımlar:

Haçlı Seferlerinde Müslümanlar yanında Ortodokslar toplu kıyıma tabi tutulmuştur.Endülüste, Sicilyada milyonlarca Müslüman katledilmiştir.Engizisyon mahkemeleri din adına yüz binlerce insanı yakmıştır.Orta Çağ, batının dini katliamlar çağıdır.

Amerikanın keşfi, aynı zamanda dünyanın en büyük katliamının başlangıcıdır. Amerika kıtasının sahipleri olan Kızılderililer kitleler halinde yok edilmiştir.Batılı, katliam yapmakla kalmamış, bu canileri filmleri ile çizgi romanları ile bize kahraman olarak empoze etmiştir

Ve...
Gaz odalarında,
Fırınlarda
Laboratuarlarda
Temerküz Kamplarında

Ari ırk adına, Hıristiyanlık adına katledilen 3 milyon insan.

Batılı bir milletin yaptığı bu soykırıma, batılı diğer milletler kendi toprakları işgal edilene kadar sessiz kalmıştır.

Hiroşimada, Nagazakide ABDnin uyguladığı soykırım.Atom bombasıyla katledilen 200 bin Japon.Radyasyona maruz kalan milyonlar.......

1954-1962 arasında Fransızların katlettiği yüzbinlerce Cezayirli Müslüman.

Endonezyada, Kamboçyada, Ruandada gerçekleşen soykırımlarda acımasızca yokedilen milyonlarca insan.

Vietnamda yaşananlar.

Daha dün Sırplarca katledilen onbinlerce Hırvat ve Boşnak.....

Elindeki kan hala kurumamış olan Batı, dünyaya hoşgörü ve insanlık örneği olmuş Türk Milletini, 1915 yılında cereyan eden Tehcir nedeniyle Ermeni Soykırımı yapmakla suçluyor.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 809
favori
like
share
Adonis Tarih: 14.10.2006 01:24
Dünyanin isi gücü yok sanki Türkiyenin zararina ne yapabiliriz diye ugrasiyorlar Yüzyilin en büyük insani Atatürk gibi birisine gercekten ihtiyacimiz var
sennur Tarih: 13.10.2006 23:04
yazdıklarına aynen katılıyorum milkboy ,teşekkürler yazdıkların için türkiyenin atatürk gibi liderlere ihtiyacı var.inşallah layık olduğumuz yönetimlerle eski itibarımıza kavuşuruz...
milkboy Tarih: 13.10.2006 20:26
Aktörler Değişiyor

1984 den sonra ASALA yavaş yavaş sahneden çekilirken,
PKK'nın terör eylemleri hız kazanıyordu..
Emperyalizm Asala kartını çekerek yerine PKK kartını sürmüştü.

26.Şubat.1992de Hocalıda Ermeniler tarafından 613 Azeri Türkü hunharca katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acımasız yöntemlerle işkence yapılarak öldürülmüştür.

Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmıştır.Ermeniler masum insanları, gözlerini oyarak, kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını keserek öldürmüştür.

Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış ve insanlarımız diri diri toprağa gömülmüştür.

ATATÜRK DİYOR Kİ



Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam, uydurulmuş rivayetler ve daha önce yayılmış bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir. Bunların kat'iyyen doğru değildir. Bu hakikatin belgelendirilmesi için tarafsız heyetlerin memleketimizde kemal-i serbesti ile icra-yı tahkikat eylemelerini memnuniyetle kabul ederiz.
milkboy Tarih: 13.10.2006 20:22


Geçmişten adam hisse kaparmış...
Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
Mehmet Akif Ersoy

Ermenilerin 1918 den sonraki eylemleri de Rahmetli Akifi doğrular niteliktedir.
Ermeniler, 1918 den sonra da Emperyalizmin oyuncağı olmaya devam etmişler, kanlı eylemlerini sürdürmüşlerdir.

1919-1921 yıllarında Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşmışlar,

1918 de Sait Halim Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşayı katletmişler,

36 Türk Dışişleri mensubunu şehit etmişler, terör eylemleriyle onlarca kişiyi katletmişler,

Kendi parlamentolarını basmışlar,

Dağlık Karabağı işgal ederek başta Hocalı olmak üzere Azerbaycan Türklerine karşı katliamlar gerçekleştirmişlerdir

ŞEHİT DİPLOMATLARIMIZ

1970li yılların ilk yarısında ortaya çıkan ASALA terör örgütü dünyanın dört bir yanında Türk Diplomatlara, aile fertlerine, elçilik görevlilerine yönelik saldırılara başlatır.

Bu saldırılarda 37 vatandaşımız şehit olmuştur.Bu cinayetlerin çok azının faili yakalanmıştır.

ASALA 1982'de Ankara Esenboğa havaalanını basıp 10 kişinin ölmesine 72 kişinin yaralanmasına neden oldu.

Avrupa'da ASALA hâlâ önemsenmiyordu; ama 1983'te Paris'in Orly havaalanındaki THY bürosu önünde bomba patlatılıp 5 kişinin öldürülmesine, 63 kişinin de yaralanmasına yol açıldığında, olay ilk kez ciddiye alındı!
milkboy Tarih: 13.10.2006 20:18
Tehcir İnsanlık Suçu mudur?

İnsanların doğup büyüdükleri yerlerden koparılıp devlet zoruyla başka bir yere gönderilmeleri tabii ki normal bir olay değildir.
Ancak, şurası unutulmamalıdır ki; bir insan için yaşam hakkı nasıl kutsalsa, bir devlet için yaşam hakkı ondan milyonlarca kez kutsaldır. Bir devletin, kendisini yok edecek gelişmelere karşı gerekli önlemleri alması, devlet olmanın gereğidir.
Tarihte pek çok devlet, devletin devamlılığını sağlamak için, yurttaşlarını yaşadıkları bölgenin dışına taşımıştır.
Osmanlı tarihi bir bakıma Türk Boylarının zorunlu nakillerinin, zorunlu iskan kararlarının tarihidir.
Avşar Boylarının zorunlu iskanı karşısında Dadaloğlu ne diyor: Kalktı göç eyledi Avşar illeri-Ferman Padişahınsa dağlar bizimdir.
Yer değiştirme, zorunlu iskan bir suçsa, Osmanlı bu suçu en fazla Türklere karşı işlemiştir.

Japonların Pearl Harbura baskın yapmasından sonra, ABD ülke sınırlarında yaşayan tüm Japon asıllı yurttaşlarını düşmanla işbirliği yapabilirler endişesi ile ülkenin iç bölgelerine sürmüştür.

Keza SSCB 2. Dünya savaşı sırasında, 1 milyon civarında Kırım Türkünü, yüz binlerce Ahıska Türkünü, aynı şüpheyle topraklarından koparıp almıştır.

Bu iki örnekte de, Düşmanla işbirliği konusunda girişim bile yoktur. Bu iki ülke sırf şüphe ile hareket etmiştir. Oysa Osmanlı Devleti, Ermeniler Rus ordusu ile işbirliği yaptıkları ve silahlı kalkışma başlattıkları için tehcir kararını almıştır.


Tehcir kararı alınmasaydı, dökülen kanın daha az olacağını kimse iddia edebilir mi?

Tehcire Tabii Tutulmayan Ermeniler;
Çeteler kurarak Türk Köylerine ve Türk Ordusuna saldırmışlar
Rus Ordusuna katılarak Türk Ordusuna karşı savaşmışlardır.
Bu tespit bile O günün şartlarında Tehcirin gerekliliğini ortaya koymaktadır.



Kars'ta, birbirlerine bağlanmış ve Ermeniler tarafından canice katledilmiş Türk askerleri.

Kaynak: Massacre Exerted By The Armenian On The Turks During World War I Pictures.

Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler, savaş şartları gereği hayatını kaybetmiştir.

Tarihi olayları, içinde bulunulan şartlar göz önüne alarak değerlendirmek gerekir. Ve tehcir kararı, o günün şartlarına göre çok doğru bir karardır.
milkboy Tarih: 13.10.2006 20:13
SÖZDE ERMENİ İDDİALARI

1915-1918 yılları arasında 1.5 milyon Ermeni katledilmiştir.

Kayıp bu kadar olmasa bile Tehcir insanlık suçudur.

Katliamlar Hükümetin emir ve talimatıyla gerçekleşmiştir.

1,5 milyon Ermeni katledildi iddiası

Gerek Osmanlılar, gerekse yabancılar tarafından düzenlenen istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarında olduğunu ortaya koymaktadır.

400 bin civarındaki Ermeni tehcire tabi tutulurken, İstanbul ve Batı İllerindeki Ermeniler ve o tarihlerde Rus işgalinde bulunan Kars ve Van İllerindeki Ermeniler tehcire tabi tutulmamıştır .

Tehcire tabii tutulmayan Ermenilerin bir bölümü Türklere karşı kurulan çetelere katılmış, bir kısmı Fransız ordusuna katılarak, Kahramanmaraşta, Şanlıurfada, Adanada sivil halka saldırmış, gerek çete kuranlar gerekse Fransız ordusuna katılan Ermeniler, Fransız ordusu çekilirken onlarla birlikte Anadoluyu terk etmişlerdir.

1918 yılında, Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşanın Fransa Dışişleri Bakanı Monsieur Gout'a gönderdiği raporda Tehcire tabi tutulmayan Ermenilerden yaklaşık 290 bininin Kafkasya ve İrana yerleştiği ifade edilmektedir.

Ayrıca Rus ordusuna katılan, Amerika'ya ve Avrupa'ya göçeden Ermeniler vardır.

Küçümsenmeyecek sayıda Ermeninin de topraklarından ayrılmamak için Müslüman olduğu, bazı Ermeni kadınların Türklerle evlendiği, bazı Ermeni çocuklarının da evlat edinildiği bilinmektedir.

Cumhuriyet ilan edildiğinde 300 binin üzerinde Ermeni yurttaşımız vardı.

Kısacası bu dönemdeki Ermeni kaybı; tehcir sırasında bazı eşkıya gruplarının saldırısı , tifo dizanteri gibi hastalıklar ve iklim şartlarının elverişsizliği nedeni ile soğuktan donarak ölenler ile sınırlıdır.

Keşke bu kayıplar da olmasaydı.


Hastalık ve soğuk sonucu gerçekleşen kitlesel ölümler soykırım olarak nitelenirse, aynı yıllarda Sarıkamışda soğuktan ve hastalıktan ölen onbinlerce asker için Türk Soykırımımı diyeceğiz?

Ne Tehcir sırasında gerçekleşen ölümler, ne de Sarıkamış da askerlerimizin şahadeti soykırım değildir. Bu ölümler, iklim şartlarının ağırlığı yanında, savaş şartlarında yeterince ilaç ve doktor bulamamanın getirdiği sonuçlardır.

Tehcir sırasındaki ölümlerden hiçbiri "BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmede belirtilen Soykırım tanımı kapsamında değerlendirilemez.

Bu konuyla ilgili olarak, kimsenin görmek istemediği bir gerçek daha vardır: O da ölen Türklerin sayısıdır. Justin Mc Carthy bu konuda şunları yazmaktadır:Ölü Ermeni sayısı ele alınırken ölü Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız. İstatistikler çoğunun Türk olduğu 2.5 milyon Müslüman'ın da öldüğünü söylemektedir. Ermenilerin yaşadığı 6 vilayette 1 milyondan fazla Müslüman ölmüştür... Sivas ili savaş sınırları içinde değildi. Rus ordusu asla bu kadar içeri girmedi. Fakat Sivas'ta 180 bin Müslüman öldü. Aynı şey bütün Anadolu için geçerliydi.

Şu anda yaşandığı için hepimizin üzüldüğü bu müteessif olaylarda en az kusurlu Osmanlı Devleti ve Türk Milletidir.

Birinci Suçlu Ermenileri Osmanlı devletine karşı kışkırtan, onlara silah desteği veren Emperyalist Batı Ülkeleridir.
milkboy Tarih: 13.10.2006 20:09
OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA ERMENİLER

Ermeniler Osmanlı İmparatorluğunda en fazla korunan kollanan Hıristiyan toplum olmuştur.

Millet-i Sadıka (Sadık Millet) tanımlaması Ermeniler için yapılmıştır.

Osmanlı Mimarisine, Klasik Türk Müziğine Ermenilerin önemli katkıları olmuştur.

Devletin en üst noktalarında görev yapmışlardır.

Osmanlı Devlet Yönetiminde Ermenilere çok önemli görevler verilmiştir.İşte Bazıları

Agop Kazazyan Paşa - Maliye Nazırı
Sakız Ohannes Paşa - Hazine-i Hassa Nazırı - Meclis 2. Başkanı
Garabet Artin Davut Paşa - PTT ve Nafia Nazırı

Evet, Ermeniler Millet-i Sadıkadır, ancak Emperyalizmin bugün olduğu gibi 1914 lerde de Türkiye üzerinde hesapları vardır.

Batı ajanları ülkemize doluşur, ErmenilereBağımsız Ermenistan vaat edilir. Önce Patrikhane ve sonra bir kısım Ermeniler ikna edilir.

Ermeni çeteleri Türk Köylerine baskınlar yapar, insanlarımızı katlederler



Ordudan hava değişikliği için terhis edilen ve 23 Temmuz 1915'te Diyarbakır'ın Lice kazasına bağlı Kum ve Çom köyleri civarında elleri ayakları bağlanarak Ermeni komitecileri tarafından şehit edilen askerler.

Bu durum 1. Dünya savaşına katılan Osmanlı Devletinin doğu sınırlarının güvenliğini tehlikeye sokmaktadır. Ermenilerin bu faaliyetlerinin artması üzerine, Çanakkale Savaşları sırasında askeri gücünün önemli bölümünü buraya nakleden Osmanlı Devleti, doğu sınırlarını korumak, bir iç ayaklanmanın neden olacağı sakıncaları yoketmek için, devleti koruma refleksiyle 27 Mayıs 1915 te Tehcir Kanununu çıkarmıştır.

Yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul'un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmişlerdir.

Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret göstermiş, bu gayret, yabancı diplomatlarca da tesbit edilmiştir.

Tehcir sırasında meydana gelen ölümlerin önemli bir bölümü eşkıya gruplarının saldırısı sonucu gerçekleşmiştir. Dersim bölgesinden geçen kafilelere bölge halkının saldırıları sonucunda yaklaşık 5-6 bin kişi öldürülmüştür.

Ayrıca, tifo dizanteri gibi hastalıklar ve iklim şartlarının elverişsizliği nedeni ile soğuktan donarak ölenler de olmuştur.

Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur.