Bazen kaçarız... Mecburiyetlerimizden; diş bilemelerimizden, iç geçirmelerimizden, çevremizi saran duvarlardan, sahte masumiyetlerimizden, hiç sorulmadan yüklendiğimiz sorumluluklarımızdan kaçarız.

Bir başkasına; seçtiğimiz, ayırdığımız, sevdiğimiz bir başkasına kaçarız.

Kimi zaman yalnızlığın kulaklarımızı sağır eden uğultusundan kaçarız.

Çoğu zaman bizi boğan sıkıntılarımızdan, bunaltımızdan, bitmek bilmeyen iç bulantımızdan...

Hayatımızı eline teslim ettiğimiz yalanlardan...

Kuyruğu dik tutma zorunluluğundan...

Kalp kırıklıklarımızdan...

Her şeyin otomatiğe bağlandığı duygusu uyandıran şu modern yaşamdan...

Ve daha ne çok şeyden, kaçarız.

Sevdiğimiz, ayırdığımız, bizi sevdiğine inandığımız birine kaçarız.

Onu sevgilimiz yaparız.

Biz kaçak, ilişkimiz sığınaktır artık.



***


Tamam, itiraf edelim ki, sevmek çoğu zaman katlanmaktır.

Birbirimize katlanmanın en şık yolu, en güzel adıdır.

Fakat bazen de kaçmak, ardına bakmadan koşmak, koşmak, koşmaktır sevmek...


***


Bazen birini severiz; birdenbire lavaboya koşup kapıyı kapatıp yüzümüzü yıkar; aynaya bakıp saçımızı başımızı toplar, iki dakika soluklanıp öyle dışarı
çıkar gibi...

Bazen de kapıyı vurduğumuz gibi sokağa fırlar gibi severiz...

Kimi zaman uzaktadır sevgili, hatta hep uzaktadır; sabaha karşı ruhumuz bedenden firar eder de yanına uçar.

Çoğu zaman yanımızdadır sevgili; işten güçten, eşten dosttan her bunalışımızda onun kucağına, sarılışına, gözbebeklerindeki ışıltıya kaçarız.

Sevmeyi eşsiz yapan şey budur biraz da...

İçinde kalbi küt küt atan bir kaçak saklaması!


***


Hele aşk!..

O kaçar ve kaçtığı ne varsa tarihten silmek ister.

Hep sormuşumdur kendime; Aşkı harekete geçiren nedir? Yoksa insanın geçmişini silme isteği midir bizi aşka yönelten?

Şöyle bir bakın; en tutkulu serüvenlerin kahramanlarına; karasevda kurbanlarına, aşktan yanıp tutuşanlara, bir bakın.

Çoğu taşınması ağır bir kişisel tarih yükünü sırtlanmış insanlardır. Aşk imdatlarına yetişir ve o yükü bir kenara fırlatır atar...

Birisi, özel birisi "şşşşt, sus!" der onlara; "ben seni istiyorum, geçmişini değil!"

İşte o an aydınlanır ortalık, geçmiş kararır.

Aranan kan bulunmuştur artık! Yaşamak hastalığı yerini aşka terkediverir.

"Aşk yeniden doğmaktır" diyenlerin kastettikleri biraz da budur.


***


İşte o yüzden aşka sadece hayatı temize çeken bir kalem gibi bakmak yanlış olur.

Aşk, aynı zamanda silgidir.

Geçmişi silen, silebilen bir silgi...

Bu yüzden önünde diz çökeriz onun, bu yüzden nerede görsek alnından öperiz.

Çünkü bir tek aşkın yaratabileceği sarhoşluk; bir tek aşkın yol açabileceği kadar devrimci bir kaçış bunu becerebilir.

Bir tek aşk, bizi kişisel tarih yükümüzün ağırlığından kurtarır ya da öyle sandırır.

Ama biliyoruz ki, silgilerin de bir ömrü var.

Ne demişti Ece Ayhan?
"Silgiler silerken silinirler de..."

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 502
favori
like
share
sonbahargibi Tarih: 02.11.2006 16:28
NEFİS BİR YAZI .ÇOK TEŞEKKÜRLER
ERIK_NL Tarih: 28.10.2006 02:36
tskler
BoardBeLasi Tarih: 27.10.2006 18:26
Çoğu zaman yanımızdadır sevgili; işten güçten, eşten dosttan her bunalışımızda onun kucağına, sarılışına, gözbebeklerindeki ışıltıya kaçarız.

Sevmeyi eşsiz yapan şey budur biraz da...

İçinde kalbi küt küt atan bir kaçak saklaması!

cok guzel bir paylasim

tessekurler..
ozlems_o Tarih: 25.10.2006 00:37
Tamam, itiraf edelim ki, sevmek çoğu zaman katlanmaktır.

Birbirimize katlanmanın en şık yolu, en güzel adıdır.

Fakat bazen de kaçmak, ardına bakmadan koşmak, koşmak, koşmaktır sevmek...

kaçmak koşmaktır sevmek :3: ne güzel tanımlamış

teşekkürler canımcım
züleyha Tarih: 24.10.2006 20:32
yüreğine sağlık...