Yayınevlerinden en yeniler



Yayınevleri birbiri ardına yepyeni kitapları okurla buluşturuyor.Her kitap keyifli bir yolculuk, yepyeni bir dünya....


Savrulanlar

Esmahan Aykol
Merkez Kitaplar


Kelepir Ev ve Kitapçı Dükkanı adlı polisiye kitaplarında Kati Hirşel adlı artık Türkleşmiş bir Alman karakteri okura tanıtan Esmahan Aykol, Savrulanlar'da bambaşka bir kadının öyküsünü anlatıyor.Baskıcı bir babanın kızı olan Ece, gönlünü kaptırdığı evli sevgilisinen kurtulmak için Londra'ya kaçmakta bulur çareyi. Bir Kürt lokantasında bulaşıkçılık yapmaya başlar. Orada çeşitli ülkelerden gelen göçmenlerle tanışır. Tek amacı vardır: geçmişin kötü anılarını silip yepyeni bir sayfa açmak.

Hayatına yön veren en önemli insan olan büyükbabasının geçmişte ona anlattığı hikayelerin kendi hayatına da yön verdiğinin farkına varır Ece.

Aykol, Savrulanlar'da okuru Birinci Dünya Savaşı öncesi Van sokaklarından Kapalıçarşı zanaatkarlarının atölyelerine Londra sokaklarından Hakkari'ye oradan İstanbul'a ve Balkanlar'a yani deyim yerindeyse dünyanın dört bir yanına götürüyor. Balkan Savaşları ve tehcir yıkımından günümüze uzanan bir göçün tutunmaya çalışan insanlarının öyküsünü anlatıyor.

Karakalpak Kızı

Tulepbergen Kaipbergenov
Çeviren: Kayhan Yükseler
Evrensel Basım Yayın

Özbekistan'ın özerk cumhuriyeti Karakalpakistan'ın yetiştirdiği önemli bir yazar Tulipbergen Kaipbergenov. Sosyalist gerçekçi anlaylışla kaleme aldığı ilk romanı Karakaplak Kızı ile tüm eski Sovyetler'de adını duyurdu. Kitap o zamanki Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin hemen bütün dillerine çevrildi.

Romanında 1900'ların başına götürüyor okuru Kaipbergenov. Rusya'da bir devrim süreci yaşanmaktadır. Ve bir Karakalpak kadınıyla birlikte bütün Karakalpak halkının da kaderi değişmektedir.

Stella Düşerken

Linn Ullmann
Çeviren: Adem Uludağ
Can Yayınları


İsveçli ünlü yönetmen Ingmar Bergman'la Norveçli oyuncu Liv Ullmann'ın kızları olan Linn Ullmann'ı Sen Uyumadan Önmce adlı kitabıyla tanıyor Türk okuru.

Ullmann bu kez Stella'nın öyküsünü anlatıyor. Kitap Oslo’da sıcak bir yaz akşamında başlıyor. Martin, Stella’yı birlikte yaşadıkları on yıla damgasını vuran tehlikeli oyunların bir yenisine davet eder: Dokuz katlı binanın çatısında bir denge hareketi yapacaklardır. Çatının kenarında yürümeye başlarlar. Stella sendeler, bir an Martin’in kolları arasına yuvarlanır ve sonra dehşete kapılmış izleyicilerin çığlıkları arasında yere düşer. Martin onu kurtarmaya çalıştı mı, dersiniz?

Görgü tanıklarının, Martin’in, Stella’nın kızı Amanda’nın, dostu Axel’in ağzından Stella’nın öyküsünü dinliyor, onun farklı kişilerin gözündeki farklı niteliklerini öğreniyoruz: kıskanç bir eş, tutkulu bir sevgili, melek gibi bir hemşire, anne sevgisinden yoksun bir çocuk, özverili bir anne ve biz yaşayanların artık öğrenemeyeceği bir sırrı olan kadın. Ölümden öte bir yerden bize seslenen Stella ise görünürdeki mutlu ve düzenli yaşantısının ardında nasıl kırılgan bir yaşam sürdüğünü anlatıyor.

Stella’nın yaşamını, geride bıraktığı insanların anılarında izlerken, o kişilerden her birinin yaşam öyküsünü de gözlemliyoruz.

Sevgiliye Mektuplar

Rosa Luxemburg
Çeviren: Nuran Yavuz
Agora Kitaplığı

"Dyodyuşka, altın kalplim, en sevgili! Bana gönül alıcı, güzel mektuplar yaz, biraz alçakgönüllü ol, inayet et de arada beni sevdiğini söyleyiver. Kendini küçültmekten korkma. Sen bana, bugün benim sana verdiğimden üç kuruşluk daha çok sevgi vermişsin, eee, n'olmuş yani? Benden karşılık görmezsin korkusuyla duygularını açıklamaktan çekinme, utanma -kuşkusuz, duyguların varsa eğer. Yoksa, zaten zorla çekip alamam ki. Ruhunla diz çökmeyi de öğren, yalnızca ben kollarımı açıp seni çağırdığımda değil, ben arkamı döndüğümde de. Kısacası, cömert ol, harca, israf et sevgini benim için. Senden bunu istiyorum! Ne yazık ki seninle sürekli birlikte olmak benim kişiliğimi bozuyor, ama bunu bilmek seninle boğuşma gücü veriyor bana. Unutma, teslim olmalısın, çünkü sevgimin gücü nasıl olsa sana boyun eğdirecek.

Devrimler çağının ve Spartakistlerin önderlerinden Rosa Luxemburg'un sevgilisi ve yoldaşı Leo Jogiches'e yazdığı, kadın olarak aşkını ve mücadeleye adanmışlığını döktüğü mektupları yeniden okurla buluşuyor...

İçimdeki Timsah

Ali Poyrazoğlu
Merkez Kitap

TV'nin siyah- beyaz olduğu dönemde milyonlarca kişinin hayatına "Ali Uyanık" tiplemesiyle girdi Ali Poyrazoğlu... O gün bugündür de hâlâ orada.

Hep çok yönlü, hep çok renkli, hep çok ilginç. Sohbetleriyle, oyunlarıyla, yazılarıyla...
Tiyatroculuğu, radyoculuğu, televizyonculuğu, yönetmenliği, çevirmenliği, kuklacılığı, yazarlığıyla.

İçinde yaşadığı topluma ironik-eleştirel bir gözle bakabilen, en gülünecek olayları ciddiyet penceresinden, en ağlanacak olayları gülerek gözleyebilen bir sanatçı Poyrazoğlu.

Gündelik yaşam içinde kıyısından geçtiğimiz, farkına varmadığımız, sıradan saydığımız küçük hadiseleri örtülerinden sıyırıp önümüze koyuyor.

Hepimizin yaşadıklarını hepimiz için kâğıda döken Ali Poyrazoğlu, tadına doyulmaz sohbetlerinden bir demetiyle yine aramızda. Tanımayanlar tanısın, tanıyanlar hasret gidersin diye...

Kırmızı Mantolu Küçük Kız

Roma Ligocka
Çeviren: Nuriye Yigitler
Altın Kitaplar

Steven Spielberg’in yönetmenliğini üstlendiği Schindler'in Listesi adlı filmi izleyenler bilir. Varşova gettosunun Naziler tarafından boşaltılması sırasında, bütün o çığlıkların, gözyaşlarının, cının ve ölümün arasında dolaşıp duran kırmızı mantolu küçücük bir kız. Siyah -beyaz filmin tek renkli görüntüsü... İşte o kırmızı mantolu küçük kız şimdi İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarını anlatıyor. Büyük bir açıksözlülükle. Irkdaşları olan tüm Yahudiler gibi gettoya kapatılan ama annesinin azmi ve kararlılığı sayesinde gettodan kaçıp sahte kimlikle yaşamayı başaran Roma Ligocka, çocukken yaşadığı ama hayatının sonuna kadar onunla birlikte gidecek olan hüzünlü anılarını paylaşıyor.

Spielberg'in yönetmenliğini yaptığı Schindler’in Listesi filminin Polonya-Krakov galasında Roma Ligocka adında bir kadın şaşkın gözlerle filmi izliyordu. Tam bu sırada o unutulmaz sahne oynanmaya başlandı: Kırmızı manto giymiş küçük bir kız annesinin elinden tutmakta ve bu kare, savaşın-soykırım en dramatik sahnelerinden bir olarak beyazperdeden izleyenlerine ulaşmaktaydı. Kadın içinden, “Bu benim! O kırmızı mantolu küçük kız benim!” diye haykırdı. Çünkü, o da annesiyle birlikte filmin anlattığı tarihte aynı toplama kampında bulunuyordu ve üstünde hep kırmızı bir manto vardı. Açlığa, soğuğa, hastalığa; erkekleri, kadınları ve çocukları en küçük bir bahaneyle bile gözlerini kırpmadan öldüren SS’lere rağmen hayatta kalmaya çalışıyorlardı.

Kırmızı Mantolu Küçük Kız Roma Ligocka, bu filmle birlikte tam elli yıl öncesine gitti. O güne kadar kendisini kâbuslarla takip eden ve hayatının hiçbir döneminde peşini bırakmayan kahredici anılar zihninde yeniden canlandı. Roma, elli yıl sonra çekilen bütün acılarla tek tek yüzleşerek bu anıları yeniden yaşadı.

Robert Capa

Richard Whelan
Türkçesi: Mehmet Harmancı
Agora Kitaplığı

Robert Capa, asıl adıyla Andre Friedmann, 20. yüzyılın en ünlü fotoğrafçıları ve fotoğrafçı-gazetecilerinden biri. Aklı ve gönlü Cumhuriyet'in kazanmasından yana olarak katıldığı İspanya İç Savaşı'nda çektiği "Vurulup Düşen Asker" fotoğrafıyla bütün dünyada ün kazanan, Almanya'dan Kuzey Afrika'ya, ABD'den Çin'e dünyanın neresinde çatışmalar, kitle eylemleri ve savaşlar varsa serüvenci ruhuyla ve barışçı tutumuyla kendini oraya atan, "Teknik olarak kötü ama güçlü bir görüntüyü, tekniği iyi ama zayıf bir görüntüye her zaman tercih ederim," düsturuyla mesleğini yürüten ve hem meslektaşlarının haklarını koruması hem de hevesli gençlerin bu meslekte ilerlemelerine yardımcı olmak amacıyla dört arkadaşıyla Magnum'u kuran fotoğrafçı.

Richard Whelan'ın kaleme aldığı bu kitap, onunla tanışıp âşık olunca 'bizi ancak kazma-kürek ayırabilir' dediği ve İspanya İç Savaşı'nda ölünce ikisini gerçekten de kazma küreğin ayırdığı Gerda'yla büyük aşkı, Hemingway'den Steinbeck'e, Gary Cooper'dan Picasso'ya ve Ingrid Bergman'a kadar kolayca kurduğu arkadaşlıkları ve ömrü boyunca kendini göçmen sayıp eline geçen her kuruşu çevresindekilerle harcamaya ayırtan gönlübol tutumuyla Robert Capa'nın en kapsamlı ve doğru biyografisi olarak kabul edilmektedir.

.

Düşler Düşü

Antonio Tabucchi
Çeviren: Semin Sayıt
Can Yayınları

Anton Çehov'un düşünde neler gördüğünü bilmek istemez misiniz? Peki ya Garcia Lorca'nın, Freud'Un ya da sözgelimi Mayakovskinin... Usta yazar Antonio Tabucchi bu sıradışı anlatısını işte bu ana fikir üzerine kurmuş: Düşgücü ustalarının düşleri...

Yaşamı boyunca kendisini etkilemiş olan 20 sanatçının rüyalarını anlatma görevini üstlenen yazar, bu hayali serüvende edebiyatçı kimliğinin de ip uçları veriyor.

Edebiyatı, bellek ve bilinçlenme yolundaki engelleri aşabilme gücü olarak gören Tabucchi, sanatçı belleğine de günümüz kitle iletişim kültürünün yaydığı kısa ve geçici bellek karşısındaki farklılık ve yoğunluğu ile ayrı bir değer yüklemekte, edebiyat tarihini olduğu kadar, insanlık tarihini de oluşturduğunu savunmaktadır.

Kitapta rüyalarına yer verilen kişilerin ( Rabelais, Goya, Garcia Lorca, Debussey, Freud vb.), yaşadıkları dönemler çok farklı olmasına karşın ortak noktaları da , ilgi alanlarında etkili olmaları ve kuşaklar boyu unutulmadan klasikleşerek edebiyat ve sanat tarihine mal olmalarıdır.

Katilin Şeyi

Algan Sezgintüredi
İthaki Yayınları

Polisiye dünyamıza bir özel dedektif daha katıldı; Vedat Kurdel. Aslında bir de ortağı var Vedat Kurdel’in. Ancak ikilinin akıl yanını temsil eden Tefo’nun pek öyle ünde vitrinde gözü yok. Vedat’sa işin bu yönünü sevdiği için, yaklaşık on yıl önce başlayan meslek yıllarından seçme parçaları hikaye etmeye karar vermiş. On yıl öncesi bugüne karşılık geliyor. Çünkü Vedat Kurdel, 2015 yılında yazıyor polisiye romanlarını.

Çok şükür gerçek hayatta pek az karşılaştığımız 'seri katil'lerden yola çıkarak kurgulanan Katilin Şeyi, ABD kaynaklı bu toplumsal olguyu bizim toplumumuza adapte etmeyi başarıyor...




Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 687
favori
like
share
CADIKIZ Tarih: 12.11.2006 22:38
[COLOR=coral]Bence tr,de olanlar cok sansli ama tabi okumasini sevenler icin..
valla ben cogunluk yabanci romanlar okuyorum ,cunku tr,cede istedigim kitaplar burda bulunmuyo :76:
casper Tarih: 12.11.2006 13:53
bu yeni ve güzel kitap bilgileri için çok teşekkürler sennurcum,

umarım kitap kurtları faydalanırlar bu son haberlerden