Ünlü Queen grubunun beyni ve vokalisti Freddie Mercury hayranlarını bırakıp gideli 15 yıl oldu. 24 Kasım 1991'de AIDS'ten öldüğünde, arkasında, hepsine de kişiliğini sindirdiği 18 albüm, rengarenk anılar, yaptığı resimler, çektiği fotoğraflar, Bohemya Rapsodisi, Monserrat Caballe'yle birlikte seslendirdiği Barcelona ve bir dolu soruyla müthiş bir efsane bırakmıştı.

Rock'un en yüksek oktavlı sesi, teatral yorumlarıyla sahne dünyasının en kendine özgü kişiliklerinden biriydi. Biraz duygusal, biraz kasıntı; biseksüel ve maço; her şeyi satın alabilecek kadar zengin ve büyük yalnızlıkların adamıydı. Kendini müzik dünyasının erkek orospusu olarak tanımlamış; hatta hayatı güçlü bir şekilde sürdürebilmek için bunun gerekli olduğunu söylemişti. Tabii ki pek çok rock'çı gibi hızlı yaşadı; genç öldü. Nitekim ölmeden birkaç yıl önce yazdığı bir şarkıda Who Wants to Live Forever (Kim sonsuza dek yaşamak ister) diyordu. Son şarkılarından birinde ise adeta vasiyetini yazar gibi, Show Must Go On (Şov devam etmeli)...


Afrika'nın batı kıyısındaki Zanzibar adasında doğduğunda takvimler 5 Eylül 1946'yı göstermektedir. Bulsara soyadlı Hint anne babası, sonradan kullanmayacağı Farookh (Faruk) adını verirler ona. Faruk Bulsara'nın çocukluğu, Hindistan'ın Bombay kenti yakınlarında, İngilizler'in yoğun yaşadığı bölgede geçer. Okuduğu St. Peter yatılı okulu da bir İngiliz okuludur. Belki de bu yüzden, hayatı boyunca Hintliler'den
onlar diye sözedecek, onlardan nefret ettiği söylenecektir.

Genel olarak sanata, özel olarak da müziğe ve resme olan ilgisi o çok küçükken farkedilir. Yedi yaşında piyano dersleri almaya başlar. Ama asıl 1964'te ailece İngiltere'ye göç, sanat hayatını belirleyecektir. İngiltere'de Earling Sanat Okulu'nun grafik sanatları ve dizayn bölümüne yazılır. Okulda yaptığı ilk işlerden biri yine grup kurmaktır; heavy blues tarzında şarkılar yapan Wreckage (Hurdalık) adlı grubuyla söyler ilk şarkılarını. Okul yönetiminin hakkında yazdığı bir raporda şöyle tanımlanır:
İyi bir boksör, iyi şarkıcı, dikkat çekici bir piyanist, yenilmez bir masa tenisçisi, ülkeyi baştan başa koşabilecek ciğerde bir koşucu! Bu özelliklerinin çoğunu sahne hayatında kullanacaktır.

VE QUEEN DOĞUYOR

O yıllarda kesişir yolları, Smile (Tebessüm) adında bir grubu olan Brian May ve Roger Taylor'la. Smile'a katılır. Onu basçı John Deacon takip eder. Bütün bunlar 1970'lerin başında olup bitmiş; vokal ve keyboard'da Freddie, gitarda Brain, davulda Roger ve basta John olmak üzere Queen, 1972'de doğmuştur. 1973'te rock tarihinde yeni bir çığır açacak olan çıkış albümlerini yaparlar: Queen. 1975'te çıkardıkları A Night at the Opera (Opera'da Bir Gece) albümü ve albümdeki Bohemian Rhapsody (Bohemya Rapsodisi) ise müzik dünyasını altüst eder. O zamana dek eşi benzeri görülmedik bir şarkıdır bu; çok uzundur ve operayı çağrıştıran bölümleri vardır. Yapımcılar bu yüzden olsa gerek, tereddüt gösterirler yayımlamak için ama vokal performansını konuşturan Freddie bastırır. Parça asıl uzunluğunda olmasa bile yayımlanır ve yer yerinden oynar. İngiltere listelerinde dokuz hafta bir numarada kalarak rekor kıran Bohemya Rapsodisi, tarihte ilk klibin çekildiği parçalardan biri de olur.

İFLAH OLMAZ MAÇO

Queen kısa sürede İngiltere sınırlarını aşıp, Avrupa, Japonya ve Amerika listelerinde de zaferler kazanmaya; bu arada Freddie de özgün yetenekleriyle dikkat çekmeye başlar. Bir kere rock dünyasının en yüksek oktavlı sesidir. Önceden tahmin edilemeyen bir kişiliği vardır; özellikle sahnede, kendi deyimiyle canavarlaşır. Kasıntı ve serttir ama aynı zamanda humoru da yerindedir. İlginç giysileri, sahneyi baştan sona katederek, teatral bir havayla gerçekleştirdiği şovları, dansları ünlerine ün katar. O Queen'in tartışmasız beynidir.

Queenin müzik tarihine kazandırdığı ilklerden biri de stadyum konserleri olur. Mesela Brezilya'nın San Paulo kentinde 230 bin kişiye verdikleri konser bir rekordur. Bir rekoru da İngiltere'nin en pahalı grubu olmakla kırarlar, hatta Guinnes Rekorlar Kitabı'na geçerler. 80'lerde bir yeniliğe daha imza atar grup; dağılmadığı halde her elemanı kendi solo albümünü çıkarmaya başlar. Elemanların ayrı albüm yapması genellikle grubun dağılacağını gösterir. Ama Queen asla dağılmaz. Sadece, Freddie'nin ölümünden sonra, Queen olarak anılmak istemediklerini açıklarlar.

1980'lerde, artık dünya çapında fenomendirler. News of the World, Jazz, Live Killers, The Miracle albümlerindeki pek çok parça listelerden inmek bilmez. Bu arada Freddie solo kariyerinde ilerlemeye başlamıştır. 1985'te Bad Guy'ı yapar, The Great Pretender'in cover versiyonu The Platters'ta o çok sevdiği kendi parodisini yapma duygusunu iyice tatmin eder. Eh, pek sevecenlikle anılan biri de değildir doğrusu; sefahat içindeki hayatı, biseksüelliğini hiç saklamaması, düzenlediği çılgın seks partileri, uyuşturucuyla yakın ilişkisi, İngiliz basınıyla arasına her zaman kara kediler girmesine sebeptir.

1990'lara gelmeden bir rüyasını gerçekleştirir; operanın divası Monserrat Caballe ile Barcelona düetini yapar. Caballe bu düeti yapmamak için uzun süre direnmiştir. Belki de eşcinsel bir rock şarkıcısıyla düet yapmanın şanına leke süreceğini düşünmüştür. Ancak düet gerçekleştikten ve büyük ilgi gördükten -hatta açılış şarkısı Barcelona, 1992 Barselona Olimpiyatları'nın marşı olduktan- sonra direnmekle hata ettiğini kabul eder.

Freddie Mercury biseksüeldir ama sahnede genellikle erkeksi görüntüsünü belirginleştirir, hatta en seksi erkek seçilir, hatta ve hatta ‘‘sahnelerin en iflah olmaz maçosu olarak anılır. Pek kırılgan bir görüntüsü yoktur ama nehirler gibi ağladığı çoktur.Money Can't Buy Happiness(Para Mutluluğu Satın Alamaz) diye şarkı yapar, yine de paranın olanaklarını sonuna kadar göstere göstere kullanır. Hatta bir röportajında öldükten sonra kimseye para bırakmayacağını, onlarla gömülmek istediğini söyler.

Kadın ve erkek pek çok sevgilisi olmuştur (her ilişkisi de kötü bitmiştir) ama bir erkeğe, hiçbir zaman bir kadına aşık olduğu gibi heyecanla aşık olamamıştır. Ona göre, sahnedeki başarısını, hayatına yansıtamaz. Doğrusu değişken bir kişiliği vardır. Onunla pek çok röportaj yapan gazeteci David Wigg, Mercury'nin arka arkaya, söylediklerinin tamamen zıddını söyleyebilecek bir insan olduğunu düşünür. Mercury, bir açıklamasında bu düşünceyi doğrulamıştır.Bir çeşit bukalemunum. Değişirim ve çeşitli moodlarım vardır. Ve sanıyorum ki bu çok farklı karakterler bir kişiyi kişilik yapar. Çok yumuşak olabilirim, fakat bu beni daha saldırgan yapabilir.


KORKTUĞU AIDSTEN ÖLDÜ

Parayı seviyorum, orama burama sürmekten büyük sevk alıyorum müzik dünyasındaki erkek oruspuyum gibi açıklamaları yüzünden ondan pek hazzetmeyen İngiliz bulvar basını, 1986 yılında HIV testi yaptırıp yaptırmayacağını soran bir gazeteciye s.tir git başımdan diye bağırdıktan sonra onu yüzyılın başbelası ilan eder. O da o günden sonra basınla ilişkisini kesecektir ve tersine tüm dünyayla... Irkçı ve faşist olduğu yolundaki eleştirilere ise hiçbir zaman cevap vermez, hatta cevabı benden başkasının bilmesini istemiyorum diyerek soru işaretlerinin sürmesini sağlar.

Mercury, David Wigg'le yaptığı son röportajlardan birinde, o zamanlar dünyada yeni yeni korku yaratmaya başlayan AIDS meselesinden sonra seksi bıraktığını söyler. Neredeyse bir rahibe gibidir! Halbuki seks onun için her zaman önemli olmuştur, hem de en uç noktalarda. Seks makinesi gibi yaşamak, dünyanın yarısını bilmemne yapmak istemiştir hep. Ama bu da kendisidir işte; aniden siyahtan beyaza geçebilen biri. Korktuğunu, seksi bıraktığını, mastürbasyon yaptığını anlatır. Ama bir süre sonra yakın arkadaşları AIDS'ten ölmeye başlar, onun hakkında da söylentiler çıkar. Takvimler 1991'i işaret ettiğinde, Queen'le birlikte yaptığı İnnuendo albümü yayımlanmıştır. Bohemya Rapsodisi gibi bu da ölümsüzlüğünün bir belgesidir adeta. Vokal performansı doruktadır artık ama ruh hali karamsardır biraz. Bu albümdeki Show Must Go On (Şov Devam Etmeli) şarkısını, bir vasiyet gibi yazdığı düşünülür.

O oyunu bırakıyordur artık. 23 Kasım 1991'de AIDS olduğu açıklanır. Bir gün sonra da AIDS'e bağlı zatürreeden öldüğü... Ardında büyük bir AIDS kampanyası ve çoğu bu kampanya için harcanan 25 milyon poundluk bir servet bırakır. Ve tabii inanılmaz şekilde yorumladığı şarkıları...

UNUTULMAZ ŞARKILARI
Bohemian Rhapsody-We Are The Champions-We Will Rock You-Jealousy
Don't Stop Me Now-The Show Must Go On-Killer Queen-Love Of My Life

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 2568
favori
like
share
SoN-GüL Tarih: 25.11.2006 01:12
[COLOR=chocolate]aci bir son...gercekten cok üzücü.. :76:
tesekkürler utku paylasimin icin