daha oncede soledigim gibi ben almanyada yasayan birisiyim ve musliman olmayan bir cok kisi ile munasebet icerisinde olmam gerekmete cogu zaman.
dogrusu onlardan cok sey ogrendim.simdiye kadar hep soylene gelenlere direk inandim ve hic dusunmedim nedenini.ama dikkat etkimki,musluman olmayan ve allaha inanci az olan insanlar olaya mantik cercevesinde yanasiyo vede daha once hic dusunmedigin,kendime sormam gerekipte hic sormadigim sorularla karsima cikiyo.bu da benim dinimi daha iyi ogrenmemi sagliyo.bana sorulan sorulardan bir tanesi daha soyle idi.
nasil oluyorda bir muslumanlikta inanc ve bilim birbirini destekliyo?bole bir seyin imkaansiz oldugu.cunku inanc demek; İnanılan şey, görüş, öğreti,Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma,Birine duyulan güven, inanma duygusu anlamindadir.
Ben bunu kendimce biraz aciklayabiliyorum.Ama sizlerinde goruslerini bekliyorum.Ozelliklede KONOMI arkadasimin goruslerini sabirsizlikla bekliyorum.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 876
favori
like
share
M.Kutsi Çil Tarih: 25.12.2008 17:37
Çok istifade ettim.Allah razı olsun.
waluable Tarih: 25.12.2008 16:42
TŞKR HEPİMİZE
waluable Tarih: 25.12.2008 13:15
ALLAH NRAZI OLSUN
waluable Tarih: 20.12.2008 16:51
teşekkür
uksimu Tarih: 12.01.2007 11:34
maşallah Allah c.c. ilminizi arttırsın ,inşallah . çok güzel bir paylaşım olmuş rabbim cennetine koysun sizleri ,inş.
KONAMI Tarih: 29.11.2006 09:22
Kardeşim...
Biraz faydamız olursa Allah[c.c] hamd olsun inşallah.
Şunuda unutmayalım ki..

* Bize değil Bize Söyleten RABBİME [C.C] Bakmak lazım.Tüm Hamdlar onadır. *

* Davamızın başıda sonuda O na hamd etmektir *

Selametle kardeşim.Herdaim yanındayım inşallah.
KONAMI Tarih: 28.11.2006 20:24
Kardeşim...
Bu sorduğun soru Hristiyan tebliğcilerin kullandığı bir yöntemdir.Bizim kime inanıyoruz kardeşim.ALLAH[C.C] a Elçilere[Peygamberlere] ve Kuran-ı Kerime inanıyoruz.
Kuran da, kâinat da Allah[c.c]ın kitabıdır: Birincisi kelam sıfatından gelir, diğeri ise kudret sıfatından.Bilim adamları, dine inansalar da, inanmasalar da kâinat kitabını okumakta ve Yaratanın kudret eserlerini tefsir etmektedirler.
* Botanik bilimi, bize bir ağacın özelliklerini anlatır.Ağacın topraktaki gıdaları nasıl aldığını, yapraklara kadar nasıl taşıdığını, meyvelerin nasıl meydana geldiğini, büyümenin ne şekilde olduğunu gösterir.Böylece, karşımıza hücrelerden oluşan, kökü, gövdesi, dalı, yaprağı, çiçeği ve meyvesiyle mükemmel bir makine çıkar.Üstelik de canlıdır.Şimdi insafla düşünelim: Bu harika makineyi akılsız, şuursuz, bilimden, iradeden ve kudretten mahrum basit bir toprak nasıl yaratır. Bitki alimlerinin dev laboratuarlarda bile bir tek yaprak yapmaya başaramıyorlar.Yine bunun gibi zooloji bilimi, aklımıza bir hayvanın iç dünyasının kapılarını açtı.Her hayvanın harikulade birer fabrika olduğunu anladık.Arı, bal yapıyor; elsiz bir böcek olan ipek böceği ipek dokuyor; koyun süt üretiyor.Bunların her biri Rabbanî bir fabrikadır.Kendilerine isnat edilen o sanata mucizelerini kendi ilim, irade ve kudretleriyle yapmış değillerdir.

* Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübinde vardır * [Enam 59]
Ayette geçen Kitab-ı Mübin tabiri ile kastedilen şey nedir? İslam alimleri, bununla, hem Kuran-ı Kerimi, hem de Levh-i mahfuzu anlamışlardır.Levh-i Mahfuz, sırrı ve mahiyeti sadece Allah tarafından bilinen ve içerisinde olmuş, olacak her şeyin yazılı bulunduğu bir levhadır. Yani Allahın kader kitabı.Ayetin taşıdığı bu iki ihtimalden sadece birini kesinlikle iddia edemeyiz.Öyle ise, Kitab-ı Mübin tabiriyle hem levh-i mahfuz ve hem de Kuran-ı Kerimin kastedilmiş olduğu söylenebilir.Bu durumda, Levh-i Mahfuzda her şey açık olarak bütün teferruatıyla yazılmış, Kuran-ı Kerimde ise özetlenmiştir.Aralarında ağaçla, ağacın çekirdeği arasında mevcut olan fark vardır.Söz gelişi, bir incir çekirdeği, nokta kadar küçüklüğüne rağmen, koskocaman incir ağacını boyu, dalı, yaprağı, meyvesi, tadı, kokusu vs. her çeşit hususiyetleri ile birlikte ihtiva etmekte, maddi manevi her yönünü, gözlerimizle görmemiz mümkün olmayan genlerde programlar halinde taşımaktadır.Bu ilmen ortaya konmuş bir gerçektir.

[COLOR=coral]* Kuranın Asıl Gayesi Açısından: Kuran-ı Kerimin asıl gayesi bize fenni bilgi vermek, geçmiş ve gelecekle ilgili tarihi malumat sunmak değildir.O, ne bir tarih, ne de coğrafya, fizik, kimya, keşifler, icatlar kitabıdır.Bu çeşit kitaplarda bulunan türden bilgileri Kuranda aramak, Kuranın asıl maksadını bilmemekten, onu hakkıyla tanımamaktan ileri gelir.Kuran her şeyden önce bir din kitabıdır.Yani, insanlara Allahı ve insanların Allaha karşı vazifelerini tanıtan bir kitap.Esasen bütün dinler, insan için, iki meçhul olan Yaratanı ve yaratıkların vazifelerini açıklamaya çalışır.Yaratan kimdir, nedir, nasıl bir varlıktır, neler yapmıştır, ne yapmaktadır, yaratmaktan maksadı nedir?İnsanoğlu bunları öğrenmek ve anlamak ister.Yine isteriz ki, mahlukat nedir, nereden gelmiştir, sonu ve akıbeti ne olacaktır, bu dünyadaki işi ve vazifesi nedir, bilsin, anlasın.
İşte Kuran-ı Kerimin esas gayesi, bu soruları cevaplayarak insanlara Rablerini ve kendilerini tanıtmaktır.Kuran-ı Kerim, bununla beraber diğer mahluklardan da bahseder.Arz ve sema; ay, güneş ve yıldızlar, hayvanlar ve ağaçlar; dağlar, denizler ve nehirler onda hep geçit resmi yaparlar.Ancak bunlardan bahis de, esas itibariyle, yukarıda kaydedilen iki maksat içindir: Ya Allahın kudretini, onlar üzerindeki tasarrufunu belirtmek, bunları bir delil ve vasıta yaparak Allahı tanıtmak; ya da bunların insana olan faydalarını, yaratılış gayelerini belirterek insanlara kulluk vazifelerini hatırlatmak ve buna teşvik etmektir.Kuran-ı Kerim'de galaksiler, yıldızların sayısı veya güneşin çapı, dünyadan uzaklığı, neşrettiği şualar ve ısı derecesi gibi, fenni bilgiler yer almaz. Zira, bu çeşitten eşyanın bizzat kendisini tanıtan bilgiler, Allaha sunulan ibadet açısından ehemmiyet taşımazlar. Güneş, bunca azamet ve hizmetine rağmen, kulluk dairesi içerisindeki ehemmiyeti yönüyle, ayet-i kerime'de bir lamba, bir mumdur. Dünya da bazen bir beşik, bazen bir döşektir. Gök kubbesi ise, yıldızlarla süslenmiş bir tavandır.Uçsuz bucaksız kainatın, böylesi tasviri yanında, beşeri icatlar, Kuranda nasıl zikredilme hakkı isteyebilirler? Zira bunlar, hem cisimleri ve hem de hizmetleri yönünden kainatın parçalarına nazaran çok küçük ve sönük kalırlar.Öyle ise, Kuran-ı Kerimin, beşeri icatlara uzaktan ve dolaylı bir işarette bulunması onlar için yeterlidir.
[COLOR=coral]* İmtihan Sırrı Açısından: Kuran-ı Kerimin fenni icatlardan veya geçmiş ve gelecek hadiselerden, herkesin anlayacağı bir tarzda açık olarak bahsetmeyişinin bir diğer sebebi, imtihan sırrının gereğidir.Bununla şunu kastediyoruz: İnsanlar, diğer mahluklar gibi, sabit, değişmez belli bir kabiliyet üzerine yaratılmamıştır.O, Yaratılışı itibariyle son derece terakki yükselme ve tedenni düşmeye müsaittir.Manen ilerleyerek meleklerden üstün olabileceği gibi; ruhen, ahlaken gerileyerek hayvanlardan çok daha aşağılara düşebilecektir.Cenab-ı Hakk, insanları bu mahiyette yarattıktan sonra başı boş bırakmamıştır. Peygamberlerle, yüce hedeflere terakki edip yükselmenin şartlarını öğrettiği gibi, ilerlemeye mani olacak engelleri, onu alçaltıcı, düşürücü sebepleri de göstermiş ve şöyle emretmiştir:
* İşte sana iki yol, birinde gidersen yükseliş, diğerinde gidersen alçalış var. Sakın nefsine, şeytana uyup kendini alçaltma. Aksi takdirde bundan hesap verecek, ebedi hüsrana uğrayacaksın *
İşte insanın manen ve hatta maddeten yükselmesi, bu gösterilen doğru yolu hür iradesiyle seçmesine bağlıdır.Hayat ise, böyle bir seçimin yapılması için verilen bir fırsattır, bir imtihandır.Bu imtihanın gerçek manada imtihan olması ve insanın yaptıklarından sorumlu tutulabilmesi için, seçim işinde zora maruz kalmaması lazımdır. Her şeyi aklı ile görmeli, iradesi ile seçmelidir.Her devirde peygamberler gelerek, bu ilahi tebliği tazelemişler, zamanla unutulan, perdelenen hakikatleri yeniden akılların anlayacağı şekilde açıklayıp gitmişlerdir.Fakat zorlamamışlardır. Hiçbir peygamber, tebligatını yaparken, insanlara zorla benimsetme cihetine gitmemiştir.Bir bakıma aklı şaşırtıcı olan mucizeler bile, tamamen susturucu, herkesi kabule zorlayıcı olmamıştır.Söz gelişi, Hz. Musanın asası, sihirbazların göz bağlayıcı iplerini yutarak, hilelerini iptal ettiği zaman sihirbazlar:
* Harun ve Musanın Rabbine inandık diye imana gelirken, Firavun: Bu hepinize sihir öğreten büyüğünüz * [Ta-Ha, 71]
diyebilmiş, küfrüne devam edebilmiştir.Keza, Hz. Peygamber Mekke müşriklerinin talebi üzerine, parmağıyla işaret buyurduğunda gökteki ay ikiye bölündüğü zaman; onlar: Muhammed sihriyle semaya da tesir etmeye başladı diyerek direnmeye devam edebilmişlerdir.
* Demek ki, din bir imtihandır.Bu imtihanda, akla kapı açılır, fakat, irade elden alınmaz.Öyle ise, istikbalde insanların keşfedeceği teknikten, karşılaşacakları hadiselerden herkesin görüp anlayacağı şekilde Kuran-ı Kerimin bahsetmesi bu ana prensibe aykırı düşer.Çünkü, böyle bir şeye kimse itiraz edemeyeceğinden ister istemez herkes kabul etmek zorundakalır *

* Sonuç Şudur ki * PANASON * kardeşim..

* Kuran-ı Kerim'de istikbalde ulaşılacak bilgi ve fenlerle ilgili ayetler çoktur.Bu çeşit ayetler, sadece eski peygamberlerin mucizeleri veya tarihi hadiselerin hikayeleri vesilesiyle varid olmamıştır.İnsan ve kainatın yaratılışını ve tabiatta cereyan eden kevni hadiseleri konu edinen ayetlerden,insanı tefekküre, ibrete teşvik eden ayetlere varıncaya kadar Kuranın pek çok mevzu hakkındaki ayetlerinde bir kısım ilmi, fenni hakikatler mevcuttur.Her ilme mensup ihtisas sahipleri bunlardan kendi sahasına girenleri zamanı geldikçe bulup çıkarabileceklerdir *

[Kardeşim bilgiler yeterli değil ise yazarsan inşallah.Yeni bilgileri paylaşırız kardeşim.
Kaynak:
* Kuran-ı Kerim Mucizeleri